بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ 
اِنَّا مَكَّنَّا لَهُ فِي الْاَرْضِ وَاٰتَيْنَاهُ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ سَبَباًۙ ٨٤
اِنَّا مَكَّنَّا لَهُ فِي الْاَرْضِ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
نَا mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مَكَّنَّا لَهُ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
مَكَّنَّا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. لَهُ car mecruru مَكَّنَّا fiiline mütealliktir. فِي الْاَرْضِ car mecruru مَكَّنَّا fiiline mütealliktir.
مَكَّنَّا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi مكن ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
وَاٰتَيْنَاهُ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ سَبَباًۙ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰتَيْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنْ كُلِّ car mecruru اٰتَيْنَاهُ fiiline mütealliktir. شَيْءٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. سَبَباً mef'ûlun bihi olarak fetha ile mansubdur.
اٰتَيْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتي ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
اِنَّا مَكَّنَّا لَهُ فِي الْاَرْضِ وَاٰتَيْنَاهُ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ سَبَباًۙ
İstînâfiye olarak fasılla gelen ayetin ilk cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Mütekellim Allah Teâlâ, muhatap, Hz. Peygamber nezdinde, Zülkarneyn hakkında soru soranlardır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّٓ ‘nin haberi olan مَكَّنَّا لَهُ فِي الْاَرْضِ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye ifade etmiştir.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
فِي الْاَرْضِ ibaresindeki فِي harfinde istiare vardır. Zarfiye olan ف۪ٓي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü yeryüzü hakiki manada içine girilmeye müsait değildir. Dünya, burada zarfa benzetilmiştir. Yeryüzü ile Zülkarneyn arasındaki ilişki, zarfla mazruf arasındaki irtibata benzetilmiştir. Câmi, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
Ayetin ikinci cümlesi olan وَاٰتَيْنَاهُ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ سَبَباًۙ , hükümde ortaklık nedeniyle öncesine atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اٰتَيْنَاهُ fiiline müteallik مِنْ كُلِّ شَيْءٍ car mecruru, ihtimam için ve durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.
وَاٰتَيْنَاهُ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ سَبَباًۙ cümlesinde ip manasında gelen سَبَباًۙ kelimesinde istiare sanatı vardır. Kuvvetlenmek için sebeplerin kendisine verilmesi, yüksek bir yere tırmanacak kişiye ihtiyacı olan ipin verilmesine benzetilmiştir. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
سَبَباً kelimesindeki nekrelik; kesret, nev ve tazim, شَيْءٍ ’deki tenvin ise kesret içindir.
مَكَّنَّا ve اٰتَيْنَاهُ fiillerinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Yahudiler veya onların yönlendirmesiyle hareket eden müşrikler Hz. Peygamberi denemek için ona Zülkarneyn’den sorunca Cenab-ı Hak, tekitli bir ifadeyle “De ki: Size ondan haber vereceğim. Gerçekten Biz ona yeryüzünde imkân verdik.” buyurmuştur. Burada hitap soru soranlaradır. Muhatap hükmü öğrenmek için tereddütle soru soran kimse yerinde olduğundan mütekellimin hükmü tekitli olarak bildirmesi güzel olmuştur. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı)
سَبَباًۙ kelimesi, asıl lügat manası itibariyle ip demektir. Sonra bu kelime, maksada erişmekte tutulan, vesile edilen herşey için mecazî olarak kullanılmıştır. Bu manası ile o (سَبَباًۙ), ilmi, kudreti ve aletleri için alır. Binaenaleyh ayetteki, ona her şeyin sebebini bahşettik ifadesi, “Ona, sayesinde- vasıtası ile bu şeylerin elde edildiği işlerin her birinden ona verdik.” demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu surenin başında Yahudilerin müşriklere, Hz. Peygamberden (s.a.v) Ashab-ı Kehf, Zülkarneyn kıssaları ile ruhu sormalarını tavsiye etmişlerdir. İşte “Sana Zülkarneyn'i sorarlar.” ifadesi ile bu sorma kastedilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
فَاَتْبَعَ سَبَباً ٨٥
فَاَتْبَعَ سَبَباً
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَتْبَع fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. سَبَباً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Fiilin ikinci mef’ûlu mahzuftur. Takdiri; أتبع سببا سببا آخر (Başka bir neden için bir nedeni takip etti) şeklindedir.
اَتْبَعَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi تبع ’dır.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
فَاَتْبَعَ سَبَباً
Ayet, atıf harfi فَ ile önceki ayetteki اِنَّا مَكَّنَّا لَهُ فِي الْاَرْضِ cümlesine, hükümde ortaklık nedeniyle atfedilmiştir. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
اَتْبَعَ fiili iki mef’ûle müteaddi fiillerdendir. Mef’ûllerden biri سَبَباً kelimesidir, diğeri ise mahzuftur. Cümlenin takdiri فأتبع سببًا سببًا آخر [Başka bir neden için bir nedeni takip etti] veya فأتبع أمره سببًا [İşinde bir sebebi takip etti] şeklindedir.
فَاَتْبَعَ سَبَباً cümlesinde istiare sanatı vardır. Canlılara has tabi olmak anlamındaki اَتْبَعَ fiili سَبَباً ‘e nisbet edilerek kişileştirilmiş, arkasından gidilen, takip edilen bir lidere benzetilmiştir. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Matufun aleyhteki سَبَباً ‘le, bu cümledeki سَبَباً kelimesi aynı olsa da bağlama göre farklı bir anlam kazanmıştır. Önceki ayette Allah’ın verdiği maddi ve manevî güçler, imkan, vesile, bu ayette ise güzergâh, izlenen yol manasındadır. Bu iki kelime arasında tam cinas ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
السَّبَبِ kelimesi burada zamirle değil açık olarak gelmiştir. Çünkü ilk istenenden farklı bir anlam kastedildiğinde anlamların farklılığına dair bir uyarı olarak izhar etmek güzeldir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اَتْبَعَ fiili, اِفعال babındadır. Bu bab fiile kesret, haynunet, sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul manaları katar.
Daha sonra Cenab-ı Hak, فَاَتْبَعَ سَبَباً [O da o vesileyi (yolu) tuttu.] buyurmuştur. Bu, “Allah ona her şeyin sebebini verdiği için o birşey dilediğinde, kendisini o dileğine ulaştıracak ve yaklaştıracak olan sebebi, yolu tutardı.” demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَغْرُبُ ف۪ي عَيْنٍ حَمِئَةٍ وَوَجَدَ عِنْدَهَا قَوْماًۜ قُلْنَا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ اِمَّٓا اَنْ تُعَذِّبَ وَاِمَّٓا اَنْ تَتَّخِذَ ف۪يهِمْ حُسْناً ٨٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | حَتَّىٰ | nihayet |
|
| 2 | إِذَا | ne zaman ki |
|
| 3 | بَلَغَ | ulaştı |
|
| 4 | مَغْرِبَ | battığı yere |
|
| 5 | الشَّمْسِ | güneşin |
|
| 6 | وَجَدَهَا | ve onu buldu |
|
| 7 | تَغْرُبُ | batarken |
|
| 8 | فِي |
|
|
| 9 | عَيْنٍ | bir gözede |
|
| 10 | حَمِئَةٍ | kara balçıklı |
|
| 11 | وَوَجَدَ | ve buldu |
|
| 12 | عِنْدَهَا | onun yanında da |
|
| 13 | قَوْمًا | bir kavim |
|
| 14 | قُلْنَا | dedik ki |
|
| 15 | يَا ذَا |
|
|
| 16 | الْقَرْنَيْنِ | Zu’l-Karneyn |
|
| 17 | إِمَّا | ya |
|
| 18 | أَنْ |
|
|
| 19 | تُعَذِّبَ | azâb edersin |
|
| 20 | وَإِمَّا | veya |
|
| 21 | أَنْ |
|
|
| 22 | تَتَّخِذَ | davranırsın |
|
| 23 | فِيهِمْ | kendilerine |
|
| 24 | حُسْنًا | güzel |
|
حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ الشَّمْسِ
حَتّٰٓى ibtidaiyye harfidir. اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. بَلَغَ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
بَلَغَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. مَغْرِبَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. الشَّمْسِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
حَتّٰٓى edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, ibtidaiyye(başlangıç) edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette ibtidaiyye şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَجَدَهَا تَغْرُبُ ف۪ي عَيْنٍ حَمِئَةٍ
Fiil cümlesidir. وَجَدَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. تَغْرُبُ cümlesi, وَجَدَهَا ’deki mef’ûlun bihin hali olarak mahallen mansubdur.
تَغْرُبُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هى ’dir. ف۪ي عَيْنٍ car mecruru تَغْرُبُ fiiline mütealliktir. حَمِئَةٍ kelimesi عَيْنٍ’nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حَمِئَةٍ kelimesi, فعلة vezninde sıfat-ı müşebbehe kalıbındandır. Aslı حمئ ‘dır. “Benzeyen sıfat” demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَوَجَدَ عِنْدَهَا قَوْماًۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَجَدَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.
