قَالَ اَرَاَيْتَ اِذْ اَوَيْنَٓا اِلَى الصَّخْرَةِ فَاِنّ۪ي نَس۪يتُ الْحُوتَۘ وَمَٓا اَنْسَان۪يهُ اِلَّا الشَّيْطَانُ اَنْ اَذْكُرَهُۚ وَاتَّخَذَ سَب۪يلَهُ فِي الْبَحْرِۗ عَجَباً ٦٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَ | (Uşağı) dedi |
|
| 2 | أَرَأَيْتَ | gördün mü? |
|
| 3 | إِذْ | vakit |
|
| 4 | أَوَيْنَا | sığındığımız |
|
| 5 | إِلَى |
|
|
| 6 | الصَّخْرَةِ | kayaya |
|
| 7 | فَإِنِّي | gerçekten ben |
|
| 8 | نَسِيتُ | unuttum |
|
| 9 | الْحُوتَ | balığı |
|
| 10 | وَمَا | fakat |
|
| 11 | أَنْسَانِيهُ | bana unutturmadı |
|
| 12 | إِلَّا | başkası |
|
| 13 | الشَّيْطَانُ | şeytandan |
|
| 14 | أَنْ |
|
|
| 15 | أَذْكُرَهُ | onu söylememi |
|
| 16 | وَاتَّخَذَ | ve tuttu |
|
| 17 | سَبِيلَهُ | yolunu |
|
| 18 | فِي | içinde |
|
| 19 | الْبَحْرِ | denizin |
|
| 20 | عَجَبًا | şaşılacak biçimde |
|
قَالَ اَرَاَيْتَ اِذْ اَوَيْنَٓا اِلَى الصَّخْرَةِ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli, اَرَاَيْتَ ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Hemze istifham harfidir. رَاَيْتَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur. Mef’ûlun bihi mahzuftur. Takdiri; أرأيت حالنا (Halimizi gördün mü?) şeklindedir.
Zaman zarfı اِذْ, takdiri أذكر olan mahzuf fiile veya onun haline mütealliktir. اَوَيْنَٓا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَوَيْنَٓا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَٓا fail olarak mahallen merfûdur. اِلَى الصَّخْرَةِ car mecruru اَوَيْنَٓا fiiline mütealliktir.
إِذْ : Yalnız cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a. إِذْ mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b. إِذْ ‘den sonra muzari fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c. بَيْنَا ve بَيْنَمَا ‘dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur.
d. Sükun üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاِنّ۪ي نَس۪يتُ الْحُوتَۘ
İsim cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
ي mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. نَس۪يتُ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
نَس۪يتُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri تُ fail olarak mahallen merfûdur. الْحُوتَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
وَمَٓا اَنْسَان۪يهُ اِلَّا الشَّيْطَانُ اَنْ اَذْكُرَهُۚ
Fiil cümlesidir. وَ itiraziyyedir. مَٓا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَنْسَان۪يهُ elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
Muttasıl zamir هُ ikinci mef’ûlun bih olarak mahallen merfûdur. اِلَّا hasr edatıdır. الشَّيْطَانُ fail olup damme ile merfûdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel, اَنْسَان۪يهُ ‘deki zamirden bedel-i iştimâl olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
اَذْكُرَهُ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ‘dir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. Bedel-i iştimal: Mübdelün minh’e tam olarak uymayan, onun bir parçası da olmayan ancak, başka yönden ilgisi bulunan; daha çok mübdelün minh’in özelliğini ve durumunu bildiren bedeldir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْسَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi نسي ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَاتَّخَذَ سَب۪يلَهُ فِي الْبَحْرِۗ عَجَباً
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اتَّخَذَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. سَب۪يلَهُ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فِي الْبَحْرِ car mecruru سَب۪يلَ ‘ nin mahzuf haline mütealliktir. عَجَباً ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Veya mahzuf fiilin mef’’ulu mutlakı olup fetha ile mansubdur.
اتَّخَذَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi أخذ ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşâreket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
قَالَ اَرَاَيْتَ اِذْ اَوَيْنَٓا اِلَى الصَّخْرَةِ
Kehf suresindeki üç kıssadan ikincisi olan Musa (a.s)’ın kıssası devam etmektedir.
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالَ fiilinin mekulül-kavli olan اَرَاَيْتَ اِذْ اَوَيْنَٓا اِلَى الصَّخْرَةِ cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Bu kez mekulü’l-kavl, Musa (a.s)’ın yol arkadaşının sözleridir.
Mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade eden cümle, istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen taaccüb manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
اَوَيْنَٓا اِلَى الصَّخْرَةِ cümlesi, اَرَاَيْتَ fiilinin mahzuf mef’ûlüne müteallik zaman zarfı اِذْ ‘in muzâfun ileyhidir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اَرَاَيْتَ fiili, ilim manasında kullanılmıştır. Hissi birşeyin akli bir şeye benzetilmesi açısından istiaredir. Manevi, aklî ve görülmez olan bir durum, gözle görülen, maddi bir şey menziline konulmuştur. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır. Bu kullanımda, sebeb müsebbeb alakası ile mecaz-ı mürsel vardır. Zikredilen rüyet, kastedilen ise ilim olan müsebbeptir.
اَرَاَيْتَ , tasrihî tebeî istiaredir. (Muhiddin Derviş, İrabi’l Kur’an )
اَرَاَيْتَ sözündeki fiil ister ‘görmek’, ister ‘bilmek’ manasında olsun, رَاَى fiilinin başına istifham hemzesi gelmiştir. Çünkü ilmen görmekte, kalple görülen şeyin neredeyse gözle görülür gibi zuhur ve inkişaf ettiği manası vardır. Burada soru ru’yetin üzerinde gerçekleştiği şeyin hakikati hakkındadır. بصائر 'in (idrakin) gördüğü şey, بصار 'ın (gözün) gördüğü şeye ilave olur.(Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 7, s.72)
اَرَاَيْتَكَ , dikkat çekme tabirlerinden biridir. اَرَاَيْتَ ve benzerlerindeki تَ zamiri faildir. ك ise Basra ekolüne göre ت ’nin anlamını tekid eden bir hitap harfidir ve îrabdan mahalli yoktur. Tekidin sebebi, muhatabın gafletinin derinliğini vurgulamaktır. Aynı uyuyan kimseyi sarsmak gibi. Çünkü derin uykuya dalmış olan kişi hem elle hem de dille uyandırılır. Bu ayette رَاَيْتُمْ kelimesinin sonuna eklenen ك - كُمْ zamiri hazf edilmiştir. Zira kendisinden önce hitabın tekidini gerektirecek herhangi bir gafletle ilgili bir söz geçmemiştir. Böylece onların sarsılması ve tenbih (uyarılması) sadece azabın hatırlatılmasıyla gerçekleşmiştir. (Dr. Mustafa Kayapınar, Belâgatta Talebî İnşâ)
اَرَاَيْتَ ifadesindeki hemze, istifham hemzesidir ve bu fiil asıl manası olan görme anlamındadır. Bu ifade, insanlar arasında bilinen (kullanılan) şekli ile yer almıştır. Çünkü bir insanın başına, dikkate değer bir iş geldiğinde, "Başıma geleni gördün mü" der. İşte ayette de bu manayadır. O genç adam: ‘’Kayaya sığındığımız vakit başıma geleni gördün mü?’’ demiştir. Buna göre fiilin mef'ûlü hazf edilmiştir. Çünkü, daha sonra gelen, فَاِنّ۪ي نَس۪يتُ الْحُوتَۘ [Balığı unutmuşum] cümlesi, bu mef'ûle işaret etmektedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Bundan önce iki kez, iki deniz kavşağı olarak zikredildiği halde burada kayanın dibine çekildikleri yer olarak zikredilmesi, hadise mahallini iyice tayin etmek içindir. Zira iki deniz kavşağı, geniş bir yer olup o hadiseye göre mezkûr muradı gerçekleştirmek için gerekli asıl yer değildir.
