Kehf Sûresi 8. Ayet

وَاِنَّا لَجَاعِلُونَ مَا عَلَيْهَا صَع۪يداً جُرُزاًۜ  ٨

Biz, elbette (zamanı gelince) yeryüzündeki her şeyi bir kuru toprak hâline getireceğiz.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَإِنَّا biz elbette
2 لَجَاعِلُونَ yaparız ج ع ل
3 مَا şeyleri
4 عَلَيْهَا (yerin) üzerindeki
5 صَعِيدًا bir toprak ص ع د
6 جُرُزًا kupkuru ج ر ز
 
Yüce Allah, müşriklerin Kur’an’a inanmamaları halinde helâk olacakları korkusuyla üzülen Hz. Peygamber’i teselli etmekte ve bu kadar üzülmesine gerek olmadığını bildirmektedir. Çünkü Peygamber’in görevi onları zorla imana getirmek değil, Kur’an’ı tebliğ edip doğru yolu göstermektir (Nahl 16/82).
 
 Allah Teâlâ, kimlerin daha iyi davranışlarda bulunacağını denemek için bunca güzel nimetleri; malı, mülkü, evlât ve serveti, dünyanın bir süsü olarak yaratıp çekici kılmıştır. Bunun yanında insanları da irade sahibi, iyi ve kötüyü birbirinden ayırt edip ve yaptıklarından sorumlu olacak özellikte yaratmıştır. Böyle olmasaydı denemenin bir anlamı kalmazdı. Fakat Allah bu nimetlerin geçici olduğunu, yeryüzündeki güzellikleri bir gün çerçöp haline getirip yok edeceğini, dünyayı insansız, hayvansız, ağaçsız, bitkisiz ve kupkuru bir çöl haline getireceğini bildirmekte ve dünya nimetlerine bağlanmanın doğru olmadığına dikkat çekerek insanları uyarmaktadır.
 
 Dünyada sürekli olan hiçbir şey yoktur; kıyamet gününde dünya da değişecektir; kalıcı olan yalnız Allah’tır. Bir âyette şöyle buyurulmuştur: “Bir gün gelecek, yer başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülecek, insanlar gücüne karşı durulamaz olan bir tek Allah’ın huzuruna çıkacaklardır” (İbrâhim 14/48; ayrıca bk. Rahmân 55/26-27).
 
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 536-537
 

وَاِنَّا لَجَاعِلُونَ مَا عَلَيْهَا صَع۪يداً جُرُزاًۜ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

نَا  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. جَاعِلُونَ  kelimesi,  اِنَّ ’nin haberi olup ref alameti  و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

Müşterek ism-i mevsûl  مَا  ism-i fail olan  جَاعِلُونَ ’nin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. عَلَيْهَا car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir. صَع۪يداً  ism-i fail  جَاعِلُونَ  ‘nin ikinci mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur. جُرُزاً  kelimesi  صَع۪يداً ’in sıfatı olup fetha ile mansubdur.

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )

İsmi failin fiil gibi amel şartları şunlardır: 

1. Harfi tarifli (ال) olmalıdır.  2. Haber olmalıdır.  3. Sıfat olmalıdır.  4. Hal olmalıdır. 5. Kendisinden önce nefy (olumsuzluk) edatı bulunmalıdır. 6. Kendisinden önce istifham (soru) edatı bulunmalıdır. Şartlardan birinin bulunması amel etmesi için yeterlidir. Bu amel şartlarından birini taşıyan ismi fail kendisinden sonra fail ve meful alabilir. Bu fail veya meful bazen ismi failin muzafun ileyhi konumunda da gelebilir. İsmi fail tercüme edilirken umumiyetle muzari manası verir. Nadiren mazi manası da olabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

جَاعِلُونَ ; sülâsî mücerredi  جعل  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

وَاِنَّا لَجَاعِلُونَ مَا عَلَيْهَا صَع۪يداً جُرُزاًۜ

 

Ayet, atıf harfi  وَ ’la önceki ayetteki …اِنَّا جَعَلْنَا مَا عَلَى الْاَرْضِ ز۪ينَةً  cümlesine atfedilmiştir. 

اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden  اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş isim cümleleri, çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِنَّ ‘nin haberi olan  جَاعِلُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsufa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80) 

جَاعِلُونَ ‘nin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا ’nın sılası mahzuftur.  عَلَيْهَا , bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

İsm-i fail vezninde gelerek mef’ûl alması mümkün kılınan müsned  لَجَاعِلُونَ , mübalağa ifade etmiştir.  لَجَاعِلُونَ ’nin ikinci mef’ûlü olan  صَع۪يداً ‘deki nekrelik, belirsiz bir ferdi ifade eder. 

جُرُزاً  kelimesi, صَع۪يداً  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

صَع۪يداً جُرُزاً  ifadesinde istiare vardır. Çünkü buradaki  جُرُزاً  ile kastedilen bitkisi olmayan kurak yerdir. Bu deyim, Arapların ناقة جروز  (obur deve) sözlerinden alınmıştır ki bu deve, çeneleri neredeyse hiç durmadan yem kıran ve ot yiyen obur bir hayvan olduğunda böyle söylenir. Toprağa  جُرُزاً  (obur) adının verilmesi ise üzerindeki bitkileri, taze ve yetişkin hiçbir şey bırakmadan yemiş olması telakkisine dayanır. (Şerîf er-Radî, Kur'an Mecazları) 

Önceki ayette fiil sıygasıyla gelen müsned bu ayette isim sıygasıyla gelmiştir. Dünyanın ziynetlerle süslenmesi, devam eden tekrarlanan bir durum olduğu için teceddüt ifade eden fiil sıygasıyla;  kupkuru olup insanların yaşayamayacağı hale gelmesi, bir kerede olup biteceğinden sübut ifade eden isim sıygasıyla gelmiştir.

Bu cümle, geçen cümledeki illeti tamamlamaktadır. Yani “Ey Peygamberim! Kendi kavminin sana indirdiğimiz kitabı yalanladıklarını görünce ona üzülme; çünkü şüphesiz biz, yeryüzündeki çeşitli varlıkları süs kıldık ki onların amellerini deneyelim ve sonunda amellerine göre onlara karşılık verelim ve biz, yakın bir gelecekte yeryüzündeki her şeyi yok edeceğiz ve yaptıklarının cezasını da vereceğiz.” demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

İsm-i fail kalıbında gelen  جَاعِلُونَ  kelimesi, gelecek zaman manası içermektedir. Yani yeryüzü üzerinde ne var ne yok hepsini yok edeceğiz. Öyle ki, artık onun üzerinde kuru ve çorak topraktan başka hiçbir şey kalmayacak ve yaşamak imkansız hale gelecektir. İşte bu, alemin yok olması ve son bulmasıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)