عِنْدَهَا mekân zarfı وَجَدَ fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. قَوْماً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
قُلْنَا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ اِمَّٓا اَنْ تُعَذِّبَ وَاِمَّٓا اَنْ تَتَّخِذَ ف۪يهِمْ حُسْناً
Fiil cümlesidir. قُلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli, يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ ’dir. قُلْنَا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
يَا nida harfidir. Münada olan ذَا muzâf olup, harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan nasb alameti elif ’dir. الْقَرْنَيْنِ muzâfun ileyh olup müsenna olduğu için cer alameti ي ‘dir. Nidanın cevabı اِمَّٓا اَنْ تُعَذِّبَ ’dır.
اِمَّا yargıyı seçmeli olarak birbirine bağlayan bir tercih edatıdır.
اَنْ ve masdar-ı müevvel mübteda olarak mahallen merfûdur. Haberi mahzuftur. Takdiri; إمّا تعذيبك واقع بهم (Sana yaptıkları azabın onların başına gelmesi) şeklindedir.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
تُعَذِّبَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir.
وَ atıf harfidir. اِمَّٓا yargıyı seçmeli olarak birbirine bağlayan bir tercih edatıdır.
اَنْ ve masdar-ı müevvel mübteda olarak mahallen merfûdur. Haber mahzuftur. Takdiri; اتّخاذك حسنا فيهم واقع بهم (Onların içinden sana iyi davrananlara iyi davranman…) şeklindedir.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
تَتَّخِذَ fetha ile mansub muzari fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. ف۪يهِمْ car mecruru تَتَّخِذَ fiilinin ikinci mef’ûlun bihine mütealliktir. حُسْناً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
اِمَّا ; yargıyı seçmeli olarak birbirine bağlayan bir tercih edatıdır. اِمَّا ile yapılan atıfta genellikle yargılardan yalnızca birinin gerçekleşmesi söz konusudur. el-Mâlekî, talebî cümlelerden sonra kullanılan اِمَّا edatının tahyir ve ibaha, haberî cümlelerden sonra kullanılan اِمَّا edatının ise şek ve tereddüt ifade ettiğini söyler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُعَذِّبَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi عذب ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
تَتَّخِذَ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi أخذ ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَغْرُبُ ف۪ي عَيْنٍ حَمِئَةٍ وَوَجَدَ عِنْدَهَا قَوْماًۜ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Ayette mütekellim Allah Teâlâdır.
Şart üslubundaki terkipte حَتّٰٓى ibtidâ harfi, اِذَا şart manalı zaman zarfıdır. Cevaba müteallik اِذَا ’nın muzâfun ileyhi olan بَلَغَ مَغْرِبَ الشَّمْسِ cümlesi şarttır. Mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade etmiştir.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan وَجَدَهَا تَغْرُبُ ف۪ي عَيْنٍ حَمِئَةٍ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
تَغْرُبُ ف۪ي عَيْنٍ حَمِئَةٍ cümlesi, وَجَدَهَا ’daki mef’ûlün halidir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
عَيْنٍ ve mef’ûl olan قَوْماً ‘deki nekrelik muayyen olmayan cinse işaret eder. حَمِئَةٍ kelimesi عَيْنٍ için sıfattır. Sıfat, mevsufunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Aynı üslupta gelen وَجَدَ عِنْدَهَا قَوْماً cümlesi, atıf harfi وَ ile … وَجَدَهَا cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عِنْدَهَا mekan zarfı, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
وَجَدَ fiilnin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
مَغْرِبَ - تَغْرُبُ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
حَمِئَةٍ , çamurlu demektir, حمنة البرُّ deyiminden gelir ki kuyunun çamurlu olmasıdır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
وَجَدَهَا ’daki هَا zamirinin neye raci olduğu hususunda iki görüş vardır: a) Güneşe (الشَّمْسِ) racidir. Zamirin müennes oluşu, الشَّمْسِ kelimesinin müennes-i semaî oluşundan ötürüdür. Çünkü insan, güneşin orada battığını hayal edip öyle olduğunu zannedince, orada meskûn olan insanlar sanki güneşe yakın bir yerde oturmuş gibi olurlar. b) Kara bir balçık göze, عَيْنٍ حَمِئَةٍ ifadesine racidir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
قَوْماً kelimesinin nekre gelişi; onların inanç ve davranışları bilinmeyen, yabancı bir millet olduklarına işaret eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
قُلْنَا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ اِمَّٓا اَنْ تُعَذِّبَ وَاِمَّٓا اَنْ تَتَّخِذَ ف۪يهِمْ حُسْناً
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قُلْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
قُلْنَا fiilinin mekulü’l-kavli olan يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ اِمَّٓا اَنْ تُعَذِّبَ , nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. يَا nida, ذَا الْقَرْنَيْنِ münadadır.
Tahyir harfi اِمَّٓا ’nın dahil olduğu اِمَّٓا اَنْ تُعَذِّبَ cümlesi, nidanın cevabıdır. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Masdar harfi اَنْ ve akabindeki تُعَذِّبَ cümlesi, masdar teviliyle mahzuf mübteda için haberdir. Takdiri; الجزاء تعذيبك لهم [Sana azap etmelerinin cezası…] şeklindedir. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اِمَّٓا : İki yargıyı seçmeli olarak birbirine bağlayan bir tercih edatıdır. اِمَّٓا ile yapılan atıfta genellikle yargılardan yalnızca birinin gerçekleşmesi söz konusudur. el-Mâlekî talebî cümlelerden sonra kullanılan اِمَّٓا edatının tahyir ve ibâha, haberî cümlelerden sonra kullanılan اِمَّٓا edatının ise şek ve tereddüt ifade ettiğini söyler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
Aynı üsluptaki وَاِمَّٓا اَنْ تَتَّخِذَ ف۪يهِمْ حُسْن cümlesi, nidanın cevabına atıf harfi وَ ’la atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Masdar harfi اَنْ ve akabindeki تَتَّخِذَ ف۪يهِمْ حُسْن cümlesi, masdar teviliyle mahzuf mübteda için haberdir. Cümlenin takdiri, ااتّخاذك حسنا فيهم واقع بهم (Senin onlar hakkında iyi niyetli olman, onların başına gelecek olanın ta kendisidir.) şeklindedir.
Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiiller hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. Tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
تُعَذِّبَ fiili تفعيل babındadır. Bu babın fiile kattığı anlamlardan en fazla kullanılanı kesrettir.
تُعَذِّبَ cümlesiyle تَتَّخِذَ ف۪يهِمْ حُسْناً cümleleri arasında mukabele vardır.
وَجَدَ , اِمَّٓا , اَنْ kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
تُعَذِّبَ - حُسْناً kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
قَالَ اَمَّا مَنْ ظَلَمَ فَسَوْفَ نُعَذِّبُهُ ثُمَّ يُرَدُّ اِلٰى رَبِّه۪ فَيُعَذِّبُهُ عَذَاباً نُكْراً ٨٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَ | dedi ki |
|
| 2 | أَمَّا |
|
|
| 3 | مَنْ | kim |
|
| 4 | ظَلَمَ | haksızlık ederse |
|
| 5 | فَسَوْفَ |
|
|
| 6 | نُعَذِّبُهُ | ona azab edeceğiz |
|
| 7 | ثُمَّ | sonra |
|
| 8 | يُرَدُّ | döndürülecektir |
|
| 9 | إِلَىٰ |
|
|
| 10 | رَبِّهِ | Rabbine |
|
| 11 | فَيُعَذِّبُهُ | O da ona azab edecektir |
|
| 12 | عَذَابًا | bir azapla |
|
| 13 | نُكْرًا | görülmemiş |
|
قَالَ اَمَّا مَنْ ظَلَمَ فَسَوْفَ نُعَذِّبُهُ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, اَمَّا مَنْ ظَلَمَ ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اَمَّا şart veya tafsil harfidir. Şart anlamında, cezmetmeyen edatlardandır. Daha önce geçen bir cümleyi genişleterek anlatmak için kullanılır. (Hasan Akdağ, Arap Dilinde Edatlar)
İsim cümlesidir. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası ظَلَمَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
ظَلَمَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
سَوْفَ نُعَذِّبُهُ cümlesi, mübteda مَنْ ’in haberi olarak mahallen merfûdur.
سَوْفَ gelecek zamana işaret eder. Alimler bu edatı tesvif -erteleme diye isimlendirmişlerdir. Vaat veya tehdit bulunan yani istenen veya hoşlanılmayan bir fiile delalet eden bir muzari fiilin başına geldiklerinde tekid-vurgu olurlar.
نُعَذِّبُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
نُعَذِّبُ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi عذب’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
ثُمَّ يُرَدُّ اِلٰى رَبِّه۪
Fiil cümlesidir. ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. يُرَدُّ damme ile merfû meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir. اِلٰى رَبِّه۪ car mecruru يُرَدُّ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
ثُمَّ ; Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَيُعَذِّبُهُ عَذَاباً نُكْراً
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُعَذِّبُهُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَذَاباً mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur. نُكْراً kelimesi, عَذَاباً ‘nin sıfatı olup fetha ile mansubdur.
