ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّاۚ ٢
ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّاۚ
İsim cümlesidir. ذِكْرُ mahzuf mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Takdiri, هو veya هذه şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. رَحْمَتِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. رَبِّكَ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
عَبْدَهُ kelimesi رَحْمَتِ mastarının mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır.
Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. زَكَرِيَّا kelimesi عَبْدَهُ ‘dan bedel veya atfı beyan olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur.
Masdarın fiil gibi amel şartları şunlardır: Tenvinli olmalıdır. Harfi tarifli (ال) olmalıdır. Masdarın failine muzaf olmalıdır. Masdarın mef’ûlüne muzaf olmalıdır.
Şartlardan birinin bulunması amel etmesi için yeterlidir. Bu amel şartlarından birini taşıyan masdar kendisinden sonra fail veya mef’ûl alabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّاۚ
Ayet, ibtidaiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. ذِكْرُ , takdiri هو veya هذا olan mahzuf mübtedanın haberidir.
Bu takdire göre cümle, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsned olan ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ , veciz ifade yollarından olan izafet formunda gelerek, az sözle çok anlam ifade etmiştir.
ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ izafetinde Hz. Peygambere ait كَ zamirinin, Rab ismine izafesi ona tazim ve tekrim içindir. Rab ismine muzâf olmaları ذِكْرُ ve رَحْمَتِ ’ye de tazim ifade eder.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
ذِكْرُ ve رَحْمَتِ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.
Veciz ifade kastına matuf عَبْدَهُ izafeti, Allah Teâlâ’ya ait هُ zamirine muzâf olan عَبْدَ ‘yi şereflendirmek yüceltmek içindir. Fiil gibi amel eden رَحْمَتِ ’nin mef’ûlüdür.
زَكَرِيَّا , mef’ûl olan عَبْدَهُ ’dan bedeldir. Bedel, kapalı bir ifadeyi açmak, açık olanı kuvvetlendirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
رَحْمَتِ - رَبِّ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
ذِكْرُ - زَكَرِيَّا kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Sâmerrâî, surenin başı ve sonuyla genel psikolojik siyakı arasındaki uyumu da Kur’ânî siyakın anlatım özelliklerinden saymaktadır. (Sâmerrâî, et-Tabîru’l-Kur’ânî)
Buna da Yüce Allah'ın ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّا [Bu, senin Rabbinin Zekeriya kuluna olan rahmetinin anlatımıdır] (Meryem/2.) ayetiyle başlayıp Meryem Suresi.96: اِنَّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمٰنُ وُدًّا [İman edip iyi işler yapmış olanları ise Rahman sevimli kılacaktır] [Meryem/ 96.] ayetiyle sona eren Meryem Suresini örnek vermektedir. Surenin rahmetle başlayıp, rahmetle bittiğini ve açılışta zikredilen bu rahmetin sure ortamının tamamına yayıldığını belirtmektedir. (İzzet Marangozoğlu, Beyânî Tefsir Metodu, Fâdıl Sâlih es-Sâmerrâî Örneği, Doktora Tezi)
Kelamın aslı şöyledir: ذِكْرُ عَبْدِنا زَكَرِيّاءَ إذْ نادى رَبَّهُ . Ayette haber önemi dolayısıyla takdim edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)