بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ 
كٓـهٰيٰعٓصٓۜ ١
كٓـهٰيٰعٓصٓۜ
كٓـهٰيٰعٓصٓ hurûf-u mukattaa harfleridir.
كٓـهٰيٰعٓصٓۜ
Kelama en güzel giriş şekillerinden biri de kelamın konusuyla alakalı bir şeyle başlamaktır. Böylece kelamın maksadına işaret edilmiş olur. Surenin bu ilk ayeti berâaet-i istihlâl ve hüsn-i ibtida (duruma göre güzel lafızların seçilmesi) sanatlarının güzel bir örneğidir.
Kur’ân’daki sûrelerin başı öylesine güzeldir ki muhâtabın dikkatini celb edip hemen etkisi altına alır ve devâmını dinlemeye sevk eder.
Hurûf-u mukattaa ile başlayan bütün sureler buna örnektir. Çünkü muhatabın dikkatini celbeder ve dinlemeye teşvik eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Bedî İlmi)
Tefsir alimleri surelerin başlarındaki bu harfler hakkında farklı görüşlere sahiptir. Âmir eş-Şâbi, Süfyan es-Sevri ve bir grup muhaddis şöyle demiştir: “Bunlar Allah'ın Kur’an-ı Kerim’de sakladığı bir sırdır. Yüce Allah’ın her bir kitabında böyle bir sırrı vardır. Bunlar, yüce Allah’ın bilgisini yalnızca kendisine sakladığı müteşabih ayetler arasında yer alırlar. Bunlar hakkında bir şey söylemek gerekmez. Biz bunlara iman eder ve Allah’tan geldikleri gibi okuruz.” (Kurtubî, El- Câmi’li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
Aynı mukattaa harfleriyle başlayan surelerin aralarında mana veya konu açısından bir yakınlık vardır.
Kur'an-ı Kerim’de mukattaa harfleriyle başlayan surelerin hepsinde bu harflerden sonra muhakkak kitapla ilgili bir açıklama gelir.
Başında hurûf-ı mukattaa bulunan surelerin hepsi vahiy ve nübüvvetin ispatıyla ilgili ayetlerle söze başladığı halde yalnızca üç tanesi, Meryem, Rûm ve Ankebût Sureleri bu genel üslubun dışında kalır. Meryem sûresi Hz. Zekeriya’nın, Rûm Suresi, uğradığı mağlubiyetten sonra Bizans’ın yakın bir gelecekte kazanacağı zaferin müjdesiyle başlamaktadır. Ankebût ise müminlerin birtakım fitne ve belalara uğratılıp imtihana çekileceklerini bildiren ayetlerle başlar ve kendisinden sonra yine başında “elif-lâm-mîm” bulunan diğer üç sure ile birlikte bir grup oluşturur. (TDV İslam Ansiklopedisi)
ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّاۚ ٢
ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّاۚ
İsim cümlesidir. ذِكْرُ mahzuf mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Takdiri, هو veya هذه şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. رَحْمَتِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. رَبِّكَ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
عَبْدَهُ kelimesi رَحْمَتِ mastarının mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır.
Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. زَكَرِيَّا kelimesi عَبْدَهُ ‘dan bedel veya atfı beyan olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur.
Masdarın fiil gibi amel şartları şunlardır: Tenvinli olmalıdır. Harfi tarifli (ال) olmalıdır. Masdarın failine muzaf olmalıdır. Masdarın mef’ûlüne muzaf olmalıdır.
Şartlardan birinin bulunması amel etmesi için yeterlidir. Bu amel şartlarından birini taşıyan masdar kendisinden sonra fail veya mef’ûl alabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّاۚ
Ayet, ibtidaiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. ذِكْرُ , takdiri هو veya هذا olan mahzuf mübtedanın haberidir.
Bu takdire göre cümle, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsned olan ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ , veciz ifade yollarından olan izafet formunda gelerek, az sözle çok anlam ifade etmiştir.
ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ izafetinde Hz. Peygambere ait كَ zamirinin, Rab ismine izafesi ona tazim ve tekrim içindir. Rab ismine muzâf olmaları ذِكْرُ ve رَحْمَتِ ’ye de tazim ifade eder.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
ذِكْرُ ve رَحْمَتِ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.
Veciz ifade kastına matuf عَبْدَهُ izafeti, Allah Teâlâ’ya ait هُ zamirine muzâf olan عَبْدَ ‘yi şereflendirmek yüceltmek içindir. Fiil gibi amel eden رَحْمَتِ ’nin mef’ûlüdür.
زَكَرِيَّا , mef’ûl olan عَبْدَهُ ’dan bedeldir. Bedel, kapalı bir ifadeyi açmak, açık olanı kuvvetlendirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
رَحْمَتِ - رَبِّ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
ذِكْرُ - زَكَرِيَّا kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Sâmerrâî, surenin başı ve sonuyla genel psikolojik siyakı arasındaki uyumu da Kur’ânî siyakın anlatım özelliklerinden saymaktadır. (Sâmerrâî, et-Tabîru’l-Kur’ânî)
Buna da Yüce Allah'ın ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّا [Bu, senin Rabbinin Zekeriya kuluna olan rahmetinin anlatımıdır] (Meryem/2.) ayetiyle başlayıp Meryem Suresi.96: اِنَّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمٰنُ وُدًّا [İman edip iyi işler yapmış olanları ise Rahman sevimli kılacaktır] [Meryem/ 96.] ayetiyle sona eren Meryem Suresini örnek vermektedir. Surenin rahmetle başlayıp, rahmetle bittiğini ve açılışta zikredilen bu rahmetin sure ortamının tamamına yayıldığını belirtmektedir. (İzzet Marangozoğlu, Beyânî Tefsir Metodu, Fâdıl Sâlih es-Sâmerrâî Örneği, Doktora Tezi)
Kelamın aslı şöyledir: ذِكْرُ عَبْدِنا زَكَرِيّاءَ إذْ نادى رَبَّهُ . Ayette haber önemi dolayısıyla takdim edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اِذْ نَادٰى رَبَّهُ نِدَٓاءً خَفِياًّ ٣
اِذْ نَادٰى رَبَّهُ نِدَٓاءً خَفِياًّ
اِذْ zaman zarfı رَحْمَتِ ‘ye mütealliktir. نَادٰى ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Fiil cümlesidir. نَادٰى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. رَبَّهُ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. نِدَٓاءً mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur. خَفِياًّ kelimesi نِدَٓاءً ‘in sıfatı olup fetha ile mansubdur.