Bir de, özrü açıklamak içindir; çünkü kayanın dibine çekilip uyumak normal olarak unutmaya sebep olur. Hazret-i Yûşa'nın bu söylediklerinden muradı, orada başından geçeni unutmadan Hazret-i Musa'ya taaccüp ettirmektir. Zira arada gördüğü büyük gariplikler, unutulacak şeyler olmadığı halde ve balığın kaybolması, matlubun bulunmasına işaret olarak belirlenmesine rağmen bu unutma olmuştu. Bu üslup, insanlar arasında mutat bir üsluptur; bir kimsenin başından büyük bir hadise geçince: "Başıma gelenleri gördün mü?" der. Bundan muradı, hadisenin korkunçluğunu anlatmak, arkadaşına taaccüp ettirmek ve bunun alışılmış bir vaka olmadığını bildirmektir. Yoksa bazı kimselerin dediği gibi bundan murad, hadiseyi haber vermek değildir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)
فَاِنّ۪ي نَس۪يتُ الْحُوتَۘ
فَ , istînâfiyyedir. Mütekellim, başlarına gelen şeyi açıklamaktadır.
اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
اِنَّٓ ‘nin haberi olan نَس۪يتُ الْحُوتَ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَمَٓا اَنْسَان۪يهُ اِلَّا الشَّيْطَانُ اَنْ اَذْكُرَهُۚ
وَ , itiraziyedir. Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, parantez arası cümleler vasıtasıyla yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Kasrla tekid edilmiş, sebat, temekkün ve istikrar ifade eden mazi fiil cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Nefy harfi مَا ve istisna edatı ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, fiille fail arasındadır.
اَنْسَان۪يهُ maksûr/sıfat, الشَّيْطَانُ maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l-mevsuftur. Unutmasının sebebini kasr üslubuyla söylemiştir. Bu üslupla söylemesinin sebebi, muhatabını inandırmak kastı veya durum karşısındaki üzüntü ve şaşkınlığının verdiği ruh hali olabilir.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki اَذْكُرَهُ cümlesi, masdar tevilinde, اَنْسَان۪يهُ fiilinin mef’ûlünden bedeldir. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Masdar-ı müevvel müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İtiraz cümleleri ıtnâb babındandır. Çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itirâziyye cümlesinin, ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Sevinç Resul, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”In Kullanımı)
وَاتَّخَذَ سَب۪يلَهُ فِي الْبَحْرِۗ عَجَباً
Cümle, atıf harfi وَ ’la فَاِنّ۪ي نَس۪يتُ الْحُوتَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. سَب۪يلَهُ ‘nun mahzuf haline müteallik فِي الْبَحْرِ car mecruru, konudaki önemine binaen ikinci mef’ûle takdim edilmiştir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mef’ûl olan عَجَباً ’deki nekrelik, nev ve tazim ifade eder. Bu kelimenin mahzuf fiilin mef’ûlü mutlakı olması da caizdir.
نَس۪يتُ - اَذْكُرَهُ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
نَس۪يتُ - اَنْسَان۪يهُ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr, الْبَحْرِ - الْحُوتَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatları vardır.
عَجَباً lafzı, mahzuf bir masdarın sıfatı olup ‘’Şaşılacak bir yol tutuşla’’ takdirindedir. Bu işin şaşılacak bir şey olması ise o balığın gencin zenbilinden (torbasından) sağ olarak çıkıp, onların haberi olmadan denize atlamasıdır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
61-62-63 ayet sonlarının سَرَباً , نَصَباً , عَجَباً şeklinde birbirine benzer olarak gelmesinde seci sanatı vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)