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harf-i cer almaz. Harf-i cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak üçe ayrılır:
1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir.Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ اَمَّا مَنْ ظَلَمَ فَسَوْفَ نُعَذِّبُهُ ثُمَّ يُرَدُّ اِلٰى رَبِّه۪ فَيُعَذِّبُهُ عَذَاباً نُكْراً
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اَمَّا مَنْ ظَلَمَ فَسَوْفَ نُعَذِّبُهُ terkibi şart üslubunda gelmiştir. Zülkarneyn'in rastladığı kavme söylediği sözlerdir.
اَمَّا harf-i şart, tafsil ve tekid için kullanılır. Şart harfi olması için kendisinden sonra فَ harfinin gelmesi zorunludur. Zemahşerî: ‘’ اَمَّا cümleye tekid anlamı kazandırır’’ demiştir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, c. 1, s. 421)
اَمَّا şart anlamı içeren bir harftir, bu yüzden de cevabı فَ ile birlikte gelir. Cümle içerisinde kullanılmasının anlama katkısı ise ilave bir tekid sağlamasıdır. Nitekim Zeyd’in gideceğini anlatmak istediğinde زَيْدٌ ذاهِبٌَ dersin. Ama bunu tekid ederek Zeyd’in mutlaka gideceğini ve gitmekte kararlı olduğunu belirtmek istediğinde; اما زيد مذاهب “Zeyd’e gelince mutlaka gidecek” dersin. Bu sebeple Sîbeveyhi bunun izahında; “Her ne olursa olsun Zeyd gidecektir.” demiştir. Bu izah iki fayda celb etmektedir; ilki onun tekid anlamı ihtiva etmesi, ikincisi de şart anlamı ihtiva etmesidir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl ; Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, c. 1, s. 421)
Mübteda konumunda olan müşterek ism-i mevsûl مَنْ ‘in sılası olan ظَلَمَ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması arkadan gelen habere dikkat çekmek içindir.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi olan فَسَوْفَ نُعَذِّبُهُ , aynı zamanda mübtedanın haberidir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Cümle vaîd siyakında olduğu için istikbal harfi سَوْفَ tekid ifade etmiştir.
Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.
Şart üslubunda gelen terkip, haberî isnaddır. Şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Zülkarneyn اَمَّا ve سَوْفَ olmak üzere iki tekid unsuru taşıyan şart üslubuyla konuşmuştur.
يُعَذِّبُ fiili تفعيل babındadır. Bu babın fiile kattığı anlamlardan en fazla kullanılanı kesrettir.
ثُمَّ يُرَدُّ اِلٰى رَبِّه۪ cümlesi, tertip ve terahi ifade eden ثُمَّ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Veciz ifade kastına matuf رَبِّه۪ izafetinde zulmeden kişiye ait zamirin Rab ismine izafesi, Allah’ın rububiyet vasfıyla onun üzerindeki nimetlerini hatırlatmaya ve Rabbinden gelecek azabın daha can yakıcı olacağına işarettir.
يُرَدُّ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Kur’ân-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
فَيُعَذِّبُهُ عَذَاباً نُكْراً cümlesi atıf harfi فَ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Cümle mef’ûlü mutlak olan عَذَاباً ‘le tekit edilmiştir.
Ayetteki muzari fiiller hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
نُكْرا kelimesi, عَذَاباً için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Ayetin başında fiillerde kullanılan mütekellim çoğul zamirinden, ayetin sonunda gaib zamire iltifat edilmiştir. İltifattaki murad, muhatabın dikkatini çekmek, uyarıyı kuvvetlendirmektir.
عَذِّب fiilinin tekrarı, ayetin konusuyla irtibatı bakımından son derece yerindedir. Azabın öne çıkarılmasıyla, tehdidi ve korkuyu artırmak amaçlanmıştır. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
نُعَذِّبُهُ - عَذَاباً - يُعَذِّبُهُ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
عَذَاباً - نُكْراً - ظَلَمَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Zülkarneyn: ‘’Kim zulmederse’’ yani “İnkârını sürdürmek suretiyle kendisine zulmederse”, demiştir. Bunun bu manaya olduğunun delili, Hak Teâlâ'nın sonraki ayette, buna mukabil “ama kim de iman eder ve salih amel işlerse” buyurmuş olmasıdır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَاَمَّا مَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاً فَلَهُ جَزَٓاءًۨ الْحُسْنٰىۚ وَسَنَقُولُ لَهُ مِنْ اَمْرِنَا يُسْراًۜ ٨٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَأَمَّا | ise |
|
| 2 | مَنْ | kimseye |
|
| 3 | امَنَ | inanan |
|
| 4 | وَعَمِلَ | ve yapan |
|
| 5 | صَالِحًا | iyi işler |
|
| 6 | فَلَهُ | ona vardır |
|
| 7 | جَزَاءً | mükafat |
|
| 8 | الْحُسْنَىٰ | en güzel |
|
| 9 | وَسَنَقُولُ | ve söyleyeceğiz |
|
| 10 | لَهُ | ona |
|
| 11 | مِنْ | -dan |
|
| 12 | أَمْرِنَا | buyruğumuz- |
|
| 13 | يُسْرًا | kolay olanı |
|
وَاَمَّا مَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاً
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَمّا şart ve tafsil harfidir. Şart anlamında, cezmetmeyen edatlardandır. Daha önce geçen bir cümleyi genişleterek anlatmak için kullanılır. (Hasan Akdağ, Arap Dilinde Edatlar)
İsim cümlesidir. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası اٰمَنَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
Fiil cümlesidir. اٰمَنَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. عَمِلَ fiili, atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
عَمِلَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. صَالِحاً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
اٰمَنَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
صَالِحاً ; sülâsi mücerredi olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَلَهُ جَزَٓاءًۨ الْحُسْنٰىۚ
لَهُ جَزَٓاءًۨ الْحُسْنٰى cümlesi, mübteda مَنْ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
İsim cümlesidir. لَهُ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. جَزَٓاءً masdar olup الْحُسْنٰى ’nın hali olup fetha ile mansubdur. الْحُسْنٰى muahhar mübteda olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) الْحُسْنٰىۚ ; ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.
خَيْرٌ ve شَرٌّ kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları اَخْيَرُ ve اَشْرَرُ veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَسَنَقُولُ لَهُ مِنْ اَمْرِنَا يُسْراًۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Fiilinin başındaki سَ harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. نَقُولُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. لَهُ car mecruru نَقُولُ fiiline mütealliktir.
مِنْ ibtida-i gaye içindir. مِنْ اَمْرِ car mecruru نَقُولُ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. يُسْراً mef’ûlun bih veya masdardan naib mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur.
وَاَمَّا مَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاً فَلَهُ جَزَٓاءًۨ الْحُسْنٰىۚ وَسَنَقُولُ لَهُ مِنْ اَمْرِنَا يُسْراًۜ
Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki mekulü’l-kavle atfedilmiştir. Zülkarneyn'in sözlerinin devamıdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.
اَمَّا harfi şart, tafsil ve tekid için kullanılır. Şart harfi olması için kendisinden sonra فَ harfinin gelmesi zorunludur. Zemahşerî: ‘’ اَمَّا cümleye tekid anlamı kazandırır’’demiştir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, c. 1, s. 421)
Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması arkadan gelen habere dikkat çekmek içindir.
Mübteda konumunda müşterek ism-i mevsûl مَنْ ‘in sılası olan اٰمَنَ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Aynı üslupta gelen وَعَمِلَ صَالِحاً cümlesi, sıla cümlesi olan اٰمَنَ ’ye atfedilmiştir. Cümlenin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
صَالِحاً , mef’ûl veya mef’ûlü mutlaktan naibdir. Takdiri, عمل عملًا صالحًا (Salih amel yaptı) şeklindedir. Aslında عَمِلَ عَمَلًا صَالِحًا şeklinde gelmesi beklenirdi. آيَاتٍ بَيِّنَات ibaresi de böyledir. Çoğu zaman آيَات hazfolur sadece بَيِّنَات gelir.
عَمِلَ fiilinin mef’ûlu olan صَالِحاً ism-i faildir. İsm-i mef’ûl yerinde ism-i fail kullanılması mecazî isnaddır. Mefûliyyet alakasıyla mecaz-ı aklîdir.
Mef’ûl olan صَالِحًا ‘daki nekrelik tazim ve nev ifade eder.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi olan فَلَهُ جَزَٓاءًۨ الْحُسْنٰىۚ , mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir ve îcâz-i hazf sanatları vardır. لَهُ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. الْحُسْنٰى muahhar mübtedadır.
الْحُسْنٰى ’dan hal olan جَزَٓاءً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder. Bu kelimenin mahzuf fiilden naib, mef’ûlü mutlak veya temyiz olduğu da söylenmiştir.
Şart üslubunda gelen terkip, haberî isnaddır. Şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Önceki ayetle bu ayet arasında mukabele sanatı vardır.
