قَالَ لَهُ مُوسٰى هَلْ اَتَّبِعُكَ عَلٰٓى اَنْ تُعَلِّمَنِ مِمَّا عُلِّمْتَ رُشْداً ٦٦
قَالَ لَهُ مُوسٰى هَلْ اَتَّبِعُكَ عَلٰٓى اَنْ تُعَلِّمَنِ مِمَّا عُلِّمْتَ رُشْداً
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. لَهُ car mecruru قَالَ fiiline mütealliktir. مُوسٰى fail olup elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Gayri munsariftir. Mekulü’l-kavli, هَلْ اَتَّبِعُكَ ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
هَلْ istifham harfidir. اَتَّبِعُكَ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’ dir. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel, عَلٰٓى harf-i ceriyle كَ zamirinin mahzuf haline müteallik olup, mahallen mecrurdur. Takdiri; مثابرا على تعلّمن (Bana öğretmende sabırlı olarak) şeklindedir.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
تُعَلِّمَنِ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Sonundaki نِ vikayedir. Esre ise mahzuf mütekellim zamirinden ivazdır. Hazf edilen يَ mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Burada bir ي harfinin mahzuf olduğuna işaret etmek için fiilin sonunda bulunan نِ harfinin harekesi esre gelmiştir.
مَا müşterek ism-i mevsûl مِنْ harf-i ceriyle تُعَلِّمَنِ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası عُلِّمْتَ رُشْداً ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.
عُلِّمْتَ sükun üzere mebni meçhul mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ naib-i fail olarak mahallen merfûdur. رُشْداً kelimesi تُعَلِّمَنِ fiilinin ikinci mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur. Mef’ûlu bih mahzuftur. Takdiri, علّمته şeklindedir.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsarif kısma girer. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَتَّبِعُ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi تبع ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
تُعَلِّمَ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi علم ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
قَالَ لَهُ مُوسٰى هَلْ اَتَّبِعُكَ عَلٰٓى اَنْ تُعَلِّمَنِ مِمَّا عُلِّمْتَ رُشْداً
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Musa (a.s)’ın sözleri devam etmektedir. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. قَالَ fiiline müteallik لَهُ car mecruru, ihtimam için fail ve mef’ûle takdim edilmiştir.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan هَلْ اَتَّبِعُكَ عَلٰٓى اَنْ تُعَلِّمَنِ مِمَّا عُلِّمْتَ رُشْداً cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Masdar harfi أَن ve akabindeki تُعَلِّمَنِ مِمَّا عُلِّمْتَ رُشْداً cümlesi masdar tevilinde عَلٰٓى harf-i ceriyle كَ zamirinin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
تُعَلِّمَنِ fiilinin sonundaki mef'ûl olan ي hazf edilmiştir. Sonundaki nûn-u vikayenin esresi ي ‘den ivazdır. Bu hazfin sebebi, Musa (a.s)’ın, Hızır (a.s)’la karşılaştığı andaki heyecanına işaret etmek olabilir.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl, başındaki harf-i cerle تُعَلِّمَنِ fiiline mütealliktir. Sılası olan عُلِّمْتَ رُشْداً cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
عُلِّمْتَ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Kur’ân-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Mef’ûl olan رُشْداً ’deki nekrelik, tazim ifade eder.
عُلِّمْتَ ve تُعَلِّمَنِ fiilleri تفعيل babındadırlar. تفعيل babı fiile kesret, sayruret, kabul, yönelmek gibi anlamlar katar. Ayrıca fiile, iki mef'ûl alabilme imkânı sağlar.
تُعَلِّمَنِ - عُلِّمْتَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
[Hz. Musa'nın, Sana tabi olabilir miyim?] ifadesi sırf hocası o fiili yaptığı için hocasının yaptığı fiillerinin benzerini yapma hususunda ona tabi olacağına delalet eder ki bu da öğrenimde bulunan kimsenin ta baştan hocasına teslim olması, münazaa ve itirazları bırakması gerektiğine delalet eder. Bu öğrenme işinde ona tabi olmadan dolayı, ondan herhangi bir şeyi istememiştir. Buna göre sanki o, ‘’Ben senden, sana bu ittibama mukabil, mal ve makam istemiyorum. Benim maksadım, sadece ilim talep etmektir" demek istemiştir.
Hz. Musa'nın, اَنْ تُعَلِّمَنِ مِمَّا عُلِّمْتَ رُشْداً [sana öğretilen ilimden] ifadesi, o ilmi ona, Allah'ın öğrettiğini itiraf etmedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
اَنْ تُعَلِّمَنِ مِمَّا عُلِّمْتَ رُشْداً [Sana öğretilen yol gösterici ilimden] Doğru ilimdir ki hayra isabet eden demektir. Başkasından dinde şart olmayan bir şeyi öğrenmesi onun peygamberliğine aykırı değildir. Çünkü peygamberin, dinin aslı ve fer'i ile ilgili şeylerde gönderildiği kimselerden daha bilgili olması istenir, yoksa her şeyde değil. Musa da bu hususta tevazu ve edebe riayet etti; kendini cahil yerine koydu, ona tabi olması için izin istedi ve ondan kendisini irşat etmesini ve Allah’ın ona özel olarak verdiği ilimden öğretmekle ihsanda bulunmasını istedi. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Rüşd; hayrı, doğru yolu bulmaktır. Bu sözde alime karşı alçak gönüllülüğün gereğine ve ilim tahsilinden esas maksadın rüşdü kazanmak olduğuna ve ilim öğrenmede gönül alçaklığı, edep, nezaket, ardına düşme ve hizmetin şart olduğuna delalet vardır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)