فَانْطَلَقَا۠ حَتّٰٓى اِذَٓا اَتَيَٓا اَهْلَ قَرْيَةٍۨ اسْتَطْعَمَٓا اَهْلَهَا فَاَبَوْا اَنْ يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا ف۪يهَا جِدَاراً يُر۪يدُ اَنْ يَنْقَضَّ فَاَقَامَهُۜ قَالَ لَوْ شِئْتَ لَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ اَجْراً ٧٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَانْطَلَقَا | yine yürüdüler |
|
| 2 | حَتَّىٰ | nihayet |
|
| 3 | إِذَا |
|
|
| 4 | أَتَيَا | vardıklarında |
|
| 5 | أَهْلَ | halkına |
|
| 6 | قَرْيَةٍ | bir kent |
|
| 7 | اسْتَطْعَمَا | yemek istediler |
|
| 8 | أَهْلَهَا | oranın halkından |
|
| 9 | فَأَبَوْا | fakat kaçındılar |
|
| 10 | أَنْ |
|
|
| 11 | يُضَيِّفُوهُمَا | onları konuklamaktan |
|
| 12 | فَوَجَدَا | derken buldular |
|
| 13 | فِيهَا | orada |
|
| 14 | جِدَارًا | bir duvar |
|
| 15 | يُرِيدُ | yüz tutan |
|
| 16 | أَنْ |
|
|
| 17 | يَنْقَضَّ | yıkılmağa |
|
| 18 | فَأَقَامَهُ | hemen onu doğrulttu |
|
| 19 | قَالَ | (Musa) dedi ki |
|
| 20 | لَوْ | eğer |
|
| 21 | شِئْتَ | isteseydin |
|
| 22 | لَاتَّخَذْتَ | alırdın |
|
| 23 | عَلَيْهِ | buna karşılık |
|
| 24 | أَجْرًا | bir ücret |
|
Qadda قضّ : Kur'an-ı Kerim'de infial babında إنْقَضَّ formunda geçmektedir ve anlamı düştü/yıkıldı olarak ifade edilir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de infial babı formunda 1 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli inkızâzdır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
فَانْطَلَقَا۠ حَتّٰٓى اِذَٓا اَتَيَٓا اَهْلَ قَرْيَةٍۨ اسْتَطْعَمَٓا اَهْلَهَا فَاَبَوْا اَنْ يُضَيِّفُوهُمَا
Fiil cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. انْطَلَقَا fetha üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur.
حَتّٰٓى ibtida harfidir. اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. اَتَيَٓا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَتَيَٓا fetha üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. اَهْلَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. قَرْيَةٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Şartın cevabı اسْتَطْعَمَٓا اَهْلَهَا ‘dır.
اسْتَطْعَمَٓا fetha üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. اَهْلَهَا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَبَوْا iki sakinin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يُضَيِّفُو fiili نَ ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُمَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
Fiili muzarinin başına “ اَنْ ” harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حَتّٰٓى edatı 3 şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette ibtida (başlangıç) edatı şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
انْطَلَقَا۠ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil infiâl babındadır. Sülâsîsi طلق ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, mücerret yapıdaki asıl anlamıyla kullanılması gibi anlamlar katar.
اسْتَطْعَمَٓا fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsîsi طعم ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.
يُضَيِّفُو fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi ضيف ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
فَوَجَدَا ف۪يهَا جِدَاراً يُر۪يدُ اَنْ يَنْقَضَّ فَاَقَامَهُۜ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. وَجَدَا fetha üzere mebni mazi fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. ف۪يهَا car mecruru وَجَدَا fiiline mütealliktir. جِدَاراً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. يُر۪يدُ cümlesi, جِدَاراً ’nin sıfatı olarak mahallen mansubdur.
يُر۪يدُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. اَنْ ve masdar-ı müevvel mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يَنْقَضَّ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. اَقَامَهُۜ atıf harfi فَ ile makabline matuftur.
اَقَامَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَنْقَضَّ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil infiâl babındadır. Sülâsîsi قضض ’dir.
يُر۪يدُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi رود ‘dir.
اَقَامَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi قوم ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
قَالَ لَوْ شِئْتَ لَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ اَجْراً
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavl, لَوْ شِئْتَ ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
لَوْ gayr-i cazim şart harfidir. شِئْتَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur.
لَ harfi لَوْ ’in cevabının başına gelen rabıtadır.
لَتَّخَذْتَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur. عَلَيْهِ car mecruru اتَّخَذْتَ fiiline mütealliktir. اَجْراً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
لَوْ edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler لَوْ edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
اتَّخَذْتَ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi أخذ ’dir.
Bu bab fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
فَانْطَلَقَا۠ حَتّٰٓى اِذَٓا اَتَيَٓا اَهْلَ قَرْيَةٍۨ اسْتَطْعَمَٓا اَهْلَهَا فَاَبَوْا اَنْ يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا ف۪يهَا جِدَاراً يُر۪يدُ اَنْ يَنْقَضَّ فَاَقَامَهُۜ
فَ , istînâfiyyedir.