اَمَّا şart anlamı içeren bir harftir, bu yüzden de cevabı فَ ile birlikte gelir. Cümle içerisinde kullanılmasının anlama katkısı ise ilave bir tekid sağlamasıdır. Nitekim Zeyd’in gideceğini anlatmak istediğinde زَيْدٌ ذاهِبٌَ dersin. Ama bunu tekid ederek Zeyd’in mutlaka gideceğini ve gitmekte kararlı olduğunu belirtmek istediğinde; اما زيد مذاهب “Zeyd’e gelince mutlaka gidecek” dersin. Bu sebeple Sîbeveyhi bunun izahında; “Her ne olursa olsun Zeyd gidecektir.” demiştir. Bu izah iki fayda celb etmektedir; ilki onun tekid anlamı ihtiva etmesi, ikincisi de şart anlamı ihtiva etmesidir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl ; Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, c. 1, s. 421)
جَزَٓاءً kelimesi, güzel mükâfat ile tavsif edilmiştir. Buna göre mana , ‘’Onun için, en güzel mükafaat olan mükafaatlar vardır" şeklinde olur. "Ceza", kelimesi, "güzel mükafaat" ile tavsif edilmiştir. Mevsûfun sıfatına muzâf kılınması, yaygın bir kullanıştır. Nitekim دارُ الآخرة ve حق اليقين izafetlerinde de böyledir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)
اَمَّا مَنْ ظَلَمَ فَسَوْفَ نُعَذِّبُهُ [Haksızlık edene gelince onu cezalandıracağız] ayetine karşılık olarak اَمَّا مَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاً فَلَهُ جَزَٓاءًۨ الْحُسْنٰىۚ [‘’İman edip de iyi davranan kimseye gelince, onun için en güzel karşılık vardır’’] ayetinin söylenmesinde latif bir mukabele sanatı vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
وَسَنَقُولُ لَهُ مِنْ اَمْرِنَا يُسْراًۜ cümlesi, şartın cevabına atıf harfi وَ ‘la atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Cümleye dahil olan istikbal harfi سَ tekid ifade eder.
Muzari fiil, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. مِنْ اَمْرِنَا car mecruru ihtimam için, لَهُ car mecruru ise durumun onunla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûl olan يُسْراًۜ ’e takdim edilmiştir.
Cümledeki مِنْ ibtida-î gaye içindir.
Mef’ûl olan يُسْراً ‘daki nekrelik tazim ve nev ifade eder. Bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.
اٰمَنَ - صَالِحاً - حُسْنٰىۚ kelimelerinde mürâât-ı nazîr sanatı, مَنْ ve مِنْ kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Allah Teâlâ sonra [Ona emrimizden kolayını söyleyeceğiz buyurmuştur.] Bu, “Biz ona çetin ve zor olan şeyleri emretmeyiz ancak zekât, haraç ve benzeri kolay şeyleri emrederiz.” demek olup “Bu kolaydır.” takdirindedir. Bu tıpkı ''kolay bir söz'' (İsra Suresi, 28) ifadesinde olduğu gibidir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
ثُمَّ اَتْـبَعَ سَبَباً ٨٩
ثُمَّ اَتْـبَعَ سَبَباً
Fiil cümlesidir. ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. اَتْبَع fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. سَبَباً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
ثُمَّ ; Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَتْبَعَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi تبع ’dır.
İf’âl babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
ثُمَّ اَتْـبَعَ سَبَباً
Mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Hz. Peygamber nezdinde, Zülkarneyn hakkında soru soranlardır.
Tertip ve terahi ifade eden ثُمَّ ile 85. ayete atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)
اَتْبَعَ fiili iki mef’ûle müteaddi fiillerdendir. Mef’ûllerden biri سَبَباً diğeri ise mahzuftur.
Cümlenin takdiri فأتبع سببًا سببًا آخر [Başka bir neden için bir nedeni takip etti.] veya فأتبع أمره سببًا [İşinde bir sebebi takip etti.] şeklindedir.
Mef’ûl olan سَبَباً ‘daki nekrelik tazim ve nev ifade eder.
Ayet, 85. ayet ile atıf harfi hariç aynıdır. İki ayet arasında tekrir ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
ثُمَّ , birbirine bağlanan öğelerin arasında zaman farkı olduğunu, atfedilenin, kısa da olsa bir süre sonra gerçekleştiğini ifade eder.
فَاَتْبَعَ سَبَباً cümlesinde istiare sanatı vardır. Canlılara has tabi olmak anlamındaki اَتْبَعَ fiili سَبَباً ‘e nisbet edilerek kişileştirilmiş, arkasından gidilen, takip edilen bir lidere benzetilmiştir. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
اَتْـبَعَ fiili, اِفعال babındadır. اِفعال babı fiile kesret, haynunet, sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul manaları katar.
Daha sonra Cenab-ı Hak, ثُمَّ اَتْـبَعَ سَبَباً [O da o vesileyi (yolu) tuttu.] buyurmuştur. Bu, “Allah ona her şeyin sebebini verdiği için o bir şey dilediğinde, kendisini o dileğine ulaştıracak ve yaklaştıracak olan sebebi, yolu tutardı.” demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ مَطْلِعَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَطْلُعُ عَلٰى قَوْمٍ لَمْ نَجْعَلْ لَهُمْ مِنْ دُونِهَا سِتْراًۙ ٩٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | حَتَّىٰ | nihayet |
|
| 2 | إِذَا | ne zaman ki |
|
| 3 | بَلَغَ | ulaştı |
|
| 4 | مَطْلِعَ | doğduğu yere |
|
| 5 | الشَّمْسِ | güneşin |
|
| 6 | وَجَدَهَا | ve onu buldu |
|
| 7 | تَطْلُعُ | doğarken |
|
| 8 | عَلَىٰ | üzerine |
|
| 9 | قَوْمٍ | bir kavmin |
|
| 10 | لَمْ |
|
|
| 11 | نَجْعَلْ | yapmadığımız |
|
| 12 | لَهُمْ | kendilerine |
|
| 13 | مِنْ |
|
|
| 14 | دُونِهَا | ona (güneşe) karşı |
|
| 15 | سِتْرًا | bir siper |
|
حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ مَطْلِعَ الشَّمْسِ
حَتّٰٓى ibtidaiyye harfidir. اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. بَلَغَ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
بَلَغَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. مَطْلِعَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. الشَّمْسِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
حَتّٰٓى edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, (ibtida)başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette başlangıç şeklidedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَجَدَهَا تَطْلُعُ عَلٰى قَوْمٍ
Fiil cümlesidir. وَجَدَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
تَطْلُعُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هى ’dir. تَطْلُعُ cümlesi, وَجَدَ ’deki mef’ûlun bihin hali olarak mahallen mansubdur. عَلٰى قَوْمٍ car mecruru تَطْلُعُ fiiline mütealliktir.
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمْ نَجْعَلْ لَهُمْ مِنْ دُونِهَا سِتْراًۙ
Cümle قَوْمٍ ’in sıfatı olarak mahallen mecrurdur.
Fiil cümlesidir. لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
نَجْعَلْ sükun ile meczum muzari fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. لَهُمْ car mecruru mahzuf ikinci mef’ûlun bihe mütealliktir.
مِنْ دُونِهَا car mecruru سِتْراً ’nin mahzuf haline mütealliktir. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. سِتْراً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Değiştirme manasına gelen جَعَلَ kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ مَطْلِعَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَطْلُعُ عَلٰى قَوْمٍ لَمْ نَجْعَلْ لَهُمْ مِنْ دُونِهَا سِتْراًۙ
Mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Hz. Peygamber nezdinde, Zülkarneyn hakkında soru soranlardır.
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Şart üslubundaki terkipte حَتّٰٓى ibtidâ harfi, اِذَا şart manalı zaman zarfıdır. Cevap cümlesine müteallik اِذَا ’nın muzâfun ileyhi olan بَلَغَ مَطْلِعَ الشَّمْسِ cümlesi şarttır. Mazi fiil sıygasında gelerek sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
فَ , karinesi olmadan gelen cevap cümlesi وَجَدَهَا تَطْلُعُ عَلٰى قَوْمٍ لَمْ نَجْعَلْ لَهُمْ مِنْ دُونِهَا سِتْراًۙ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
تَطْلُعُ عَلٰى قَوْمٍ cümlesi, وَجَدَهَا ’daki mef’ûlün halidir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
قَوْمٍ ‘deki nekrelik muayyen olmayan nev ifade eder.
لَمْ نَجْعَلْ لَهُمْ مِنْ دُونِهَا سِتْراًۙ cümlesi قَوْمٍ ’in sıfatıdır. Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Sıfat, mevsufunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
نَجْعَلْ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لَهُمْ ve مِنْ دُونِهَا car mecrurları, konudaki önemine binaen mef’ûl olan سِتْراًۙ ’e takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan سِتْراً kelimesindeki nekrelik kıllet ve umum ifade eder. Nefiy siyakında nekre, selbin umum ve şumûlüne işarettir.
مَغْرِبَ - مَطْلِعَ arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
مَطْلِعَ - تَطْلُعُ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
تَطْلُعُ - الشَّمْسِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
86. ayetteki حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَغْرُبُ [Nihayet güneşin battığı yere varınca] ibaresiyle bu ayetteki حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ مَطْلِعَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَطْلُعُ [Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca] ibaresi arasında mukabele sanatı vardır.