(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mef’ûlu mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlu mutlak harf-i cer almaz. Harf-i cer alırsa hal olur. Mef’ûlu mutlak cümle olmaz. Mef’ûlu mutlak üçe ayrılır:
1. Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2. Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlu mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3. Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini belirten mef’ûlu mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlu mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نَادٰى fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. babındadır. Sülâsîsi ندى ’dir.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
خَفِياًّ ; sıfat-ı müşebbehedir.“Benzeyen sıfat” demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِذْ نَادٰى رَبَّهُ نِدَٓاءً خَفِياًّ
Zaman zarfı اِذْ , önceki ayetteki رَحْمَتِ ’ye mütealliktir.
نَادٰى رَبَّهُ نِدَٓاءً خَفِياًّ cümlesi, اِذْ ’in muzâfun ileyhi konumundadır. Sebat temekkün ve istikrar ifade eden müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Veciz ifade kastına matuf رَبَّهُ izafetinde Zekeriya (a.s)’a ait olan هُ zamirine, رَبَّ lafzının muzaf olması, ona şeref ve tazim içindir.
خَفِياًّ kelimesi, mef’ûlü mutlak olan نِدَٓاءً için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Rububiyet vasfını öne çıkarmak için zamir makamında zahir olarak tekrarlanan Rab isminde tecrîd sanatı, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
نَادٰى - نِدَٓاءً kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Meryem Suresinin …اِذْ نَادٰى رَبَّهُ نِدَٓاءً خَفِياًّ …قَالَ رَبِّ ayetlerinde, nida (نَادٰى ) ile söz (قَالَ) ile bir arada zikredilirken, Enbiya ayetinde nidayla yetinilmiştir. Dolayısıyla …اِذْ نَادٰى رَبَّهُ نِدَٓاءً خَفِياًّ …قَالَ رَبِّ şeklindeki bir ifadeye yer verilmemiştir. Meryem Suresinde dua ve nidada tafsile, Enbiya Suresinde ise îcâza gidilmiştir. Böylece tafsil, tafsili; îcâz da îcâzı gerekli kılmıştır. (İzzet Marangozoğlu, Beyânî Tefsir Metodu, Fâdıl Sâlih Es-Sâmerrâî’nin Beyânî Tefsir Anlayışı)
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنّ۪ي وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْباً وَلَمْ اَكُنْ بِدُعَٓائِكَ رَبِّ شَقِياًّ ٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَ | dedi |
|
| 2 | رَبِّ | Rabbim |
|
| 3 | إِنِّي | şüphesiz ben |
|
| 4 | وَهَنَ | gevşedi |
|
| 5 | الْعَظْمُ | kemik(lerim) |
|
| 6 | مِنِّي | benim |
|
| 7 | وَاشْتَعَلَ | ve tutuştu |
|
| 8 | الرَّأْسُ | başım |
|
| 9 | شَيْبًا | ihtiyarlık aleviyle |
|
| 10 | وَلَمْ | ve |
|
| 11 | أَكُنْ | olmadım |
|
| 12 | بِدُعَائِكَ | sana du’a ile |
|
| 13 | رَبِّ | Rabbim |
|
| 14 | شَقِيًّا | bahtsız |
|
Şe'ale شعل : شَعْلٌ ateşin alevlenmesidir. Kur'an-ı Kerim'de geçtiği tek ayette (إشْتَعَلَ) saçın ağarması renk yönünden alevlenmeye benzetme yapılarak böyle denmiştir.(Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de iftial babında fiil olarak 1 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri meşale ve Şûle'dir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنّ۪ي وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْباً وَلَمْ اَكُنْ بِدُعَٓائِكَ رَبِّ شَقِياًّ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, nida ve cevabıdır. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı اِنّ۪ي وَهَنَ الْعَظْمُ ’dir.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
ي mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. وَهَنَ الْعَظْمُ cümlesi, اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
وَهَنَ fetha üzere mebni mazi fiildir. الْعَظْمُ fail olup damme ile merfûdur. مِنّ۪ي car mecruru الْعَظْمُ ‘nun mahzuf haline mütealliktir.
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اشْتَعَلَ fetha üzere mebni mazi fiildir. الرَّأْسُ fail olup damme ile merfûdur. شَيْباً temyiz olup fetha ile mansubdur.
Temyiz; kendisinden önce geçen müphem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani; çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harf-i cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin irabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan?” soruları sorulur.Temyiz ikiye ayrılır:
1. Melfûz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.
2. Melhûz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülmeyen mümeyyez. Ayette melfûz mümeyyez şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَ atıf harfidir. لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
اَكُنْ nakıs, sükun ile meczum muzari fiildir. اَكُنْ ‘un ismi müstetir olup takdiri أنا ’dir. بِدُعَٓائِكَ car mecruru شَقِياًّ ‘e mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır.
شَقِياًّ kelimesi اَكُنْ ‘un haberi olup fetha ile mansubdur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اشْتَعَلَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi شعل ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşâreket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنّ۪ي وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْباً
Zekeriya (a.s)’ın sözlerini bize bildiren ayet beyânî istînâf olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine, Rab’la olan muhabbetine işaret eder gibidir.
Münada konumundaki رَبِّ izafetinde mütekellim zamiri mahzuftur. Bu hazfin işareti kelimenin sonundaki esredir. Nida harfinin ve muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Veciz ifade kastına matuf رَبِّ izafetinde mütekellim zamirinin Rab ismine izafesi, zamirin aid olduğu Zekeriya (a.s)’ın Allah’ın rububiyet vasfına sığınma isteğini gösterir.
Nidanın cevabı olan اِنّ۪ي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنّ۪ي cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lazım-ı faide-i haber inkârî kelamdır.
Haber üslubunda geldiği halde dua manasında olan cümle muktezâ-i zâhirin hilafınadır. Bu nedenle mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
اِنّ ’nin haberi olan وَهَنَ الْعَظْمُ مِنّ۪ي cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. اِنَّ ’nin haberinin mazi fiil sıygasında cümle olarak gelmesi hükmü takviye, istikrar ve temekkün ifade etmiştir.
