قَالَ سَتَجِدُن۪ٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ صَابِراً وَلَٓا اَعْص۪ي لَكَ اَمْراً ٦٩
قَالَ سَتَجِدُن۪ٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ صَابِراً وَلَٓا اَعْص۪ي لَكَ اَمْراً
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli, سَتَجِدُن۪ٓي ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Fiilinin başındaki سَ harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. سَتَجِدُن۪ٓي damme ile merfû muzari fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Sonundaki نِ vikayedir.Mütekellim zamiri ي mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ cümlesi itiraziyyedir.
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
شَٓاءَ şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. صَابِراً kelimesi سَتَجِدُ fiilinin ikinci mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur. Şartın cevabı öncesinin delaletiyle mahzuftur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَٓا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَعْص۪ي fiili ى üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انا ‘dir. لَكَ car mecruru اَعْص۪ي fiile mütealliktir. اَمْراً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
صَابِراً ; sülâsi mücerredi صبر olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ سَتَجِدُن۪ٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ صَابِراً وَلَٓا اَعْص۪ي لَكَ اَمْراً
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen ayetin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Allah Teâlâ, Hz. Musa’nın cevabını bildirmektedir.
Ayet, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan سَتَجِدُن۪ٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ صَابِراً cümlesi, istikbal harfi سَ ile tekid edilmiş müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır.
Musa (a.s) sözünü sadece muzari fiille ifade edebilirdi. Çünkü muzari fiil, gelecek zaman anlamını da içerir. Fakat o Hızır (a.s)’ı inandırabilmek için cümlesinin başına سَ ilave ederek onu ikna etmeyi çok istediğini belirtmiş oldu.
Şart üslubundaki اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ صَابِراً terkibi mekulü’l-kavl içinde itiraziyye olarak gelmiştir. Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, parantez arası cümleler vasıtasıyla yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Şart cümlesi olan اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Şart fiili olan شَاۤءَ ’nin ilk mef’ûlü mahzuftur. Bu hazif muhatabın muhayyilesini sınırlamadan düşünmesini sağlayan îcaz sanatıdır.
İkinci mef’ûl olan صَابِراً ’deki nekrelik, nev, tazim ve kesret ifade eder.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Takdiri سَتَجِدُن۪ٓي olan şartın cevabı hazf edilmiştir.
Bu takdire göre mahzuf cevap ve mezkûr şart cümlelerinden müteşekkil terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur.
Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)
Genel olarak شَٓاءَ fiilinin mef'ûlü bu cümlede olduğu gibi hazf edilir. Çünkü ibham; ilgi uyandırır, muhatabı dinlemeye teşvik eder. Ancak mef'ûl alışılmadık, garîp bir şey olursa bu kuralın dışına çıkılarak zikredilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Mef’ûl konumundaki وَلَٓا اَعْص۪ي لَكَ اَمْراً cümlesi, صَابِراً ’a atfedilmiştir. Cümlenin masdar manasında olması bu atfı mümkün kılmıştır. Müfretten cümleye, müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır. İstînâf cümlesi olması da caizdir.
وَلَٓا اَعْص۪ي لَكَ اَمْراً cümlesi سَتَجِدُن۪ٓي cümlesine veya غَيْرَ عاصٍ manasında masdar teviliyle, fiilden müştak isim olan صَابِراً ‘e atfedilmiştir. Bunda, ilim talep edenin en önemli özelliğinin muallime itaat ve sabır olduğuna delil vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Sebat, temekkün ve istikrar ifade eden menfi mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لَٓا اَعْص۪ي fiiline müteallik لَكَ car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan اَمْراً ’deki nekrelik, kıllet ve nev ifade eder. Menfi sıyakta nekre, selbin umum ve şumûlüne işarettir.
اَمْراً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.
صَابِراً - اَعْص۪ي kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
وَلَٓا اَعْص۪ي لَكَ اَمْراً [Hiçbir emrine de isyan etmeyeceğim] ibaresi de صَابِراً kavline atıftır yani beni sabırlı ve isyan etmeyen biri olarak bulacaksın, demektir, ya da سَتَجِدُن۪ٓي kavline matuftur. Vaadini inşallahla kayıtlaması ya teberrük içindir, unutarak karşı çıkması da onun masumiyetine halel getirmez ya da işin zor olduğunu bildiği içindir. Çünkü kötü bir şeyi görüp de alışılmadık şekilde ona sabretmek zordur, vaadinde durmamak değildir. Bunda kulların fiillerinin Allah Teâlâ’nın dilemesiyle olduğuna delil vardır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Ayet-i kerimedeki وَلَٓا اَعْص۪ي لَكَ اَمْراً [Sana hiçbir işte karşı gelmeyeceğim] ifadesi, emrin zahirinin, vücûb ifade ettiğine delalet eder. Çünkü bu ayetin delaletine göre emredileni yapmayan isyankâr olur. İsyankâr ise Cenab-ı Hakk'ın, [Kim Allah'a ve peygamberine isyan ederse şüphesiz onun için cehennem ateşi vardır] (Cin / 23) beyanından dolayı, ilâhi cezaya müstehak olur ki bu da emrin zahirinin vücûb ifade ettiğini gösterir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)