قَالَ هٰذَا فِرَاقُ بَيْن۪ي وَبَيْنِكَۚ سَاُنَبِّئُكَ بِتَأْو۪يلِ مَا لَمْ تَسْتَطِـعْ عَلَيْهِ صَبْراً ٧٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَ | dedi |
|
| 2 | هَٰذَا | işte bu |
|
| 3 | فِرَاقُ | ayrılmasıdır |
|
| 4 | بَيْنِي | benimle |
|
| 5 | وَبَيْنِكَ | senin arasının |
|
| 6 | سَأُنَبِّئُكَ | sana haber vereceğim |
|
| 7 | بِتَأْوِيلِ | içyüzünü |
|
| 8 | مَا | şeylerin |
|
| 9 | لَمْ |
|
|
| 10 | تَسْتَطِعْ | güç yetiremediğin |
|
| 11 | عَلَيْهِ | üzerine |
|
| 12 | صَبْرًا | sabırla |
|
قَالَ هٰذَا فِرَاقُ بَيْن۪ي وَبَيْنِكَۚ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavl, هٰذَا فِرَاقُ ’dır. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. İşaret ismi هٰذَا mübteda olarak mahallen merfûdur. فِرَاقُ haber olup damme ile merfûdur. بَيْن۪ي mekân zarfı فِرَاقُ ’e mütealliktir. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بَيْنِكَ mekân zarfı atıf harfi وَ ’la makabline matuftur. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
سَاُنَبِّئُكَ بِتَأْو۪يلِ مَا لَمْ تَسْتَطِـعْ عَلَيْهِ صَبْراً
Fiil cümlesidir. Fiilin başındaki سَ harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. اُنَبِّئُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِتَأْو۪يلِ car mecruru سَاُنَبِّئُكَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Müşterek ism-i mevsûl مَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası لَمْ تَسْتَطِـعْ عَلَيْهِ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.
لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
تَسْتَطِـعْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. عَلَيْهِ car mecruru تَسْتَطِـعْ fiiline mütealliktir. صَبْراً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
اُنَبِّئُ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi نبأ ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
تَسْتَطِـعْ fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi طوع ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.
قَالَ هٰذَا فِرَاقُ بَيْن۪ي وَبَيْنِكَۚ
Fasılla gelmiş beyanî istînâf cümlesidir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan هٰذَا فِرَاقُ بَيْن۪ي وَبَيْنِكَۚ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Mekulü’l-kavl, Hızır’ın (a.s) sözleridir.
Müsnedün ileyhin ism-i işaretle gelmesi, haberin önemini ortaya koyarak ona dikkat çekme amacına matuftur. Hızır’ın (a.s) artık ayrılık vaktinin geldiğini bildirmesinin yanında, Musa’yı (a.s) azarlama maksadı da olabilir.
Kendisiyle yaşadıkları olaya işaret edilen هٰذَا ’da istiare sanatı vardır . هٰذَا ile yaşadıkarı durum, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
Haber olan فِرَاقُ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.
Soyut manalar için kullanılan işaret isimleri mecaz ifade eder. Zattan mana ile haber verir. Zat, manaya dönüşmüştür. Bu; mübalağanın en kuvvetli şeklidir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan Suresi 11)
فِرَاقُ ’nın بَيْن lafzına izafeti mastarın mecazen zarfa izafeti kabilindendir. Aslı üzere هٰذَا فِرَاقُ بَيْنَ şeklinde de okunmuştur. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
بَيْن kelimesi, münasebet, vuslat, ilgi demektir. Zira Cenab-ı Hak da “And olsun, aranızdaki (bağ) parça parça olmuştur.” (Enam Suresi, 94) buyurmuştur. Buna göre mana, “Bu, aramızın ayrılığı yani aramızdaki münasebetlerin sona ermesidir.” şeklinde olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)
بَيْنِ kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
سَاُنَبِّئُكَ بِتَأْو۪يلِ مَا لَمْ تَسْتَطِـعْ عَلَيْهِ صَبْراً
.
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümle, mekulü’l-kavle dahildir. Cümleye dahil olan istikbal harfi سَ tekid ifade eder.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Ayette خبر değil de نبّأ fiilinin kullanılması, mürâât-ı nazîr sanatının teşâbüh-i etrâf faslındandır. Çünkü نبّأ fiili çok önemli haberler söz konusu olduğunda kullanılır.
بِتَأْو۪يلِ ’nin muzâfun ileyhi olan müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sıla cümlesi olan لَمْ تَسْتَطِـعْ عَلَيْهِ صَبْراً , menfî muzari fiil sıygasında lazım-ı faide-i haber ibtidai kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Sıla cümlesinde takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur عَلَيْهِ , siyaktaki önemine binaen amili olan صَبْراً ’e takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan صَبْراً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder. Kelimenin nekre gelişi kıllet ve nev ifade eder. Menfî siyakta nekre selbin umum ve şumûlüne işarettir.
Daha sonra o âlim kimse Hz. Musa'ya [Sana, asla sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim.] demiştir. Yani “Bu üç sorunun hikmetini haber vereceğim.” demektir. Te'vil kelimesinin aslı, Arapların, “İş ona varıp dayandı, vardı.” manasında söyledikleri, على الامر الى كذا şeklindeki deyimlerine dayanır. Binaenaleyh ما تاويله denildiğinde bunun manası, “Onun varacağı yer neresidir, bu iş nereye varacaktır?” şeklindedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)