قَالَ لَهُ صَاحِبُهُ وَهُوَ يُحَاوِرُهُٓ اَكَفَرْتَ بِالَّذ۪ي خَلَقَكَ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ سَوّٰيكَ رَجُلاًۜ ٣٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَ | dedi ki |
|
| 2 | لَهُ | ona |
|
| 3 | صَاحِبُهُ | arkadaşı |
|
| 4 | وَهُوَ | kendisiyle |
|
| 5 | يُحَاوِرُهُ | konuşan |
|
| 6 | أَكَفَرْتَ | inkar mı ediyorsun? |
|
| 7 | بِالَّذِي |
|
|
| 8 | خَلَقَكَ | seni yaratanı |
|
| 9 | مِنْ |
|
|
| 10 | تُرَابٍ | topraktan |
|
| 11 | ثُمَّ | sonra |
|
| 12 | مِنْ |
|
|
| 13 | نُطْفَةٍ | nutfe (sperm)den |
|
| 14 | ثُمَّ | sonra da |
|
| 15 | سَوَّاكَ | seni biçimlendireni |
|
| 16 | رَجُلًا | bir adam olarak |
|
قَالَ لَهُ صَاحِبُهُ وَهُوَ يُحَاوِرُهُٓ اَكَفَرْتَ بِالَّذ۪ي خَلَقَكَ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ سَوّٰيكَ رَجُلاًۜ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. لَهُ car mecruru قَالَ fiiline mütealliktir. صَاحِبُهُ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Mekulü’l-kavli, اَكَفَرْتَ ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. İsim cümlesidir. وَ haliyyedir. Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. يُحَاوِرُهُٓ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
يُحَاوِرُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
Hemze istifhâm harfidir. كَفَرْتَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur. الَّذ۪ي müfred müzekker has ism-i mevsûl بِ harf-i ceriyle كَفَرْتَ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası خَلَقَكَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
خَلَقَكَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنْ تُرَابٍ car mecruru خَلَقَكَ ’ye mütealliktir.
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. مِنْ نُطْفَةٍ car mecruru atıf harfi ثُمَّ ile مِنْ تُرَابٍ ’e matuftur. سَوّٰيكَ fiili, atıf harfi ثُمَّ ile sıla cümlesine matuftur.
سَوّٰيكَ elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. رَجُلاً ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ثُمَّ ; Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُحَاوِرُ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi حور ’dir.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik-ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
سَوّٰي fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi سوي ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
قَالَ لَهُ صَاحِبُهُ وَهُوَ يُحَاوِرُهُٓ اَكَفَرْتَ بِالَّذ۪ي خَلَقَكَ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ سَوّٰيكَ رَجُلاًۜ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
Mütekellim Allah Teâlâ’dır.
Hal وَ ’ıyla gelen وَهُوَ يُحَاوِرُهُٓ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayette, وَهُوَ يُحَاوِرُهُٓ [onunla karşılıklı konuşurken] denilmesi, söylenecek kelamın muhavere için söylenen önemli bir kelam olduğuna baştan dikkat çekmek içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bahçe sahibinin hali olan وَهُوَ يُحَاوِرُهُٓ cümlesi, 34. ayette de geçmişti. Aralarında tekrir ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اَكَفَرْتَ بِالَّذ۪ي خَلَقَكَ مِنْ تُرَابٍ , inkârî istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen taaccüp ve kınama amacı taşıyan cümle mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Buradaki soru azarlama için gelen inkâri istifhamdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu ayette bir müminin, kâfir olan arkadaşına aslının adi bir şey olduğunu hatırlatması rivayet edilirken تُرَابٍ kelimesi seçilmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
طين değil de تُرَابٍ kelimesinin tercih edilmesi teşâbüh-i etrâf sanatının bir örneğidir. Çünkü تُرَابٍ toprağın en basit halidir.
Mecrur mahaldeki müfred müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ي , harf-i cerle اَكَفَرْتَ fiiline mütealliktir. Sılası olan خَلَقَكَ مِنْ تُرَابٍ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
مِنْ نُطْفَةٍ , terahi ifade eden atıf harfi ثُمَّ ile مِنْ تُرَابٍ ’e atfedilmiştir. Cihet-i câmia tezâyüftür. Kelimelerdeki nekrelik, nev ve tazim içindir.
مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ sözündeki مِنْ harfi, ibtidaiyyedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
ثُمَّ سَوّٰيكَ رَجُلاً cümlesi, tertip ve terahi ifade eden ثُمَّ ile sıla cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mef’ûl olan رَجُلاً ’in tenkiri, nev ve tazim ifade eder.
الَّذ۪ي ’den sonra yaratılış merhaleleri sayılmıştır. Bu üslup taksim sanatıdır.
اَكَفَرْتَ بِالَّذ۪ي خَلَقَكَ sözündeki istifham inkâr ve taaccüp için kullanılmıştır. Hakiki anlamda değildir. Çünkü arkadaşı onun müşrik olduğunu biliyordu. Bunun delili وَلَٓا اُشْرِكُ بِرَبّ۪ٓي اَحَداً sözüdür. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Ayette kâfir olan, kıyametin de kopacağını sanmıyorum demiş, mümin olan da onu küfre nisbet ederek, Seni, bir topraktan yaratanı inkâr mı ettin? demiştir ki bu da öldükten sonra dirilmenin olacağına dair şüphe duyan kimsenin kâfir olduğuna delâlet eder. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)
Bu ayet, ölüm sonrası dirilişin deliline de işaret etmektedir. Nitekim diğer bir ayette de şöyle denilmektedir: “Ey insanlar! Eğer ölüm sonrası diriliş hakkında şüpheniz varsa düşünün ki Biz sizi muhakkak ki topraktan yaratmışızdır.” (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm, Hac Suresi, 5)