مِنّ۪ي car-mecruru, الْعَظْمُ ‘un mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , isnadın tekrarı ve isim cümlesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/ sağlam cümlelerdir.(Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadr/1)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Kemiğin zayıflaması, kuvvetin gitmesinden, yaşlılıktan kinayedir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Beyzâvî ayetlerin tefsirinde bu manalara şu ifadelerle vurgu yapar: اِنّ۪ي وَهَنَ الْعَظْمُ [Şüphesiz kemiklerim gevşedi] ibaresinde Hz. Zekeriya, zayıflığını ifade etmek için bedenin dayanağı ve vücut binasının temeli olan ve ondaki en sert aza olan kemikleri özellikle dile getirmiştir. Çünkü vücudu ayakta tutan, organları arasındaki birliği sağlayan kemikler yıpranınca tüm vücut da yıpranmış olur. Bir binada temel ne ise bedende de kemik odur. Temel zayıflarsa bina çöker. Bu ibare إني وهنت ya da وهن بدنى şeklinde de gelebilirdi. Fakat Zekeriya'nın acziyetini bildiren ifadesindeki mübalağa kaybolmasın diye وَهَنَ الْعَظْمُ مِنّ۪ي denilerek kemik lafzı özellikle zikredilmiştir. Zemahşerî de aynı görüştedir. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsirinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı)
Aynı üslupta gelerek nidanın cevabına atfedilen وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْباً cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
شَيْباً temyizdir. Temyiz ifadeyi zenginleştiren ıtnâb sanatıdır. Bu şekilde kapalıyı açma özelliği yanında kaplama ve abartı özelliği de bulunduğundan anlam düz ifadeye oranla daha çarpıcı olarak yansıtılır. Bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.
Beyzâvî ayetin tefsirinde şöyle der: Saçın beyazlığı ve parlaklığı ateşin alevine; aklığın saçlarda yayılıp çoğalması, ateşin odunlar içerisinde yayılmasına benzetilmiş, sonra da istiare gibi kullanılmıştır. Tutuşma lafzı da mübalağa olsun diye ak saçın mekânı olan başa isnad edilmiştir.
Konevî'ye göre burada iki istiare vardır. Birincisinde müşebbeh (شَيْباً ) zikredilip müşebbehün bih hazf edilerek onun mülayiminden olan bir husus (اشتعال) söylendiği için bu istiare, istiare-i mekniyyedir. İkincisinde ise aklığın saçlarda yayılması, ateşin yayılmasına benzetilmiştir. Burada müşebbehün bih zikredilip müşebbeh kastedildiği için bu istiare istiare-i tasrihiyyedir. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsirinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı)
وَلَمْ اَكُنْ بِدُعَٓائِكَ رَبِّ شَقِياًّ
Cümle, atıf harfi وَ ‘la nidanın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine, müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.
Menfî nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Haber cümlesi şeklinde gelen ibare, dua manası taşıdığı için muktezâ-i zâhirin hilafınadır. Bu nedenle lüzûmiyet alakasıyla mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. بِدُعَٓائِكَ car-mecruru, amili ve كَان ’nin haberi olan شَقِياًّ ’e takdim edilmiştir. Takdimin sebebi ihtimamdır.
بِدُعَٓائِكَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.
بِدُعَٓائِكَ izafetinde masdar, mef’ûlüne muzâf olmuştur. Takdiri; بدعائي إيّاك (Sana dua etmekle) şeklindedir.
Nida üslubunda itiraziyye olan رَبِّ izafetinde mütekellim zamiri mahzuftur. Bu hazfin işareti kelimenin sonundaki esredir.
رَبِّ izafetinin tekrarı ve nida harfinin hazfi, Zekeriya (a.s)’ın Rabbine muhabbetini, ona ne kadar içtenlikle niyaz ettiğini belirtir ve durumundaki çaresizliğin derecesine işaret eder. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Hz. Zekeriya ile ilgili bu haber cümleleri dikkatli bir şekilde incelendiği takdirde zaaf ve acziyet içeren bir tür dua anlamı taşıdıkları görülecektir. Zira Hz. Zekeriya, gizli bir niyazında kemiklerinin gevşediğini, saçının ağardığını, iyice yaşlandığını ifade ederek yüce Rabbine zaafını ve acziyetini bir dua ile arz eder. Hz. Zekeriya, aşırı yaşlılığı ve düşkünlüğü somutlaştıran (kemiklerin yıpranmışlığı) ve (başı ihtiyarlık alevinin sarması) ifadelerini kullanarak acziyeti dolayısıyla duasının içeriğinin (çocuk sahibi olmak) mûtat olmadığını beyan etse de, tecrübelerinden hareketle duasına icabetin olağan olduğunu ve mahrum edilmeyeceğini, Sana yaptığım dualarda (cevapsız bırakılarak) hiç mahrum olmadım sözleriyle ifade eder. Çünkü Allah Teâlâ onu icabete alıştırmış ve ümitlendirmiştir. Ümitlendirdiğini boş çevirmemek de kerem sahibine yaraşan bir iştir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
وَاِنّ۪ي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِنْ وَرَٓاء۪ي وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِراً فَهَبْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ وَلِياًّۚ ٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَإِنِّي | doğrusu ben |
|
| 2 | خِفْتُ | korktum |
|
| 3 | الْمَوَالِيَ | yerime geçecek yakınlarımdan |
|
| 4 | مِنْ |
|
|
| 5 | وَرَائِي | arkamdan |
|
| 6 | وَكَانَتِ | ve |
|
| 7 | امْرَأَتِي | karım da |
|
| 8 | عَاقِرًا | kısırdır |
|
| 9 | فَهَبْ | (Ne olur) lutfet |
|
| 10 | لِي | bana |
|
| 11 | مِنْ |
|
|
| 12 | لَدُنْكَ | katından |
|
| 13 | وَلِيًّا | bir veli(aht) |
|
وَاِنّ۪ي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِنْ وَرَٓاء۪ي وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِراً فَهَبْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ وَلِياًّۚ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
ي mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. خِفْتُ cümlesi, إنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
خِفْتُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri تُ fail olarak mahallen merfûdur. الْمَوَالِيَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مِنْ وَرَٓاء۪ي car mecruru الْمَوَالِيَ ‘nin mahzuf haline mütealliktir. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِراً cümlesi, قد takdiriyle hal olarak mahallen mansubdur.
