قَالَ اِنَّكَ لَنْ تَسْتَط۪يعَ مَعِيَ صَبْراً ٦٧
قَالَ اِنَّكَ لَنْ تَسْتَط۪يعَ مَعِيَ صَبْراً
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli, اِنَّكَ لَنْ تَسْتَط۪يعَ ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
كَ muttasıl zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. لَنْ تَسْتَط۪يعَ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
لَنْ muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.
تَسْتَط۪يعَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. مَعِيَ mekân zarfı, failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri; ماشيا معي (Benimle birlikte yürüyerek) şeklindedir. صَبْراً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
تَسْتَط۪يعَ fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi طوع ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.
قَالَ اِنَّكَ لَنْ تَسْتَط۪يعَ مَعِيَ صَبْراً
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Allah Teâlâ, Hızır (a.s)’ın sözlerini bildirmektedir.
Ayet, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنَّكَ لَنْ تَسْتَط۪يعَ مَعِيَ صَبْراً cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
اِنَّٓ ‘nin haberi olan لَنْ تَسْتَط۪يعَ مَعِيَ صَبْراً cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır. لَنْ harfi, تَسْتَط۪يعَ fiilini nasb ederek zamanı müstakbele çevirmiş, ayrıca olumsuz manada asla anlamı katarak tekid bildirmiştir.
Müsnedin muzari fiil cümlesi olması hükmü takvie, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Hızır (a.s)’ın, Musa (a.s)’a cevabındaki tekitli ifade, onun ittibaının gerçek manada olabileceğine inanmadığına, Hz. Musa’nın buna olan inancının doğru olmadığını düşündüğüne işarettir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Failin mahzuf haline müteallik مَعِيَ mekan zarfı, konudaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan صَبْراً ’in nekre gelişi kıllet ve nev ifade eder. Menfî siyakta nekre selbin umum ve şumûlüne işarettir. Bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , isnadın tekrarı ve isim cümlesi olmak üzere birden fazla tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Alimlerimiz, ayet-i kerimedeki اِنَّكَ لَنْ تَسْتَط۪يعَ مَعِيَ صَبْراً [Doğrusu sen, benim yanımda asla sabredemezsin] ifadesiyle fiilden önce istitâ'anın bulunamıyacağına, istidlal ederek, şöyle demişlerdir: Şayet herhangi bir fiile muktedir olma işi (istitâa), fiilden önce mevcut olsaydı, o zaman, sabra muktedir olma işi, sabır fiilen tahakkuk etmeden önce Hz. Musa'da mevcut olmuş olurdu. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)