Nefy siyakında nekre, umum ve şumûle delalet eder. (Dr. Salâh Abdu'l-Fettâh el-Hâlidî, Vakafât Düşündüren Ayetler, s. 78)
كَذٰلِكَۜ وَقَدْ اَحَطْنَا بِمَا لَدَيْهِ خُبْراً ٩١
كَذٰلِكَۜ وَقَدْ اَحَطْنَا بِمَا لَدَيْهِ خُبْراً
İsim cümlesidir. كَ harf-i cerdir. İşaret ismi ذٰلِكَ mahzuf mübtedanın haberine mütealliktir. Takdiri, الأمر (Durum) şeklindedir. Veya takdiri حكم (Hükmetti) olan mahzuf bir fiile mütealliktir. ل harfi buud yani uzaklık belirten harf, ك ise muhatap zamiridir.
وَ istînâfiyyedir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. اَحَطْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. مَا müşterek ism-i mevsûl بِ harf-i ceriyle اَحَطْنَا fiiline mütealliktir.
لَدَيْهِ mekân zarfı ism-i mevsûlun mahzuf sılasına mütealliktir. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. خُبْراً kelimesi اَحَطْنَا fiilin mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur.
اَحَطْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi حوط ’dır.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
كَذٰلِكَۜ
Mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Hz. Peygamber nezdinde, Zülkarneyn hakkında soru soranlardır.
Ayet fasılla gelmiş istînâfiyedir. Ayette îcâz-ı hazif sanatı vardır.
كَ teşbih harfi, işaret ismi mecrurdur. Car mecrur, takdiri الأمر (Durum) olan mahzuf bir mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. Bu takdire göre cümle, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna ve mertebesinin yüksekliğine delalet ederek tazim ifade eder.
Ayrıca uzağı işaret etmede kullanılan bu işaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden كَذٰلِكَۜ ile duruma işaret edilmiştir. ذٰلِكَۜ ile durum, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)
Cümlenin başındaki كذلك sözü son derece kısa ve müstakil bir cümledir. manası başka bir manaya sürükler. Ancak öncesinde bunu açıkça ifade edecek müstakil bir lafız yoktur. Öyle ki bu bir şeye benzetmek istenirse bundan daha kâmil olan bir başka şekil bulunamaz. Bu cümle Kur’an-ı Kerîm'de gerçekten çok geçer, en güzel geldiği yer de burada görüldüğü gibi farklı konuların arasında ve kelamın mafsalında tek bir hakikat için gelmesidir. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan Suresi 28, s. 101)
كَذٰلِكَ [İşte böyle], aslında uzaktaki bir nesneye işaret için kullanılır. Buradaki isti’mali, işaret edilen nimetin derecesinin, faziletteki mertebesinin yüksekliğini bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)
Allah Teâlâ, “O kavimlerin durumu, Zülkarneyn'in bulduğu bu şekilde idi.” demiştir. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
كَذٰلِكَ ’nin, وَجَدَ ’nin yahut نَجْعَلْ fiilinin mahzuf masdarının sıfatı yahut قَوْمٍ ’in sıfatı olması da caizdir. Yani güneş küfür ve hükümde onlar gibi bir kavmin üzerine doğuyordu demektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
وَقَدْ اَحَطْنَا بِمَا لَدَيْهِ خُبْراً
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Tahkik harfi قَدْ ile tekid edilmiş müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. قَدْ mazi fiile dahil olduğunda kesinlik ifade eder.
قَدْ sadece fiilin başına gelen bir tekid harfidir. Muzari fiilin başına geldiği zaman bazen azlık bazen de çokluğa delâlet eder. Ancak belâgat alimlerinin sözlerinden anladığımıza göre; fiilin gerçekleştiği anlatılmak isteniyorsa قَدْ harfi, başına geldiği fiil için ister mazî ister muzari olsun tekid ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اَحَطْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
اَحَطْنَا fiiline müteallik, cer mahallindeki müşterek ism-i mevsûlün sılası mahzuftur. Mekân zarfı لَدَيْهِ bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. بِمَا car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan خُبْراً ‘daki nekrelik tazim ve kesret ifade eder.
ثُمَّ اَتْبَعَ سَبَباً ٩٢
ثُمَّ اَتْبَعَ سَبَباً
Fiil cümlesidir. ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. اَتْبَع fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. سَبَباً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
ثُمَّ ; Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَتْبَعَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi تبع ’dır.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
ثُمَّ اَتْبَعَ سَبَباً
Ayet tertip ve terahi ifade eden ثُمَّ ile كَذٰلِكَ cümlesine atfedimiştir. ثُمَّ , birbirine bağlanan öğelerin arasında zaman farkı olduğunu, atfedilenin, kısa da olsa bir süre sonra gerçekleştiğini ifade eder.
Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Hz. Peygamber nezdinde, Zülkarneyn hakkında soru soranlardır.
Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)
اَتْبَعَ fiili iki mef’ûle müteaddi fiillerdendir. Mef’ûllerden biri سَبَباً kelimesidir, diğeri ise mahzuftur. Cümlenin takdiri فأتبع سببًا سببًا آخر (Başka bir neden için bir nedeni takip etti.) veya فأتبع أمره سببًا (İşinde bir sebebi takip etti.) şeklindedir.
Mef’ûl olan سَبَباً ‘daki nekrelik tazim ifade eder.
فَاَتْبَعَ سَبَباً cümlesinde istiare sanatı vardır. Canlılara has tabi olmak anlamındaki اَتْبَعَ fiili سَبَباً ‘e nisbet edilerek kişileştirilmiş, arkasından gidilen, takip edilen bir lidere benzetilmiştir. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
اَتْـبَعَ fiili, اِفعال babındadır. اِفعال babı fiile kesret, haynunet, sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul manaları katar.
Ayet, 85 ve 89. ayetlerle aynıdır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)
85, 89 ve bu ayetteki اَتْبَعَ سَبَباً cümlesi Zülkarneyn'in yola koyuluşunu ifade eden ibaredir. Aynı gibi görünse de bu ifadelerden ثُمَّ ’nin delaletiyle, Zülkarneyn'in üçünde de farklı zamanlarda farklı yollara yöneldiği anlaşılmaktadır.
Bu, “Allah ona her şeyin sebebini verdiği için o birşey dilediğinde, kendisini o dileğine ulaştıracak ve yaklaştıracak olan sebebi, yolu tutardı.” demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ بَيْنَ السَّدَّيْنِ وَجَدَ مِنْ دُونِهِمَا قَوْماًۙ لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ قَوْلاً ٩٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | حَتَّىٰ | nihayet |
|
| 2 | إِذَا | ne zaman ki |
|
| 3 | بَلَغَ | ulaştı |
|
| 4 | بَيْنَ | arasına |
|
| 5 | السَّدَّيْنِ | iki sed |
|
| 6 | وَجَدَ | buldu |
|
| 7 | مِنْ |
|
|
| 8 | دُونِهِمَا | onların dışında |
|
| 9 | قَوْمًا | bir kavim |
|
| 10 | لَا |
|
|
| 11 | يَكَادُونَ | neredeyse |
|
| 12 | يَفْقَهُونَ | hiç anlamayan |
|
| 13 | قَوْلًا | söz |
|
حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ بَيْنَ السَّدَّيْنِ وَجَدَ مِنْ دُونِهِمَا قَوْماًۙ
حَتّٰٓى ibtidaiyye harfidir. اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezm etmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. بَلَغَ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
بَلَغَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. بَيْنَ mekân zarfı amili olan بَلَغَ ’nın mef’ûlün bihi olup fetha ile mansubdur. السَّدَّيْنِ muzâfun ileyh olup müsenna olduğu için cer alameti ي ‘dir.
وَجَدَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. مِنْ دُونِهِمَا car mecruru وَجَدَ fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir هِمَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. قَوْماً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
حَتّٰٓى edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette (ibtida) başlangıç edatı şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ قَوْلاً
لَا يَكَادُونَ cümlesi, قَوْماً ’in sıfatı olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كَادَ mukarebe fiillerinden olup, nakıs fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasbeder.
يَكَادُونَ nakıs, نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı يَكَادُونَ ‘nun ismi olarak mahallen merfûdur. يَفْقَهُونَ cümlesi, يَكَادُونَ ’nun haberi olarak mahallen mansubdur.
يَفْقَهُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. قَوْلاً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mukârebe (Yaklaşma) Fiilleri: Mübteda ve haberin başına gelerek nakıs fiiller gibi isim cümlesinin mübtedasını ismi, haberini ise haberi yaparlar. İsmini ref, haberini nasb ederler. Haberleri daima muzari fiil ile başlar. Bu fiiller -e yazdı, az kalsın…, neredeyse… , -mek üzereydi gibi manalara gelir. Bu fiillerden Kur'an’da sadece كَادَ ‘nin kullanımına rastlanmıştır. كَادَ fiili tam fiil olarak da kullanılır. Bu durumda peşinden muzari fiil gelmez ve gerçek anlamı olan “tuzak kurdu, hile yaptı, aldattı” manalarına gelir. Bu şekilde geldiğinde normal fiil gibi amel eder. Yani fail ve mef’ûl alabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ بَيْنَ السَّدَّيْنِ وَجَدَ مِنْ دُونِهِمَا قَوْماًۙ لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ قَوْلاً
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
Mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Hz. Peygamber nezdinde, Zülkarneyn hakkında soru soranlardır.
