اَوْ يُصْبِحَ مَٓاؤُ۬هَا غَوْراً فَلَنْ تَسْتَط۪يعَ لَهُ طَلَباً ٤١
اَوْ يُصْبِحَ مَٓاؤُ۬هَا غَوْراً فَلَنْ تَسْتَط۪يعَ لَهُ طَلَباً
İsim cümlesidir. اَوْ atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. اَصْبَحَ nakıs, mebni mazi fiildir. كان gibi isim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
يُصْبِحَ nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. مَٓاؤُ۬هَا kelimesi يُصْبِحَ ’nun ismi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. غَوْراً kelimesi يُصْبِحَ ’nun haberi olup fetha ile mansubdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَنْ muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.
تَسْتَط۪يعَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. لَهُ car mecruru طَلَباً ’e mütealliktir. طَلَباً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
اَوْ ; Türkçedeki karşılığı “veya, yahut, yoksa” olan bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُصْبِحَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi صبح ‘dır.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
تَسْتَط۪يعَ fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fil istif’âl babındadır. Sülâsîsi طوع ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.
اَوْ يُصْبِحَ مَٓاؤُ۬هَا غَوْراً فَلَنْ تَسْتَط۪يعَ لَهُ طَلَباً
Muhayyerlik ifade eden اَوْ harfiyle önceki ayetteki تُصْبِحَ صَع۪يداً زَلَقاً cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Bahçe sahibinin arkadaşının konuşmasının devamıdır.
Nakıs fiil يُصْبِحَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
مَٓاؤُ۬هَا ismi, غَوْراً haberidir.
غَوْراً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.
يُصْبِحَ مَٓاؤُ۬هَا غَوْراً cümlesinde istiare sanatı vardır. غَوْراً fail olan مَٓاؤُ۬ ‘ya nisbet edilerek su kişileştirilmiş, iradesiyle hareket eden bir şahsa benzetilmiştir. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
يُصْبِحَ ’nın haberi olan غَوْراً kelimesi, muktezâ-i zâhirin dışında kullanılması sebebiyle mecaz-ı mürseldir. Failliyyet alakasıyla mecaz-ı aklîdir.
غائِراً في الارْض (Ya da suyu dibe çekilir) demektir. غَوْر masdardır, sıfat olarak kullanılmıştır, tıpkı önceki ayetteki زَلَقاًۙ gibidir.
اَوْ يُصْبِحَ مَٓاؤُ۬هَا غَوْراً [Veya bağın suyu yerin dibine çekilir de] ayetinde ism-i fail yerine masdar kullanılarak mübalağa yapılmıştır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Ayetin ikinci cümlesi olan فَلَنْ تَسْتَط۪يعَ لَهُ طَلَباً cümlesi, atıf harfi فَ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır. Menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır. Muzari fiili nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren nefy harfi لَنْ , cümleyi tekid etmiştir.
Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. لَهُ car mecruru, siyaktaki önemine binaen amili olan طَلَباً ‘e takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan طَلَباً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.