وَ haliyyedir. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانَتِ nakıs, mebni mazi fiildir. تْ te'nis alametidir. امْرَاَت۪ي kelimesi كَانَ ’nin ismi olup mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır.Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. عَاقِراً kelimesi كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن كان هذا حالي فهب لي.(Eğer halim olursa …) şeklindedir.
هَبْ dua manasında, sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ‘ dir. ل۪ي car mecruru هَبْ fiiline mütealliktir. مِنْ لَدُنْكَ car mecruru هَبْ fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. وَلِياًّۚ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
عَاقِراً ; sülâsî mücerredi عقر olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِنّ۪ي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِنْ وَرَٓاء۪ي وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِراً
Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki nidanın cevabına atfedilmiştir. Mütekellim Zekeriya (a.s), muhatap Allah Teâlâ’dır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
اِنّ ’nin haberi olan خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِنْ وَرَٓاء۪ي cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. اِنَّ ’ nin haberinin mazi fiil sıygasında cümle olarak gelmesi hükmü takviye, istikrar ve temekkün ifade etmiştir.
Haber üslubunda geldiği halde dua manasında olan cümle, muktezâ-i zâhirin hilafınadır. Bu nedenle mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
مِنْ وَرَٓاء۪ي car-mecruru, الْمَوَالِيَ ‘nin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , isnadın tekrarı ve isim cümlesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/ sağlam cümlelerdir.(Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadr/1)
خِفْتُ fiili muzari sıygasıyla gelmesi gerekirken mazi sıygasıyla gelmiştir. Henüz gerçekleşmemiş olayları ifade ederken muzari fiil yerine, olayın vuku bulacağının kesinliğine delalat etmek üzere mazi fiil kullanılmasında mecaz-ı mürsel sanatı vardır.
مِنْ وَرَٓاء۪ي ifadesi, ölümümden sonra demektir. Ayette geçen الْمَوَالِيَ kelimesi, "benden sonra benim yerime geçecek kimseler" anlamına da gelebilir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِراً cümlesi, خِفْتُ fiilindeki zamirden قد takdiriyle haldir. Nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Bu cümle de dua manasında olduğu için muktezâ-i zâhirin hilafına olarak mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
Müsned olan عَاقِراً , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayette Zekeriya (a.s)’ın eşi için زوج değil de امرئة olarak bahsedilme sebebi çocuklarının olmayışıdır. İlgili ayetler incelendiğinde Kur'an’da zevc kelimesinin şu durumlarda kullanıldığı görülür: Sadakat, Allah’ın dinine inanmada birlik, Üreme imkânı bulunmak , Nikâhlı olmak
امرئة kelimesi zevc için sayılan unsurların zıddı bir durum meydana geldiği takdirde veya tamamen ortadan kalktığı hallerde kullanılmaktadır: İhanet (Aldatma), Allah’ın dinine fiilî olarak aleyhtarlık, Üreme imkânının bulunmaması (kısırlık, iktidarsızlık, yaşlılıktan ötürü kadının doğurganlık çağının geçmesi veya erkeğin kuvvetten düşmesi), Vefat veya diğer gerekçelerle nikâhın son bulması ile dulluk. (İsmail Sökmen, Kur'an’da geçen zevc ve imrae kelimeleri üzerine, Nüsha Dergisi)
فَهَبْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ وَلِياًّۚ
Fasılla gelen şart üslubundaki terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır. فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir.
Cümle, takdiri إن كان هذا حالي (Eğer bu halim … olsa ) olan mukadder şartın cevabıdır. Cevap cümlesi olan فَهَبْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ وَلِياًّ emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Emir üslubunda gelmesine karşın cümle, dua manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. هَبْ fiiline müteallik ل۪ي ve مِنْ لَدُنْكَ car mecrurları, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan وَلِياًّۚ ‘deki nekrelik nev ve tazim ifade eder.
Veciz ifade kastına matuf لَدُنْكَ izafeti, muzâfın şanı içindir.
لَدُنْكَ ifadesi (Bu iş senin kudretinde) manasındadır. Burada ilim ve kudretle davranmak manasında mecazdır. Aslında لَدُنْ , yakın mekan için kullanılan bir zarftır. Bir şeyin, bir şeydeki istikrarını ve onun üzerindeki otoritesini ifade için ve kontrol altında tutmak manasında mecazi olarak kullanılır. Sebep müsebbep alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatıdır.
لَدُنْ , aynı anlama gelen عِنْدَ kelimesinden farklıdır. Çünkü لَدُنْ en yakın için, عِنْدَ ise hem yakın, hem uzak için kullanılır.(Ruhul Beyan, Hud/1)
الْمَوَالِيَ - وَلِياًّۚ kelimelerinin arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
يَرِثُن۪ي وَيَرِثُ مِنْ اٰلِ يَعْقُوبَۗ وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِياًّ ٦
يَرِثُن۪ي وَيَرِثُ مِنْ اٰلِ يَعْقُوبَۗ وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِياًّ
Cümle, önceki ayetteki وَلِياًّۚ ‘nin sıfatı olarak mahallen mansubdur.
Fiil cümlesidir. يَرِثُن۪ي damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَرِثُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. مِنْ اٰلِ car mecruru يَرِثُ fiiline mütealliktir. يَعْقُوبَ muzâfun ileyh olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır.
وَ atıf harfidir. اجْعَلْهُ sükun üzere mebni emir fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri انت ‘ dir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. رَضِياًّ ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsarif kısma girer. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Değiştirme manasına gelen جَعَلَ kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde اَيُّهَا, müennes isimlerde اَيَّتُهَا getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
رَضِياًّ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَرِثُن۪ي وَيَرِثُ مِنْ اٰلِ يَعْقُوبَۗ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.
Mütekellim Zekeriya (a.s), muhatap Allah Teâlâ’dır. Ayet Zekeriya (a.s)’ın sözlerinin devamıdır.