Şart üslubundaki terkipte حَتّٰٓى ibtidâ harfi, اِذَا şart manalı zaman zarfıdır. Cevap cümlesine müteallik اِذَا ’nın muzâfun ileyhi olan بَلَغَ بَيْنَ السَّدَّيْنِ cümlesi şarttır. Mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade etmiştir.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan وَجَدَ مِنْ دُونِهِمَا قَوْماًۙ لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ قَوْلاً , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
قَوْماً ’ deki tenvin muayyen olmayan cinse işaret eder.
لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ قَوْلاً cümlesi, قَوْماً için sıfattır. Sıfat, mevsufunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Nakıs fiil كاد ’nin dahil olduğu, sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
يَكَادُ ’nun haberi olan يَفْقَهُونَ قَوْلاً , muzari fiil cümlesi formunda gelerek hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يَفْقَهُونَ fiilinin mef'ûlu olarak nasb olan قَوْلاً kelimesindeki nekrelik, kesret içindir. Nefiy siyakında nekre, selbin umum ve şumûlüne işarettir.
كَادُ fiilinin müspetinden menfi, menfisinden müspet mana anlaşılır. Buna göre ayetteki لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ ifadesi onların hiçbirşey anlamadıklarına değil, güçlük ve zorlukla anlayabildiklerine delalet eder. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Keşşâf sahibi ise şöyle der: بَيْنَ السٌُدَّين , zamme ile olursa ism-i mef'ûl manasında olur. O zaman “Allah'ın yaptığı ve yarattığı şey” hakkında kullanılır. Fetha ile okunursa masdar olur ve “insanların yapması ve icat etmesi” demek olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
قَالُوا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ اِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجاً عَلٰٓى اَنْ تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَداًّ ٩٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالُوا | dediler ki |
|
| 2 | يَا ذَا | Zu’l-Karneyn |
|
| 3 | الْقَرْنَيْنِ | Zu’l-Karneyn |
|
| 4 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 5 | يَأْجُوجَ | Ye’cuc |
|
| 6 | وَمَأْجُوجَ | ve Me’cuc |
|
| 7 | مُفْسِدُونَ | bozgunculuk yapıyorlar |
|
| 8 | فِي |
|
|
| 9 | الْأَرْضِ | yeryüzünde |
|
| 10 | فَهَلْ | mi? |
|
| 11 | نَجْعَلُ | verelim |
|
| 12 | لَكَ | sana |
|
| 13 | خَرْجًا | bir vergi |
|
| 14 | عَلَىٰ | için |
|
| 15 | أَنْ |
|
|
| 16 | تَجْعَلَ | yapman |
|
| 17 | بَيْنَنَا | bizimle |
|
| 18 | وَبَيْنَهُمْ | onların arasına |
|
| 19 | سَدًّا | bir sed |
|
Ecce : أجج اُجاجٌ çok tuzlu ve hararetli demektir. Ye'cüc ve Me'cüc يَاْجُوج -مَاْجُوج kavramları da bu köktendir. Aşırı kargaşa içinde, çalkantılı olmalarından dolayı sağa sola oynayan ateşe ve dalgalı sulara benzetilmişlerdir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de iki farklı isim olarak 2 defa sadece bu ayette geçmiştir.(Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri Yecüc ve Mecüc'dür. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
قَالُوا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ اِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ
Fiil cümlesidir. قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l kavli, يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ ’dir. قَالُوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
يَا nida harfidir. Münada ذَا muzâf olup, harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan nasb alameti elif ’dir. الْقَرْنَيْنِ muzâfun ileyh olup, müsenna olduğu için cer alameti ي ‘dir. Nidanın cevabı اِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ ’dir.
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
يَأْجُوجَ kelimesi اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. مَأْجُوجَ atıf harfi وَ ’la يَأْجُوجَ ’ye matuftur. Gayri munsariftirler. مُفْسِدُونَ kelimesi, اِنَّ ’nin haberi olup ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. فِي الْاَرْضِ car mecruru مُفْسِدُونَ ’e mütealliktir.
Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde اَيُّهَا, müennes isimlerde اَيَّتُهَا getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُفْسِدُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجاً عَلٰٓى اَنْ تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَداًّ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
هَلْ istifhâm harfidir. نَجْعَلُ damme ile merfû muzari fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. لَكَ car mecruru mahzuf ikinci mef’ûlun bihe mütealliktir. خَرْجاً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel عَلٰٓى harfi-i ceriyle نَجْعَلُ fiiline mütealliktir.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
تَجْعَلَ fetha ile mansub muzari fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. بَيْنَنَا mekân zarfı تَجْعَلَ fiiline mütealliktir. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بَيْنَهُمْ atıf harfi وَ ’la بَيْنَنَا ’ya matuftur. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. سَداّ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Değiştirme manasına gelen جَعَلَ kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالُوا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ اِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالُوا fiilinin mekulü’l-kavli olan يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. ذَا الْقَرْنَيْنِ münadadır.
Nidanın cevabı olan اِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
Müsned olan مُفْسِدُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Karye halkı, Yecüc ve Mecüc’den şikayetlerini اِنَّ ve isim cümlesiyle ile tekid ederek inkâri kelamla bildirmişlerdir.
فِي الْاَرْضِ car mecruru مُفْسِدُونَ ‘ye mütealliktir. Kelimenin ism-i fail vezninde olması, müteallık almasına olanak sağlamıştır.
ف۪ٓي الْاَرْضِ ifadesinde istiare sanatı vardır. Zarfiye olan ف۪ٓي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü dünya hakiki manada içine girilmeye müsait değildir. Dünya burada zarfa benzetilir. Dünya ve yeryüzünde yaşayanlar arasındaki ilişki, zarfla mazruf arasındaki irtibata benzetilmiştir. Câmi, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
يَأْجُوجَ - مَأْجُوجَ kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجاً عَلٰٓى اَنْ تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَداًّ
Cümle, atıf harfi فَ ile nidanın cevabına atfedilmiştir. İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Atfedilen cümlenin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Haber üslubundan inşâ üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.
Muzari fiil sıygasında gelerek teceddüt istimrar ve tecessüm ifade eden cümle, istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen soru sormak amacı dışında yardım talebini belirttiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. نَجْعَلُ fiiline müteallik لَكَ car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan خَرْجاً kelimesindeki nekrelik, belirsiz bir nev ve kesret içindir.
Mecrur mahaldeki masdar harfi اَنْ ve akabindeki تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَداًّ cümlesi, masdar teviliyle نَجْعَلُ fiiline mütealliktir.
Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ mekan zarfları, konudaki önemine binaen mef’ûl olan سَداًّ ’e takdim edilmiştir.
سَداًّ ‘deki nekrelik muayyen olmayan cins ve tazim içindir.
تَجْعَلَ - بَيْنَ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Hamza ve Kisâî خَرْجاً kelimesini خَرَاج şeklinde okumuşlar; diğer kıraat alimleri ise خَرْج diye okumuşlardır. خَرْج ve خَرَاج kelimelerinin aynı anlama geldiğini söyleyenler olmuştur. Yine bunların, farklı iki kelime olduğu da belirtilmiştir. Alimler bu iki görüş üzere ihtilaf etmişlerdir. Buna göre elifsiz olarak خَرْج kelimesinin, ‘ücret’ anlamına geldiği söylenmiştir. خَرَاج ise her sene sultanın topladığı şeydir (vergi, öşür). (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
قَالَ مَا مَكَّنّ۪ي ف۪يهِ رَبّ۪ي خَيْرٌ فَاَع۪ينُون۪ي بِقُوَّةٍ اَجْعَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْماًۙ ٩٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَ | dedi ki |
|
| 2 | مَا |
|
|
| 3 | مَكَّنِّي | beni bulundurduğu imkanlar |
|
| 4 | فِيهِ | içinde |
|
| 5 | رَبِّي | Rabbimin |
|
| 6 | خَيْرٌ | daha hayırlıdır |
|
| 7 | فَأَعِينُونِي | siz bana yardım edin de |
|
| 8 | بِقُوَّةٍ | güçle |
|
| 9 | أَجْعَلْ | yapayım |
|
| 10 | بَيْنَكُمْ | sizinle |
|
| 11 | وَبَيْنَهُمْ | onlar arasına |
|
| 12 | رَدْمًا | sağlam bir engel |
|
قَالَ مَا مَكَّنّ۪ي ف۪يهِ رَبّ۪ي خَيْرٌ فَاَع۪ينُون۪ي بِقُوَّةٍ اَجْعَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْماًۙ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. Mekulü’l-kavli, مَا مَكَّنّ۪ي ف۪يهِ ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. Müşterek ism-i mevsul مَا mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası مَكَّنّ۪ي ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
مَكَّنّ۪ي fetha üzere mebni mazi fiildir. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ف۪يهِ car mecruru مَكَّنّ۪ي fiiline mütealliktir. رَبّ۪ي fail olup mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. خَيْرٌ mübteda مَا ’nın haberi olarak damme ile merfûdur.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن طلبت العون فأعينوني (Yardım istiyorsanız bana yardım edin.) şeklindedir.
اَع۪ينُون۪ي fiili ن۪ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِقُوَّةٍ car mecruru اَع۪ينُون۪ي fiiline mütealliktir.
