Kehf Sûresi 5. Ayet

مَا لَهُمْ بِه۪ مِنْ عِلْمٍ وَلَا لِاٰبَٓائِهِمْۜ كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْۜ اِنْ يَقُولُونَ اِلَّا كَذِباً  ٥

Bu konuda ne kendilerinin, ne de atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ne büyük bir söz (bu) ağızlarından çıkan! Onlar ancak yalan söylüyorlar.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 مَا yoktur
2 لَهُمْ onların
3 بِهِ bu hususta
4 مِنْ hiçbir
5 عِلْمٍ bilgisi ع ل م
6 وَلَا ve yoktur
7 لِابَائِهِمْ atalarının ا ب و
8 كَبُرَتْ ne büyük (küstahça) ك ب ر
9 كَلِمَةً söz ك ل م
10 تَخْرُجُ çıkıyor خ ر ج
11 مِنْ -ndan
12 أَفْوَاهِهِمْ ağızları- ف و ه
13 إِنْ
14 يَقُولُونَ onlar söylemiyorlar ق و ل
15 إِلَّا başka bir şey
16 كَذِبًا yalandan ك ذ ب
 
Allah’a çocuk yakıştıranların iddiaları büyük bir iftira olduğu için, ikinci âyette genel bir uyarıda bulunulmasına rağmen, Allah onları burada özel olarak zikrederek uyarıyı tekrarlamıştır. Bazı müşrik Araplar meleklerin Allah’ın kızları olduğunu, bazı yahudiler Üzeyir’in (bilgi için bk. Tevbe 9/30), hıristiyanların çok büyük bir kısmı da Îsâ Mesîh’in Allah’ın oğlu olduğunu iddia ediyorlardı. Bu anlayış özellikle hıristiyanlar tarafından dinlerinin esası sayılmaktadır. Halbuki bunlar, gerçek dışı ve cehalet ürünü iddialar olup ne kendilerinin ne de taklit ettikleri atalarının bu konuda bilgi ve delilleri vardı. 
Kuran Yolu Tefsiri
 

مَا لَهُمْ بِه۪ مِنْ عِلْمٍ وَلَا لِاٰبَٓائِهِمْۜ 

 

İsim cümlesidir. مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  لَهُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  بِه۪  car mecruru  عِلْمٍ ’in mahzuf haline mütealliktir.  مِنْ  harf-i ceri zaiddir.  عِلْمٍ  lafzen mecrur, muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. 

لَا  zaid harftir.  لَا  nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir.  لِاٰبَٓائِهِمْ  atıf harfi  وَ ’la car mecruru لَهُمْ ’ye matuftur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

مِنْ  nefî, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, mef’ûl ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s.341 )


كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْۜ 

 

Fiil cümlesidir.  كَبُرَتْ  zem için, fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri  هى ’dir.  كَلِمَةً  failin temyizi olup fetha ile mansubdur. تَخْرُجُ  cümlesi,  كَلِمَةً ’in sıfatı olarak mahallen mansubdur.

تَخْرُجُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هى ’dir.  مِنْ اَفْوَاهِهِمْ  car mecruru  تَخْرُجُ   fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Temyiz; kendisinden önce geçen mübhem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani; çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harfi cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin irabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan” soruları sorulur.Temyiz 2’ye ayrılır:

1. Melfuz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.

2. Melhuz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülemeyen mümeyyez. Ayette melfuz mümeyyez şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 اِنْ يَقُولُونَ اِلَّا كَذِباً

 

Fiil cümlesidir. اِنْ  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يَقُولُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلَّا  hasr edatıdır.  كَذِباً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  

 

مَا لَهُمْ بِه۪ مِنْ عِلْمٍ وَلَا لِاٰبَٓائِهِمْۜ 

 

Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır.

Sübut ve istimrar ifade eden menfî isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Zaid harfler ile tekid edilmiştir. 

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. لَهُمْ  mahzuf mukaddem habere mütealliktir. 

Muahhar mübteda olan  مِنْ عِلْمٍ ’ deki  مِنْ  harfi zaiddir. Tekid ifade eder. 

بِه۪  car-mecruru, عِلْمٍ ‘in mahzuf mukaddem haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Müsnedün ileyh olan  عِلْمٍ ‘nin nekre gelişi, nev ve umum ifade eder. Nefiy siyakında nekre, selbin umum ve şumûlüne işarettir. Zaid harf, olumsuzluğu tekit ederek kelimeye ‘hiçbir’ anlamı katmıştır.

وَلَا لِاٰبَٓائِهِمْ  car-mecruru, temâsül nedeniyle  لَهُمْ ’a atfedilmiştir ve onun gibi mahzuf habere mütealliktir. Bu ibaredeki  لَا , olumsuzluğu tekid eden zaid harftir.

Allah'ın evlat edindiğine dair onların hiçbir bilgisi yoktur. Bu, malumun veya imkânının tahkiki varken, onların bunun yolunu ihlal ettikleri anlamında değil, haddi zatında bunun imkânsız olduğu anlamındadır. Keza, onların taklit ettikleri atalarının da buna dair hiçbir bilgileri yoktur! Böylece hepsi cehalet ve dalalet çölünde yollarını şaşırmışlardır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْۜ 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Haber cümlesi zem manasında geldiği için mecazı mürseldir. 