Önceki ayetteki وَلِياًّ kelimesinin sıfatı olarak fasılla gelen يَرِثُن۪ي cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, istimrar tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. Lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Aynı üslupta gelen وَيَرِثُ مِنْ اٰلِ يَعْقُوبَ cümlesi atıf harfi وَ ‘la sıfat cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
يَرِثُن۪ي - يَرِثُ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Varis olmaktan murad onlara verilen ve geri alınmayan ihsanlardır. Varis için de miras böyledir. Miras, mirası veren kişiye geri dönmez. Bu lafızda tasrîhi ve tebeî istiare vardır. Çünkü varis olmak, baki kalmak anlamında kullanılmıştır. (Ruveynî, Teemülat fi Sureti Meryem Suresi, Meryem/63, s.243)
Veraset mülk edinmede ve hak sahibi olmada kullanılan en güçlü lafızdır; çünkü fesh edilmez, geri dönülmez, reddetmekle iptal edilmez ve düşürülmez. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Ayette ورث fiili hem من harfiyle, hem de من harfi olmaksızın kullanılmıştır. Buradaki من harf-i cerini müteaddîlik için değil de ba’diyet ifadesi olarak alırsak Zekeriya (a.s)’ın duasının İsrailoğullarından gelecek neslin salih olanlarını kapsayan bir kısmı için olduğu anlaşılır ki bu, ifadeye iltifat sanatı cihetiyle bakılmasının manaya kattığı güzelliği görmek açısından manidar bir örnek oluşturmuştur.
Beyzâvî, ayeti ’’Bundan maksat şeriata ve ilme mirasçı olmaktır. Çünkü peygamberler miras olarak mal bırakmazlar’’ şeklinde açıkladıktan sonra üç farklı kıraat vechi daha zikrederek her bir kıraate göre burada tecrîd sanatının var olduğunu net bir şekilde ortaya koyar. İki zamirden birinden hal olmak üzere يرثونى وارث آل يعقوب ; küçük olduğu için tasgir sıygası ile يرثى أويرث fiilinin faili olmak üzere ve وارث من آل يعقوب şeklinde de okunmuştur. Buna beyan ilminde tecrîd sanatı adı verilir. Çünkü varis, önce zikredilen şey (veli) murad edildiği halde, ondan soyutlanmıştır. Yani varis de aslında velinin bizzat kendisidir. Zahire göre birinci kıraatta olduğu gibi يرثنى fiilinin failinin وليا lafzına ait olan zamir olması gerekirdi. Ancak fail ولى lafzı olmakla birlikte bu üç kıraate göre de açıktan geldiği için burada tecrîd sanatı söz konusudur. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsirinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı)
Ayetteki اٰلِ kelimesi, insanların işlerinin kendisine varıp dayandığı belli kimse, demektir. İnsanların işleri bunlara bazan akrabalıktan, bazan, Firavun'un “Âl-i Firavn” gibi arkadaşlıktan; bazan da, ÂI-in-Nebi” gibi, dinî birlikten ötürü varıp dayanır. Bil ki Zekeriya (a.s), bu istekte bulunmadan önce şu üç şeyi ileri sürmüştür: a) Kendisinin zayıf, güçsüz, kuvvetsiz oluşunu; b) Allah Teâlâ’nın duasını kesinlikle reddetmeyeceğini; c) Dua ile istenen şeyin, dinî bir menfaate sebep olacağını. Bu üç şeyi ifade ettikten sonra, açıkça isteğini bildirmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِياًّ
Cümle, atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Cümle Zekeriya (a.s)’ın duasına dahildir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Matufun ve matufun aleyhin dua manasında olması, bu atfı mümkün kılmıştır. Haber üslubundan inşâ üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.
Emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen cümle, dua manası taşıdığı için muktezâ-i zâhirin hilafına olarak, mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
رَبِّ cümlesi nida üslubunda itiraziyyedir. Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, parantez arası cümleler vasıtasıyla yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Münada konumundaki رَبِّ izafetinde mütekellim zamiri mahzuftur. Bu hazfin işareti kelimenin sonundaki esredir. Nida harfinin ve muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
اجْعَلْهُ fiilinin ikinci mef’ûlü olan رَضِياًّ ’deki nekrelik kesret ve tazim ifade eder.
رَضِياًّ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
يَا زَكَرِيَّٓا اِنَّـا نُـبَشِّرُكَ بِغُـلَامٍۨ اسْـمُهُ يَحْيٰىۙ لَمْ نَجْعَلْ لَهُ مِنْ قَبْلُ سَمِياًّ ٧
يَا زَكَرِيَّٓا اِنَّـا نُـبَشِّرُكَ بِغُـلَامٍۨ اسْـمُهُ يَحْيٰىۙ لَمْ نَجْعَلْ لَهُ مِنْ قَبْلُ سَمِياًّ
يَٓا nida harfidir, Münada زَكَرِيَّٓا müfred alem olup, damme üzere mebni mahallen mansubdur. Nidanın cevabı اِنَّـا نُـبَشِّرُكَ بِغُـلَامٍ ‘dir.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
نَا müekellim zamiri اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen merfûdur. نُـبَشِّرُكَ cümlesi, اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. نُـبَشِّرُكَ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ‘dur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِغُـلَامٍ car mecruru نُـبَشِّرُ fiiline mütealliktir. اسْـمُهُ يَحْيٰى cümlesi, بِغُـلَامٍۨ ‘ın sıfatı olarak mahallen mecrurdur.
اسْـمُهُ mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. يَحْيٰىۙ haber olup elif üzere mukadder damme ile merfûdur. لَمْ نَجْعَلْ cümlesi, بِغُـلَامٍ ‘in ikinci sıfatı olarak mahallen mansubdur.
لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
نَجْعَلْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ‘dur. لَهُ car mecruru mahzuf ikinci mef’ûlun bihe mütealliktir. مِنْ قَبْلُ car mecruru نَجْعَلْ fiiline mütealliktir. قَبْلُ cer mahallinde muzâftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır. سَمِياّ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfû üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَبْلَ ve بَعْدَ kelimeleri; muzâfun ileyhleri hazf edilince damme üzere mebni olurlar: Bu durumdaki izafete izafetten munkatı’ zarflar (izafetten kesilen zarflar) denir. قَبْلَ zarfı, hem cümleye hem de tek kelimeye (müfrede) muzâf olanlar grubundadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette ilki isim ikincisi fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نُـبَشِّرُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi بشر ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
يَا زَكَرِيَّٓا اِنَّـا نُـبَشِّرُكَ بِغُـلَامٍۨ اسْـمُهُ يَحْيٰىۙ لَمْ نَجْعَلْ لَهُ مِنْ قَبْلُ سَمِياًّ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisaldir.