فَ karînesi olmadan gelen اَجْعَلْ بَيْنَكُمْ cümlesi mukadder şartın cevabıdır.
اَجْعَلْ sükun ile meczum muzari fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri أنَا ’dir. بَيْنَكُمْ mekân zarfı اَجْعَلْ fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بَيْنَهُمْ atıf harfi وَ ’la بَيْنَكُمْ ’e matuftur. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. رَدْماًۙ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Değiştirme manasına gelen جَعَلَ kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَكَّنّ۪ي sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi مكن ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اَع۪ينُون۪ي fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi عون ’dır.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
خَيْرٌ ; ism-i tafdil kalıbıdır. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.
خَيْرٌ ve شَرٌّ kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları اَخْيَرُ ve اَشْرَرُ veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ مَا مَكَّنّ۪ي ف۪يهِ رَبّ۪ي خَيْرٌ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen ayetin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Allah Teâlâ, Zülkarneyn’in, kavme söylediği sözleri bildirmektedir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l kavli olan مَا مَكَّنّ۪ي ف۪يهِ رَبّ۪ي خَيْرٌ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsned olan خَيْرٌ , ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Mübteda konumunda olan müşterek ism-i mevsûl مَا ‘nın sılası olan مَكَّنّ۪ي ف۪يهِ رَبّ۪ي cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. ف۪يهِ car mecruru, ihtimam için fail olan رَبّ۪ي ’e takdim edilmiştir.
Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle gelmesi, sonraki haberin önemine dikkat çekmek içindir.
Veciz ifade kastına matuf رَبّ۪ي izafetinde Rab isminin Zülkarneyn’e aid zamire muzaf olmasıyla Zülkarneyn, şan ve şeref kazanmıştır.
Mekulü’l-kavlin ilk cümlesi, “Rabbimin beni sahibi kıldığı bol mal ve geniş zenginlik, sizin harcayacağınız haraçtan daha hayırlıdır. Benim ona ihtiyacım yoktur.” demektir. Bu, tıpkı Süleyman (a.s)’ın, [“İşte Allah’ın bana verdiği, sizin verdiğinden daha çok hayırlıdır.”] (Neml Suresi, 36) demesi gibidir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
فَاَع۪ينُون۪ي بِقُوَّةٍ
İstînâfiye olarak fasılla gelen şart üslubundaki terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır. فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir. Bu فَ harfini, fasiha olarak yorumlayan alimler de vardır.
Cümle, takdiri إن طلبت العون (Yardım istiyorsanız …) olan mukadder şartın cevabıdır. Cevap cümlesi olan فَاَع۪ينُون۪ي بِقُوَّةٍ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
اَع۪ينُون۪ي fiili, اِفعال babında emirdir. اِفعال babı, fiile, tadiye, sayruret, kesret, haynunet gibi anlamlar katar.
فَاَع۪ينُون۪ي fiiline müteallik بِقُوَّةٍ ‘deki nekrelik nev ve kesret ifade eder.
Mahzuf şart ve mezkur cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
اَجْعَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْماًۙ
İstînâfiye olarak fasılla gelen şart üslubundaki terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır. Cümle, takdiri إن تعينوني (Eğer yardım ederseniz…) olan mukadder şartın cevabıdır. Cevap cümlesi olan اَجْعَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْماًۙ , hudus, teceddüt istimrar ifade eden, meczum muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ mekan zarfları, konudaki önemine binaen mef’ûl olan رَدْماًۙ ’e takdim edilmiştir.
رَدْماًۙ ‘deki nekrelik muayyen olmayan cins içindir.
رَدْماًۙ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.
Mahzuf şart ve mezkür cevap cümlelerinden müteşekkil terkip şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
مَكَّنّ۪ي - اَع۪ينُون۪ي - بِقُوَّةٍ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı, بَيْنَ kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
رَدْماًۙ kelimesi, set, duvar anlamına gelir ve سدّ kelimesinden daha fazla kullanılır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
اٰتُون۪ي زُبَرَ الْحَد۪يدِۜ حَتّٰٓى اِذَا سَاوٰى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ قَالَ انْفُخُواۜ حَتّٰٓى اِذَا جَعَلَهُ نَاراًۙ قَالَ اٰتُون۪ٓي اُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْراًۜ ٩٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | اتُونِي | bana getirin |
|
| 2 | زُبَرَ | kütleleri |
|
| 3 | الْحَدِيدِ | demir |
|
| 4 | حَتَّىٰ | o kadar ki |
|
| 5 | إِذَا |
|
|
| 6 | سَاوَىٰ | aynı seviyeye getirince |
|
| 7 | بَيْنَ | arasını |
|
| 8 | الصَّدَفَيْنِ | iki dağın |
|
| 9 | قَالَ | dedi |
|
| 10 | انْفُخُوا | üfleyin! |
|
| 11 | حَتَّىٰ | nihayet |
|
| 12 | إِذَا |
|
|
| 13 | جَعَلَهُ | onu sokunca |
|
| 14 | نَارًا | bir ateş haline |
|
| 15 | قَالَ | dedi |
|
| 16 | اتُونِي | getirin bana |
|
| 17 | أُفْرِغْ | dökeyim |
|
| 18 | عَلَيْهِ | üzerine |
|
| 19 | قِطْرًا | erimiş katran |
|
اٰتُون۪ي زُبَرَ الْحَد۪يدِۜ حَتّٰٓى اِذَا سَاوٰى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ قَالَ انْفُخُواۜ
Fiil cümlesidir. اٰتُون۪ي fiili ن۪ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. زُبَر ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. الْحَد۪يدِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
حَتّٰٓى ibtidaiyye harfidir. اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. سَاوٰى ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
سَاوٰى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. بَيْنَ mekân zarfı سَاوٰى fiiline mütealliktir. الصَّدَفَيْنِ muzâfun ileyh olup müsenna olduğu için cer alameti ي ‘dir.
فَ karînesi olmadan gelen قَالَ انْفُخُواۜ cümlesi mukadder şartın cevabıdır.
قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, انْفُخُوا ’dur. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
انْفُخُوا damme üzere mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
حَتّٰٓى edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette ibtida şekindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰتُون۪ي fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أتي ’dır.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
سَاوٰى fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi سوي ’dır.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حَتّٰٓى اِذَا جَعَلَهُ نَاراًۙ قَالَ اٰتُون۪ٓي اُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْراًۜ
حَتّٰٓى ibtidaiyye harfidir. اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. جَعَلَهُ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
جَعَلَهُ fetha üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. نَاراً ikinci mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. Şartın cevabı قَالَ اٰتُون۪ٓي ‘dir.
قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, اٰتُون۪ٓي اُفْرِغ ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اٰتُون۪ٓي fiili ن۪ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
فَ karinesi olmadan gelen اُفْرِغْ fiili mukadder şartın cevabıdır. Takdiri; إن تأتوني قطرا أفرغه عليه (Bana bir parça getirirseniz üzerine dökün.) şeklindedir.
اُفْرِغْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. عَلَيْهِ car mecruru اُفْرِغْ fiiline mütealliktir. قِطْراً kelimesi اٰتُون۪ٓي fiilinin ikinci mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur.
Değiştirme manasına gelen جَعَلَ kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُفْرِغْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi فرغ ‘dır.
اٰتُون۪ي زُبَرَ الْحَد۪يدِۜ
Mütekellim Zülkarneyn, muhatap Yecüc ve Mecüc’den muzdarip karye halkıdır. Zülkarneyn’in sözlerinin devamı olan bu ayet, fasılla gelmiş isti’naf cümlesidir.
Ayetin ilk cümlesi emir üslubunda, talebî inşâî isnaddır.
زُبَرَ الْحَد۪يدِ tabiri ‘demir blokları ve parçaları’ demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
زُبَرَ kelimesi, زُبْرَ ’nin çoğuludur. زُبْرَ , büyük demir parçası demek olup Kamus'ta zikredildiği üzere örs manasına da gelir. Yani ‘’demir aletler ve takımlar ile demir kütlelerini, demir cinslerini getiriniz dedi’’, getirdiler. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
حَتّٰٓى اِذَا سَاوٰى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ قَالَ انْفُخُواۜ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen şart üslubundaki terkipte حَتّٰٓى ibtidâ harfi, اِذَا şart manalı zaman zarfıdır. Cevap cümlesine müteallik اِذَا ’nın muzâfun ileyhi olan سَاوٰى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ cümlesi şarttır. Mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade etmiştir.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan قَالَ انْفُخُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan انْفُخُوا cümlesi, emir üslubunda talebî inşaî isnaddır.
اِذَا harfi de manen ve lafzen mazi fiilin başına gelebilir. Burada ise istimrar ifadesi için mazi fiilin başına gelmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
حَتّٰٓى اِذَا سَاوٰى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ sözü, öncesindeki lafzın hazfedildiğine işaret eder. Takdiri, “Demir çubukları ona getirdiler, onları dizdi ve iki yamacın arasını birleştirinceye kadar buna devam etti.” şeklindedir. Burada îcaz-ı hazif vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
حَتّٰٓى اِذَا جَعَلَهُ نَاراًۙ قَالَ اٰتُون۪ٓي
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Şart üslubundaki terkipte حَتّٰٓى ibtidâ harfi, اِذَا şart manalı zaman zarfıdır. Cevap cümlesine müteallik اِذَا ’nın muzâfun ileyhi olan جَعَلَهُ نَاراً cümlesi şarttır. Mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade etmiştir.