 

كَبُرَتْ كَلِمَةً  cümlesi gayri talebî inşâî isnaddır. Zem anlamı taşıyan  كَبُرَتْ  fiilinin, هي  şeklinde takdir edilen mahsusunun hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

كَلِمَةً , fail zamir için temyizdir.  

İbn Mâlik ve Suyûŧî فعُل  vezninde gelen medh, zem ve taaccüb fiillerini “mülhak” olarak isimlendirmişlerdir. (Yusuf Doğan, Arapçada Kelime Yapısı Açısından Tartışılan Camid Fiiller Ve Camidlik Sebepleri, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2007/2, c. 6, sayı: 12)

كَبرَ  kelimesi, asıl olarak cüssedeki büyüklüğü ifade eder. كَبُرَتْ  fiilinin  كَلِمَةً ‘ye isnadı, hissi birşeyin akli bir şeye benzetilmesi açısından istiaredir. Manevi, aklî ve görülmez olan bir durum, gözle görülen, maddi bir şey menziline konulmuştur. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

تَخْرُجُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْ  cümlesi,  كَلِمَةً  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

مِنْ اَفْوَاهِهِمْ , tetmim ıtnâbıdır. Çünkü kelime zaten ağızdan çıkar. 

كَبُرَتْ كَلِمَةً  ifadesinde,  كَلِمَةً ’ nin büyüklük ile nitelenmesi dolayısıyla istiare vardır. Kastedilen, o sözün manasının fena, mefhumunun büyük (yanlış) olmasıdır. Sözün açılımı  كَبُرَتْ كَلِمَةً  كَلِمَةً  şeklindedir. Burada  كَلِمَةً ’in mansub okunmasının iki tevili vardır. Birisi, (fiilin gizli faili olan) zamiri açıklayan öğe (temyiz) olarak mansub okunmasıdır. Diğer tevil de yerme fiiline aktarılmış olan  كَبُرَتْ  fiilinde temyiz işlevi görmesidir. (Şerîf er-Radî, Kur'an Mecazları)

Bu kelime hem temyiz olmak üzere nasb ile  كَلِمَةً  şeklinde hem de fail olmak üzere ref ile de okunmuştur. Vahidî şöyle der: “Temyiz getirmenin manası şudur: ‘yalan’ ‘cehalet’ veya ‘iftira’ bakımından müthiş bir şey olduğu sanılabilir. Fakat  كَلِمَةً  demekle diğer ihtimallerden ayırt etmiş olursun. Böylece temyiz olarak mansub olur. Nahivciler ‘Nasb daha kuvvetli ve daha beliğdir.’ demişlerdir. Ayet-i kerimenin üslubunda, taaccüp manası da vardır, buna göre sanki ‘’Bu ne acayip kelime ne çirkin söz!’’ denmek istenmiştir.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

تَخْرُجُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْ  “Ağızlarından çıkan…” nitelemesi, bu sözün insanlar nezdinde, gerçekten kötü olduğuna, hoş karşılanmadığına delalet eder. Buna göre Cenab-ı Hak sanki “Onların söylemiş olduğu bu sözü, son derece fasit ve batıl olduğu için kendi akıl ve fikirleri de benimsememiştir. Binaenaleyh bu sanki onların lisanlarının taklit yoluyla söylemiş olduğu bir şeydir. Çünkü onlar, bu sözü söylemelerine rağmen akıl ve fikirleri ise bu sözü kabul etmemiş, aksine bundan nefret etmiştir.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


 اِنْ يَقُولُونَ اِلَّا كَذِباً

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Kasrla tekid edilmiş muzari fiil cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Muzâri fiil, hudûs, teceddüt, tecessüm ve istimrar ifade etmiştir. 

Nefy harfi  اِنْ  ve istisna edatı ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, fiille mef’ûlü arasındadır, söylediklerinin yalandan başka birşey olmadığını kesin ve etkili şekilde ifade etmiştir.

يَقُولُونَ  maksûr/sıfat,  كَذِباً  maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l-mevsuftur. Sıfat denilen vasfın, mevsûftan başkasında bulunmamasıdır. Yâni, fâil tarafından gerçekleştirilen fiil, zikredilen mef'ûle tahsis edilmiştir. Başka mef'ûllere değil. Ama o mef'ûlde vaki olan başka fiiller vardır. Kasr cümlesinde çoğunlukla olumlu mana açıkça ifade edilirken olumsuz mana zımnen ifade edilir. 

Mef’ûl olan  كَذِباً ’ deki nekrelik, nev, tahkir ve kesret ifade eder.

Allah Teâlâ onların Allah’ın çocuğu olduğunu söylemelerini “yalan” olmakla nitelemiştir. Böylece biz, onu söyleyen onun vakıaya mutabık olduğunu ister bilsin isterse bilmesin, haber verilen şeye uymayan her haberin yalan olduğunu anlamış oluyoruz. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)