Mütekellim Allah Teâlâ, muhatap, Hz. Zekeriya’dır. Cümle nidâ üslubunda talebi inşaî isnaddır.
Nidanın cevabı olan اِنَّـا نُـبَشِّرُكَ بِغُـلَامٍۨ cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ ve isim cümlesi ve isnadın tekrar edilmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr/1.)
Cümlede müsned olan نُـبَشِّرُكَ بِغُـلَامٍۨ اسْـمُهُ يَحْيٰىۙ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedün muzari fiil cümlesi olması hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
نُـبَشِّرُكَ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
بِغُـلَامٍۨ ‘deki nekrelik, tazim içindir.
اسْـمُهُ يَحْيٰىۙ cümlesi, بِغُـلَامٍ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Mübteda ve haberden oluşan, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Bu, Cenab-ı Hak’tan onun nidasına bir cevaptır ve duasının kabul edildiğini vaad etmektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
بِغُـلَامٍۨ ‘ın ikinci sıfatı olan لَمْ نَجْعَلْ لَهُ مِنْ قَبْلُ سَمِياًّ cümlesi fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.
Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.
Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidai kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.
نَجْعَلْ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim tehir sanatları vardır. Mahzuf ikinci mef’ûle müteallik لَهُ car-mecruru ve mahzuf hale müteallik مِنْ قَبْلُ car-mecruru, ihtimam için ilk mef’ûl olan سَمِياًّ ‘e takdim edilmiştir.
Zaman zarfı قَبْلُ ‘nun muzâfun ileyhi mahzuftur. Kelimedeki ötre, muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir.
Mef’ûl olan سَمِياًّ ‘deki nekrelik, tazim içindir.
سَمِياًّ - اسْـمُهُ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Hazret-i Yahya'nın isminin tayin edilmiş olması, ilâhi vaadi pekiştirmek ve kendisini şereflendirmek içindir. Daha önce Yahya isminin hiç kimseye verilmeyip bu ismin ona tahsis edilmiş olması, Hazret-i Yahya'ya ilave bir şeref ve saygınlık kazandırmaktadır. Zira insanların isimlerinden farklı olarak garip ve mümtaz bir ismin verilmesi, hiç şüphesiz isim sahibine şeref kazandırmaktadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
قَالَ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِراً وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِياًّ ٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَ | dedi ki |
|
| 2 | رَبِّ | Rabbim |
|
| 3 | أَنَّىٰ | nasıl olur? |
|
| 4 | يَكُونُ |
|
|
| 5 | لِي | benim |
|
| 6 | غُلَامٌ | oğlum |
|
| 7 | وَكَانَتِ | ve |
|
| 8 | امْرَأَتِي | karım da |
|
| 9 | عَاقِرًا | kısırdır |
|
| 10 | وَقَدْ | ve gerçekten |
|
| 11 | بَلَغْتُ | ben ulaştım |
|
| 12 | مِنَ |
|
|
| 13 | الْكِبَرِ | ihtiyarlığın |
|
| 14 | عِتِيًّا | son sınırına |
|
قَالَ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِراً وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِياًّ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli رَبِّ ’dir.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ ’dur.
اَنّٰى istifham ismi, mekân zarfı olup غُلَامٌ veya ل۪ي ‘deki zamirin haline müteallik olup mahallen mansubdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
يَكُونُ nakıs, damme ile merfû muzari fiildir. ل۪ي car mecruru يَكُونُ ‘nün mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. غُلَامٌ kelimesi يَكُونُ ‘nin muahhar ismi olup damme ile merfûdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كان nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasb eder.
تْ te’nis alametidir. امْرَاَت۪ي kelimesi كَانَتِ ’nin ismi olup, mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. عَاقِراً kelimesi كَانَتِ ‘in haberi olup fetha ile mansubdur.
وَ haliyyedir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. بَلَغْتُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri تُ fail olarak mahallen merfûdur. مِنَ الْكِبَرِ car mecruru بَلَغْتُ fiiline mütealliktir. عِتِياًّ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِراً وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِياًّ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli, Hz. Zekeriya’nın Rabbine seslenişidir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümlede îcâz-ı hazif vardır. Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir. Münada konumundaki رَبِّ izafetinde mütekellim zamiri mahzuftur. Bu hazfin işareti kelimenin sonundaki esredir. Nida harfinin ve muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Nidanın cevabı olan اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İstifham üslubunda geldiği halde hayret ve şaşkınlık ifade eden cümle, soru manasından çıktığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
Sübut ve istimrar ifade eden cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. İstifham ismi olan اَنّٰى , nakıs fiil كاَن ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. Takdim, soru isimlerinin sadaret hakkı nedeniyledir. Mahzuf habere müteallik ل۪ي car mecruru, ihtimam için غُلَامٌ ‘a takdim edilmiştir.
كاَن ‘nin ismi olan غُلَامٌ ‘daki nekrelik muayyen olmayan cins ifade eder.
Hal وَ ‘ıyla gelen ve ل۪ي ‘deki zamirden hal olan كَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِراً cümlesi, nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsned olan عَاقِراً , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِياًّ cümlesi ل۪ي ‘deki zamirden ikinci haldir. Tahkik harfi قَدْ ile tekid edilmiş müspet mazi fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber talebî kelamdır. قَدْ mazi fiile dahil olduğunda kesinlik ifade eder. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. بَلَغْتُ fiiline müteallik مِنَ الْكِبَرِ car mecruru, durumun onunla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan عِتِياًّ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder. Kelimedeki nekrelik, kesret ifade eder.