نَاراًۙ ‘deki nekrelik nev ve kesret ifade eder.
فَ , karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan قَالَ اٰتُون۪ٓي ,müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اٰتُون۪ٓي cümlesi, emir üslubunda talebî inşaî isnaddır.
اٰتُون۪ٓي , حَتّٰٓى , اِذَا , قَالَ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
جَعَلَهُ نَاراً [Onu bir ateş yaptı.] cümlesinde teşbih-i beliğ vardır. Sıcaklık ve şiddetli kırmızılık hususunda onu ateş gibi yaptı demektir. Benzetme edatı ve benzetme yönü ibareden kaldırılmış, böylece teşbih-i beliğ olmuştur. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
اُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْراًۜ
İstînâfiye olarak fasılla gelen şart üslubundaki terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır. Takdiri إن تأتوني قطرا [Bana bir parça getirirseniz…] olan şart cümlesi mahzuftur.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi اُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْراًۜ , hudus, teceddüt istimrar ifade eden, meczum muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَلَيْهِ car-mecruru, konudaki önemine binaen mef’ûl olan قِطْراًۜ ’e takdim edilmiştir.
Mahzuf şart ve mezkür cevap cümlelerinden müteşekkil terkip şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
قِطْراً ‘deki nekrelik nev ve kesret ifade eder.
قِطْراًۜ - الْحَد۪يدِۜ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Sonraki ifadelerden anlaşıldığı için önceki cümleden قِطْراً kelimesinin hazf edilmesi ihtibâk sanatıdır.
İhtibâk bir belagat terimi olarak; “İkinci cümlede benzeri zikredilen kelime veya ifadenin birinci cümleden, birinci cümlede benzeri zikredilenin de ikinci cümleden hazf edilmesi” şeklinde tanımlanır. Buna göre ihtibâk, sözden düşürülmüş olan kelime veya ifadelerin, zikredilen kelime veya ifadeden hareketle tespit edilerek yerine konulmasıdır. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı)
قِطْراً kelimesi, bakır eriyiğine denir; zira o, sıvı olup akar. Bu kelime اُفْرِغْ [üfleyeyim] fiilinin mef'ûlü olarak mansubdur ve takdiri de “Bana bakır eriyiği getirin de o bakır eriyiğini o demir parçalarının üzerine dökeyim.” şeklindedir. Ancak, birinci “demir eriyiği” kelimesi, ikincisi kendisine delalet ettiği için hazf edilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
فَمَا اسْطَاعُٓوا اَنْ يَظْهَرُوهُ وَمَا اسْتَطَاعُوا لَهُ نَقْباً ٩٧
فَمَا اسْطَاعُٓوا اَنْ يَظْهَرُوهُ وَمَا اسْتَطَاعُوا لَهُ نَقْباً
Fiil cümlesidir. مَا اسْطَاعُٓوا cümlesi, atıf harfi فَ ile mahzuf istînâfa matuftur.Takdiri; فجاء القوم يقصدون ثقبه فما استطاعوا (İnsanlar onu delmek için geldiler ama yapamadılar.) şeklindedir.
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اسْطَاعُٓوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يَظْهَرُوهُ fiili نْ ’u hazfıyla mansub muzari fildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اسْتَطَاعُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. لَهُ car mecruru نَقْباً ’e mütealliktir. نَقْباً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
اسْطَاعُٓوا fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi طوع ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.
فَمَا اسْطَاعُٓوا اَنْ يَظْهَرُوهُ وَمَا اسْتَطَاعُوا لَهُ نَقْباً
Ayet, فَ ile takdiri فجاء القوم يقصدون ثقبه (İnsanlar onu delmek için geldiler) olan mahzuf istînafa atfedilmiştir. Menfi mazi fiil sıygasında, faide-i haber, ibtidaî kelamdır.
Bu cümlede fiil لم ile değil, ما ile olumsuzlanmıştır. Çünkü bu harf daha kuvvetlidir. ما فعل sözü لقد فعل cümlesini, لم يفعل sözü, فعل cümlesini olumsuzlar. ما harfi, mazi fiili olumsuzladığı zaman kasemin cevabı menzilindedir.(Sibeveyh, Kitap - Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 262, Yasin/69)
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يَظْهَرُوهُ cümlesi, masdar teviliyle مَا اسْطَاعُٓوا fiilinin mef’ûlun bihi konumundadır.
Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Aynı üslupta gelen ikinci cümle olan وَمَا اسْتَطَاعُوا لَهُ نَقْباً birinciye atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. لَهُ car mecruru, ihtimam için amili olan نَقْباً ‘e takdim edilmiştir.
نَقْباً ‘deki nekrelik nev ve umum ifade eder. Nefiy siyakında nekre, selbin umum ve şumûlüne işarettir. Bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.
اسْتَطَاعُوا fiili استفعال babındadır. Bu bâba giren fiiller taleb, tahavvül, itikat ve vicdan gibi anlamlar kazanır.
اسْطَاعُٓوا - اسْتَطَاعُوا kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s sadr sanatları vardır.
Ayette birlikte kullanılan مَا اسْطَاعُٓوا ve مَا اسْتَطَاعُوا fiillerinden ilki salt olarak bir işi yapamamayı ifade ederken ikincisi elinden gelen gayreti gösterdikten sonra gücün yetmemesini ifade eder. (Hasan Uçar, Kur'an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları)
Bu ayette geçen اسْطَاعُٓوا - اسْتَطَاعُوا fiilleri, iki fiil sıygası arasındaki beyanî farklılık sebeplerini açıklamaktadır. Ordu için seddi aşmak, onu delip geçmekten daha kolay olması sebebiyle aşmanın önündeki fiilden bir harf hazf edilerek فَمَا اسْطَاعُٓوا اَنْ يَظْهَرُوهُ buyurulmuştur. Oysa benzer bir hazif, uzun ve meşakkatli fiilde gerçekleşmemiş; aksine delip geçmenin önündeki fiile daha uzun bir sıyga verilerek مَا اسْتَطَاعُوا لَهُ نَقْباً buyrulmuştur. (İzzet Marangozoğlu, Fâdıl Sâlih es-Sâmerrâî’nin Beyânî Tefsir Anlayışı)
Sayfadaki bütün ayetler, fethalı kelimelerle son bulmuştur. Bu kelimelerin oluşturduğu ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir.
Arkadaşımla sohbet ederken, saate bakmamak için kendimi tutuyordum. Zira birazdan mahallenin delisinin geleceğini biliyordum. O yüzden, o saate bakıp da, hadi sizin deliyi dinlemeye gidelim der demez teklifini kabul ettim. Tam zamanında yetiştik, dinleyenlerin arasına karıştık:
Allah’ın kelamı dilimde, hayat yollarında yürüyorum. Belki Zülkarneyn misaliyim, belki de değilim, bilmiyorum.
Günün birinde; hayat yollarımdan biri, güneşin doğmadığı yere çıktı. Dövüle dövüle imtihan dünyasında olduğum hatırlatıldı. Sahip olduğum her şeye karanlıklar çöktü. Nefsim olduğu yerde kalmak isterken, kalbim Allah rızası için yürümeye devam etti. Her boğulduğumda, Rabbim Allah diyerek nefes aldırdı. Kasvete teslim olan bedenimi ise adeta sürükledi.
Günün sonunda; ufukta ışık gören halim, sevinçle ve umutla doldu. Mubarek olsun, güneşin batmadığı memlekete hoşgeldin denildi. Benliğim secdeye kapanırken, şükür dualarına başlandı. Isınacağını bilene üşümek, doyacağını bilene acıkmak, dinleneceğini bilene yorulmak ne hoştu. Belirsizliklere hapsolmuş insan, dünya üzerindeki her şey geçip gitmeye mahkumdu.
Günün ertesinde; kalbim duaya oturdu: Ey Rabbim! Ye’cûc ve Me’cûc gibi, nefsani heveslerin ve şeytani vesveselerin bozgunculuk yaparak huzurumuzu kaçırmasından Sana sığınırım. Zülkarneyn misali; onların üzerini örtmek ve etkilerinden korunmak için yardımını isterim. Beni; Sana samimiyetle güvenenlerden ve tevekkül edenlerden eylemeni dilerim. Yürüdüğüm yolları kolaylaştırmanı ve benliğimi rahmetin ile sarmalamanı isterim.
Yalandan hakikate, nefsimden kalbime, geçiciden sonsuzluğa varmak için yürüyorum. Hep bir umut içindeyim, Rabbimin merhameti ile muhabbetine sığınıyorum.
Yalan dünyanın yolcusuyum, ebedi saadet için çalışıyorum. Hep bir hasret içindeyim, alemlerin Rabbine kavuşmayı bekliyorum.
Rabbine hasret yaşayanlardan ve kurtuluşu için çalışanlardan olmak duasıyla.
Amin.
Zeynep Poyraz @zeynokoloji