Ayetin ilk cümlesi müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Şart üslubundaki terkipte حَتّٰٓى ibtidâ harfi, اِذَا şart manalı zaman zarfıdır. Cevap cümlesine müteallik اِذَا ’nın muzâfun ileyhi olan اِذَٓا اَتَيَٓا اَهْلَ قَرْيَةٍۨ cümlesi, şarttır. Müspet mazi fiil sıygasında gelerek sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan اسْتَطْعَمَٓا اَهْلَهَا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اَهْلَ kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
جاء yerine اَتَيَٓ fiilinin kullanılması lafız mana uyumu ile mürâât-ı nazîr sanatıdır. Bu ayette söz konusu kişilerin kasabaya geliş ve girişleri kolay olduğundan ve herhangi bir zorlukla karşılaşmadıklarından جاء yerine اَتَيَٓ fiili zikredilmiştir. Kur'an, meşakkat, zorluk ve güçlüğün olduğu durumlarda اَتَيَٓ fiilini değil, جاء fiilini kullanır. (Fâdıl Sâlih Samerrai, Beyanî Tefsir Yolu, c. 3, s. 160)
اسْتَطْعَمَٓا fiili استفعال babındadır. Bu babın fiile kattığı anlamlardan en çok kullanılan talep, bu fiilde de görülmektedir.
فَاَبَوْا اَنْ يُضَيِّفُوهُمَا cümlesi, atıf harfi فَ ile اسْتَطْعَمَٓا اَهْلَهَا cümlesine atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يُضَيِّفُوهُمَا cümlesi, masdar teviliyle, فَاَبَوْا fiilinin mef’ûlü konumundadır. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَوَجَدَا ف۪يهَا جِدَاراً ve فَاَقَامَهُ cümleleri, atıf harfi فَ ile …فَاَبَوْا cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
جِدَاراً için sıfat konumundaki يُر۪يدُ اَنْ يَنْقَضَّ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Sıfat, mevsufunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يَنْقَضَّ cümlesi, masdar teviliyle, يُر۪يدُ fiilinin mef’ûlü konumundadır. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
يُر۪يدُ fiilinin جدار kelimesine isnadı aklî mecazdır.
Ayetin başlangıcındaki فَانْطَلَقَا۠ حَتّٰٓى اِذَٓا ibaresi, 71 ve 74. ayetlerdeki ile aynıdır. Aralarında tekrir ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.
اراد الجدار ifadesinde istiare vardır. Çünkü istemek (irade), gerçek anlamıyla cansız varlıklar için doğru olmaz. Bunun anlamı, yapılarda iş görmek isteyen kimsenin haline benzeterek “yıkılmak üzere” yani yıkılmaya yaklaşmış demektir. Çünkü duvarda, dosdoğru dururken eğilme, sabit dururken kımıldama ve yerinden oynama şeklinde yıkılma emareleri görülünce anlam genişlemesi üslubu üzere onun için yıkılma isteme ifadesinin kullanılması güzel düşmüştür. (Şerîf er-Râdî, Kur'an Mecazları; Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
اسْتَطْعَمَٓا اَهْلَهَا cümlesi, قَرْيَةٍ ’in sıfatı olarak gelmiştir. Ancak اسْتَطْعَمَٓاهَا şeklinde muzâfun ileyh olarak zamir gelmesi gerekirdi. Zamir yerine اَهْلَ kelimesinin tekrarı; bu sıfatın asıl konulduğu manada olmaması sebebiyledir. Dolayısıyla قَرْيَةٍۨ ’den değil, “ehlinden yemek istediler” buyurulmuştur. Yani “O karyedeki herkesten teker teker yemek istediler ama hiçbiri buna yanaşmadı.” demektir. Eğer اسْتَطْعَمَٓاهَا şeklinde gelseydi bu mana bu kadar açık bir şekilde ifade edilmiş olmazdı. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
قَالَ لَوْ شِئْتَ لَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ اَجْراً
Ayetin son cümlesi istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli لَوْ شِئْتَ لَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ اَجْراً cümlesi, şart üslubunda gelmiştir. Mekulü’l-kavl, Musa’ya (a.s) ait sözlerdir.
لَوۡ , gayr-i cazim şart edatıdır. لَوْ edatı, bir şeyin bulunmaması sebebiyle diğer şeyin de olmayacağını ifade etmek için kullanılır.
لَوْ edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler لَوْ edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
Mazi fiil sıygasında gelerek, sebat, temekkün ve istikrar ifade eden لَوْ شِئْتَ cümlesi şarttır.
شِئْتَ fiilinin mef’ûlü mahzuftur. Mef’ûlün hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Genel olarak شَٓاءَ fiilinin mef’ûlü bu cümlede olduğu gibi hazfedilir. Çünkü ibham; ilgi uyandırır, muhatabı dinlemeye teşvik eder. Ancak mef'ûl alışılmadık, garîb bir şey olursa bu kuralın dışına çıkılarak zikredilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Şartın cevabı olan ve لَ karinesiyle gelen لَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ اَجْراً cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَلَيْهِ car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan اَجْراً kelimesindeki nekrelik, nev ve kesret ifade eder.
لَتَّخَذْتَ fiili اِفْتِعال babındadır. Bu bab fiile, mutavaat, müşareket, ittihaz, izhar, talep gibi anlamlar katar.
Akşam yemeği temin etmek için onu ücret almaya teşvik etmek istedi ya da fuzuli iş yaptığını söylemek istedi. Çünkü لَوْ edatında az da olsa olumsuzluk manası vardır. Sanki azıktan mahrum kalıp da şiddetle ihtiyaç duydukları halde, lüzumsuz bir şeyle meşgul olduğu için kendine hakim olamamıştır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)