Hz. Zekeriya’nın sevinç ve şaşkınlığını belirten bu cümleler, lüzumiyet alakasıyla mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
يَكُونُ - كَانَتِ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
غُلَامٌ - امْرَاَت۪ي kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
قَدْ sadece fiilin başına gelen bir tekid harfidir. Muzari fiilin başına geldiği zaman bazen azlık bazen de çokluğa delâlet eder. Ancak belâgat alimlerinin sözlerinden anladığımıza göre; fiilin gerçekleştiği anlatılmak isteniyorsa قَدْ harfi, başına geldiği fiil için ister mazî ister muzari olsun tekid ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Haberî isnad; asıl geliş sebebinden çıkıp da bu ayette olduğu gibi başka manalar ifade ettiği zaman hakiki mana ifade etmemiş olur. Bir kelamdan hakiki mana murad edilmediği zaman mecaz olur. Bu manalar; haberin lâzımı olduğu için, lüzumiyet alakası ile mecâz-ı mürsel mürekkeb olur. Bu mecaz-ı mürsel mürekkeb, haber cümlesinde olduğu gibi inşâ cümlesinde de olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Burada, Âl-i İmrân sûresindekinin aksine, Hz. Zekeriya, önce kendi karısının halini anlatmış, çünkü kendi hali, duası içinde zikredilmiştir. Burada daha önce zikredilene tamamlayıcı olarak dile getirilen, ihtiyarlığın en uzak mertebesine erişmesidir. Anılan surede ise, duasında kendi halini anlatmamaktadır. İşte onun için orada kendi halini, karısının halinden önce anlatmaktadır. Çünkü kendi halinin kusurlu olduğunu hemen anlatması daha münasip olmaktadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)
قَالَ كَذٰلِكَۚ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْـٔاً ٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَ | dedi ki |
|
| 2 | كَذَٰلِكَ | öyledir |
|
| 3 | قَالَ | dedi |
|
| 4 | رَبُّكَ | senin Rabbin |
|
| 5 | هُوَ | O |
|
| 6 | عَلَيَّ | bana |
|
| 7 | هَيِّنٌ | kolaydır |
|
| 8 | وَقَدْ | ve gerçekten |
|
| 9 | خَلَقْتُكَ | seni de yaratmıştım |
|
| 10 | مِنْ |
|
|
| 11 | قَبْلُ | daha önce |
|
| 12 | وَلَمْ | ve değilken |
|
| 13 | تَكُ | sen |
|
| 14 | شَيْئًا | hiçbir şey |
|
قَالَ كَذٰلِكَۚ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْـٔاً
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli كَذٰلِكِ ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. كَذٰلِكِ car mecruru mahzuf mübtedanın haberine mütealliktir. Takdiri; الأمر كذلك (Durum böyledir.) şeklindedir. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir.
قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. رَبُّكَ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Mekulü’l-kavli هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ ‘dur. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. عَلَيَّ car mecruru هَيِّنٌ ‘e mütealliktir. هَيِّنٌ haber olup damme ile merfûdur. وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِنْ قَبْلُ cümlesi, hal olarak mahallen mansubdur.
وَ haliyyedir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. خَلَقْتُكَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri تُ fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. قَبْلُ cer mahallinde muzâftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır. مِنْ قَبْلُ car mecruru خَلَقْتُ fiiline mütealliktir.
لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
تَكُ nakıs, mahzuf نَ üzere sükun ile meczum muzari fiildir. تَكُ ‘nun ismi, müstetir olup takdiri أنت ‘dir. شَيْـٔاً kelimesi تَكُ ‘nun haberi olup fetha ile mansubdur.
Beyzâvî bu ayetteki لَمْ يَكُ kelimesi için şu açıklamayı yapar: يَكُ kelimesinin aslı يَكُونُ ’dür. Cezm edatı لَمْ ’den dolayı ‘nûn’un harekesi hazf edilmiş, sonra da iki sakin bir araya geldiği için و hazf edilmiştir. İllet harfi وَ ‘a benzediğinden tahfif için نْ da hazf edilmiştir. Böylece geriye يَكُ lafzı kalmıştır. (Beyzâvî, C. 3, S. 115-116)
قَبْلَ ve بَعْدَ kelimeleri; muzâfun ileyhleri hazf edilince damme üzere mebni olurlar: Bu durumdaki izafete izafetten munkatı’ zarflar (izafetten kesilen zarflar) denir. قَبْلَ zarfı, hem cümleye hem de tek kelimeye (müfrede) muzâf olanlar grubundadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
هَيِّنٌ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ كَذٰلِكَۚ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan كَذٰلِكَ cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır. Teşbih harfinin dahil olduğu işaret ismi كَذٰلِكَ , takdiri الأمر (Durum) olan mukadder mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. Bu takdire göre cümle sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. ك teşbih harfidir. ذٰلِكَۚ müşebbehün bihdir. Müşebbeh zikredilmemiştir. Müşebbehin konumu öyle yüce bir yerdedir ki, ona benzeyecek bir şey yoktur manasındadır. Bu ifadede mübalağa sanatı vardır.
ذٰلِكَ , işaret edileni tazim ifade eder. İsm-i işaret, müsnedün ileyhi göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle onun mertebesinin yüksekliğini belirtir.
İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden ذٰلِكَ ile Zekeriya (a.s)’ nin müjdelenmesine işaret edilmiş, müjde elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa sanatı da vardır.
Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)
Ayetin başındaki كذلك sözü son derece kısa ve müstakil bir cümledir. Manası başka bir manaya sürükler. Ancak öncesinde bunu açıkça ifade edecek müstakil bir lafız yoktur. Öyle ki bu bir şeye benzetmek istenirse bundan daha kâmil olan bir başka şekil bulunamaz. Bu cümle Kur’an-ı Kerîm'de gerçekten çok geçer, en güzel geldiği yer de burada görüldüğü gibi farklı konuların arasında ve kelamın mafsalında tek bir hakikat için gelmesidir. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan Suresi 28, s. 101)
كَذٰلِكَ [İşte böyle], aslında uzaktaki bir nesneye işaret için kullanılır. Buradaki isti’mali, işaret edilen nimetin derecesinin, faziletteki mertebesinin yüksekliğini bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالَ fiilinin faili olup veciz anlatım kastıyla gelen رَبُّكَ izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan muhatap zamiri dolayısıyla Zekeriya (a.s) şan ve şeref kazanmıştır. Ayrıca bu izafet Allah’ın rububiyet vasfıyla ona destek olduğunun işaretidir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car mecrur عَلَيَّ , ihtimam için amili olan هَيِّنٌ ’a takdim edilmiştir.
هَيِّنٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
قَالَ fiilinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
هَيِّنٌ [kolay basit] lafzının Allah hakkında kullanılması mecazîdir. Çünkü bu, ancak bir şeyin kendisine zor geldiği kimseler için kullanılabilir. Bilakis bundan murad, “O bir şey dilediğinde, o şey olur” şeklindedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْـٔاً
Cümledeki وَ hal vavıdır. عَلَيَّ ‘deki zamirden hal olan cümle, tahkik harfi قَدْ ile tekid edilmiş müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. قَدْ mazi fiile dahil olduğunda kesinlik ifade eder.
