وَمَٓا اَظُنُّ السَّاعَةَ قَٓائِمَةًۙ وَلَئِنْ رُدِدْتُ اِلٰى رَبّ۪ي لَاَجِدَنَّ خَيْراً مِنْهَا مُنْقَلَباً ٣٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَمَا | ve hiç |
|
| 2 | أَظُنُّ | zannetmem |
|
| 3 | السَّاعَةَ | kıyametin |
|
| 4 | قَائِمَةً | kopacağını |
|
| 5 | وَلَئِنْ | şayet |
|
| 6 | رُدِدْتُ | döndürülsem bile |
|
| 7 | إِلَىٰ |
|
|
| 8 | رَبِّي | Rabbime |
|
| 9 | لَأَجِدَنَّ | bulurum |
|
| 10 | خَيْرًا | daha güzel |
|
| 11 | مِنْهَا | bundan |
|
| 12 | مُنْقَلَبًا | bir akıbet |
|
وَمَٓا اَظُنُّ السَّاعَةَ قَٓائِمَةًۙ
Fiil cümlesidir. Atıf harfi وَ ’la önceki ayetteki مَٓا اَظُنُّ cümlesine atfedilmiştir.
مَٓا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَظُنُّ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir. السَّاعَةَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. قَٓائِمَةً ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
قَٓائِمَةً , sülasi mücerredi قوم olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَئِنْ رُدِدْتُ اِلٰى رَبّ۪ي لَاَجِدَنَّ خَيْراً مِنْهَا مُنْقَلَباً
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
إِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
رُدِدْتُ şart fiili olup, sükun üzere mebni meçhul mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Mütekellim zamir تُ naib-i fail olarak mahallen merfûdur. اِلٰى رَبّ۪ car mecruru رُدِدْتُ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
اَجِدَنَّ fetha üzere mebni muzari fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir.Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir. Fiilinin sonundaki نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. خَيْراً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مِنْهَا car mecruru خَيْراً ’e mütealliktir. مُنْقَلَباً temyiz olup fetha ile mansubdur. Şartın cevabı kasemin cevabının delaletiyle mahzuftur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Temyiz; kendisinden önce geçen mübhem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harf-i cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin îrabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan?” soruları sorulur. Temyiz ikiye ayrılır:
1. Melfûz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.
2. Melhûz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülemeyen mümeyyez. Ayette melfûz mümeyyez şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) مُنْقَلَباً , sülâsi mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan infiâl babının ism-i mef’ûlüdür.
وَمَٓا اَظُنُّ السَّاعَةَ قَٓائِمَةًۙ
Mekulü’l-kavle dahil olan ayet, önceki ayetteki مَٓا اَظُنُّ اَنْ تَب۪يدَ هٰذِه۪ٓ اَبَداًۙ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber, ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Kıyametin kopacağına inanmayan bahçe sahibinin sözlerindeki قَٓائِمَةً kelimesindeki tenvin, tahkir ifade etmektedir.
قَٓائِمَةً ve السَّاعَةَ kıyametin kopmasından kinayedir.
السَّاعَةَ ve قَٓائِمَةً kelimeleri, اَظُنُّ ‘nun iki mef’ûlüdür.
ظَنُّ , zıt anlam taşıyan fiillerdendir. Hem ‘bildi, anladı’ , hem de ‘sandı’ manasına gelir. Bu cümlede mütekellimin kesin inancını bildirmektedir.
وَلَئِنْ رُدِدْتُ اِلٰى رَبّ۪ي لَاَجِدَنَّ خَيْراً مِنْهَا مُنْقَلَباً
Cümle, atıf harfi وَ ’la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. İnşâ cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Haber üslubundan inşâ üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.
Şart üslubundaki terkipte ل , kaseme işaret eden muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzuf kasemle birlikte cümle, kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır.
Şart cümlesi olan رُدِدْتُ اِلٰى رَبّ۪ي , mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Şartın cevabı, kasemin cevabının delaletiyle mahzuftur.
Bahçe sahibi muhatabını inandırmak için sözlerini mahzuf kaseme delalet eden لَ ve nûn-u sakile ile tekid ederek söylemiştir.
رَبّ۪ي izafeti, mütekellimin Allah’ın rububiyet vasfına sığınma isteğine işaret eder.
Şart ve mukadder cevap cümlesinden oluşan terkip şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
لَاَجِدَنَّ خَيْراً مِنْهَا مُنْقَلَباً mukadder kasemin cevabıdır. Mahzuf kasem, ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkâri kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.
Mef’ûl olan خَيْراً ’deki tenvin kesret, nev ve tazime işaret eder.
مُنْقَلَباً , temyizdir.
رُدِدْتُ - مُنْقَلَباً kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu نَّ , fiilin üç defa tekidini sağlar. (Mehmet Altın , Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri, Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)
Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)
Ayette cevap farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcaz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)
Kasem ve nun-i sakile ile tekit, tehekkümde mübalağa ifade etmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Onun, Rabbine döndürüldüğü takdirde de dünyadaki bağlarından daha hayırlısını bulacağını umması ve yalan yemini, dünyadaki servetine, zatî liyakatinden ve Allah katındaki üstünlüğünden dolayı sahip olduğuna inanmasından ve dünyevî imkânların kendisi için istidrac (azabının artırılması, tedricî olarak azaba yaklaştırılması) olduğunu idrak etmemesinden dolayıdır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)