حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ بَيْنَ السَّدَّيْنِ وَجَدَ مِنْ دُونِهِمَا قَوْماًۙ لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ قَوْلاً ٩٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | حَتَّىٰ | nihayet |
|
| 2 | إِذَا | ne zaman ki |
|
| 3 | بَلَغَ | ulaştı |
|
| 4 | بَيْنَ | arasına |
|
| 5 | السَّدَّيْنِ | iki sed |
|
| 6 | وَجَدَ | buldu |
|
| 7 | مِنْ |
|
|
| 8 | دُونِهِمَا | onların dışında |
|
| 9 | قَوْمًا | bir kavim |
|
| 10 | لَا |
|
|
| 11 | يَكَادُونَ | neredeyse |
|
| 12 | يَفْقَهُونَ | hiç anlamayan |
|
| 13 | قَوْلًا | söz |
|
حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ بَيْنَ السَّدَّيْنِ وَجَدَ مِنْ دُونِهِمَا قَوْماًۙ
حَتّٰٓى ibtidaiyye harfidir. اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezm etmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. بَلَغَ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
بَلَغَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. بَيْنَ mekân zarfı amili olan بَلَغَ ’nın mef’ûlün bihi olup fetha ile mansubdur. السَّدَّيْنِ muzâfun ileyh olup müsenna olduğu için cer alameti ي ‘dir.
وَجَدَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. مِنْ دُونِهِمَا car mecruru وَجَدَ fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir هِمَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. قَوْماً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
حَتّٰٓى edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette (ibtida) başlangıç edatı şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ قَوْلاً
لَا يَكَادُونَ cümlesi, قَوْماً ’in sıfatı olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كَادَ mukarebe fiillerinden olup, nakıs fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasbeder.
يَكَادُونَ nakıs, نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı يَكَادُونَ ‘nun ismi olarak mahallen merfûdur. يَفْقَهُونَ cümlesi, يَكَادُونَ ’nun haberi olarak mahallen mansubdur.
يَفْقَهُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. قَوْلاً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mukârebe (Yaklaşma) Fiilleri: Mübteda ve haberin başına gelerek nakıs fiiller gibi isim cümlesinin mübtedasını ismi, haberini ise haberi yaparlar. İsmini ref, haberini nasb ederler. Haberleri daima muzari fiil ile başlar. Bu fiiller -e yazdı, az kalsın…, neredeyse… , -mek üzereydi gibi manalara gelir. Bu fiillerden Kur'an’da sadece كَادَ ‘nin kullanımına rastlanmıştır. كَادَ fiili tam fiil olarak da kullanılır. Bu durumda peşinden muzari fiil gelmez ve gerçek anlamı olan “tuzak kurdu, hile yaptı, aldattı” manalarına gelir. Bu şekilde geldiğinde normal fiil gibi amel eder. Yani fail ve mef’ûl alabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ بَيْنَ السَّدَّيْنِ وَجَدَ مِنْ دُونِهِمَا قَوْماًۙ لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ قَوْلاً
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
Mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Hz. Peygamber nezdinde, Zülkarneyn hakkında soru soranlardır.
Şart üslubundaki terkipte حَتّٰٓى ibtidâ harfi, اِذَا şart manalı zaman zarfıdır. Cevap cümlesine müteallik اِذَا ’nın muzâfun ileyhi olan بَلَغَ بَيْنَ السَّدَّيْنِ cümlesi şarttır. Mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade etmiştir.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan وَجَدَ مِنْ دُونِهِمَا قَوْماًۙ لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ قَوْلاً , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
قَوْماً ’ deki tenvin muayyen olmayan cinse işaret eder.
لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ قَوْلاً cümlesi, قَوْماً için sıfattır. Sıfat, mevsufunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Nakıs fiil كاد ’nin dahil olduğu, sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
يَكَادُ ’nun haberi olan يَفْقَهُونَ قَوْلاً , muzari fiil cümlesi formunda gelerek hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يَفْقَهُونَ fiilinin mef'ûlu olarak nasb olan قَوْلاً kelimesindeki nekrelik, kesret içindir. Nefiy siyakında nekre, selbin umum ve şumûlüne işarettir.
كَادُ fiilinin müspetinden menfi, menfisinden müspet mana anlaşılır. Buna göre ayetteki لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ ifadesi onların hiçbirşey anlamadıklarına değil, güçlük ve zorlukla anlayabildiklerine delalet eder. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Keşşâf sahibi ise şöyle der: بَيْنَ السٌُدَّين , zamme ile olursa ism-i mef'ûl manasında olur. O zaman “Allah'ın yaptığı ve yarattığı şey” hakkında kullanılır. Fetha ile okunursa masdar olur ve “insanların yapması ve icat etmesi” demek olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)