مِنْ قَبْلُ ibaresindeki damme, mahzuf muzâfun ileyhden ivazdır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir.
وَلَمْ تَكُ شَيْـٔاً cümlesine dahil olan وَ , haliyye veya atıf harfidir. Menfî nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.
قَدْ sadece fiilin başına gelen bir tekid harfidir. Muzari fiilin başına geldiği zaman bazen azlık bazen de çokluğa delâlet eder. Ancak belâgat alimlerinin sözlerinden anladığımıza göre; fiilin gerçekleştiği anlatılmak isteniyorsa قَدْ harfi, başına geldiği fiil için ister mazî ister muzari olsun tekid ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
قَالَ رَبِّ اجْعَلْ ل۪ٓي اٰيَةًۜ قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَ لَيَالٍ سَوِياًّ ١٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَ | dedi |
|
| 2 | رَبِّ | Rabbim |
|
| 3 | اجْعَلْ | (öyle ise) ver |
|
| 4 | لِي | bana |
|
| 5 | ايَةً | bir işaret |
|
| 6 | قَالَ | dedi |
|
| 7 | ايَتُكَ | senin işaretin |
|
| 8 | أَلَّا |
|
|
| 9 | تُكَلِّمَ | konuşamamandır |
|
| 10 | النَّاسَ | insanlarla |
|
| 11 | ثَلَاثَ | üç |
|
| 12 | لَيَالٍ | gece |
|
| 13 | سَوِيًّا | sapasağlam olduğun halde |
|
قَالَ رَبِّ اجْعَلْ ل۪ٓي اٰيَةًۜ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli رَبِّ ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı اجْعَلْ ل۪ٓي اٰيَةًۜ ’dir.
اجْعَلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. ل۪ٓي car mecruru mahzuf ikinci mef’ûlun bihe mütealliktir. اٰيَةً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Değiştirme manasına gelen جَعَلَ kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَ لَيَالٍ سَوِياًّ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. اٰيَتُكَ mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
لاَ nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تُكَلِّمَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. النَّاسَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur
ثَلٰثَةَ zaman zarfı تُكَلِّمَ fiiline mütealliktir. لَيَالٍ muzâfun ileyh olup, mahzuf يَ üzere kesra ile mecrurdur. Tenvin ondan ıvazdır. سَوِياًّ kelimesi تُكَلِّمَ ‘deki failin hali olup fetha ile mansubdur.
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُكَلِّمَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi كلم ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
سَوِياًّ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ رَبِّ اجْعَلْ ل۪ٓي اٰيَةًۜ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Mütekellim zamirinin mahzuf olduğu رَبِّ izafeti, muzâfun ileyhe şan ve şeref kazandırmasının yanında, mütekellimin, Allah'ın rububiyet vasfına sığınma isteğine işarettir. Bu hazfin işareti kelimenin sonundaki esredir. Nida harfinin ve muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Nidanın cevabı olan اجْعَلْ ل۪ٓي اٰيَةً cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen dua manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. ل۪ي , ihtimam için, mef’ûl olan اٰيَةًۜ ‘ e takdim edilmiştir.
اٰيَةً ’deki nekrelik, tazim ve nev ifade eder.
Emir fiil aslen; makam bakımından yukarıda olan bir kişinin, makam bakımından daha alt seviyede olan birinden henüz husule gelmemiş bir fiilin yapılmasını istemek için vaz edilmiştir(ki buna isti'lâ yoluyla denir). Vücûb ifade eder. Eğer emir alt seviyede olan birinden daha üst seviyede olan birine yönelik olursa buna “dua” denir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَ لَيَالٍ سَوِياًّ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَ لَيَالٍ سَوِياًّ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedün ileyh olan اٰيَتُكَ , veciz ifade kastına matuf olarak izafetle gelmiştir.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki لَا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَ لَيَالٍ سَوِياًّ cümlesi, masdar tevilinde mübtedanın haberidir. Masdar-ı müevvel, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
سَوِياًّ kelimesi تُكَلِّمَ ‘deki failin halidir. Bu kelimenin sıfat olduğu da söylenmiştir.
تُكَلِّمَ fiili, تفعيل babındadır. تفعيل babı, fiil, fail veya mef‘ûlde kesret ifade eder.
اٰيَةً kelimesinin önemi dolayısıyla tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Alimler, سَوِياًّ kelimesinin kime ait bir sıfat olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bu cümleden olarak bazıları bunun, “üç gece”nin sıfatı olduğunu ileri sürerlerken, müfessirlerin ekserisi bunun, Zekeriya (a.s)’a ait bir sıfat olduğu kanaatindedirler. Buna göre mana “Senin alâmetin, sende bir hastalık olmayıp sapasağlam olduğun halde, bu müddet içinde insanlarla konuşamamandır’’ şeklinde olur.
فَخَرَجَ عَلٰى قَوْمِه۪ مِنَ الْمِحْرَابِ فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ اَنْ سَبِّحُوا بُكْرَةً وَعَشِياًّ ١١
Bekera بكر :Kelimenin aslı günün ilk saatleri demek olan بُكْرَة dır. Sülasi fiil olarak kullanıldığında manası günün başlarında çıkmak demektir. Kur'an-ı Kerim'de de geçen بِكْر sözcüğü hiç doğum yapmamış demektir. Yine kadınlar arasında tercih yapılacağında dul olana önceliği olmasından dolayı bekareti bozulmamış kıza da بِكْر denmiştir. بِكْر kelimesinin çoğulu أبْكار şeklinde gelir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 12 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri bekâr, bâkir, bekâret, makara ve Bekir'dir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
فَخَرَجَ عَلٰى قَوْمِه۪ مِنَ الْمِحْرَابِ فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ اَنْ سَبِّحُوا بُكْرَةً وَعَشِياًّ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
خَرَجَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’ dir. عَلٰى قَوْمِه۪ car mecruru خَرَجَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مِنَ الْمِحْرَابِ car mecruru خَرَجَ fiiline mütealliktir.
فَ atıf harfidir. اَوْحٰٓى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. اِلَيْهِمْ car mecruru اَوْحٰٓى fiiline mütealliktir.
اَنْ tefsiriyyedir. سَبِّحُوا damme üzere mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. بُكْرَةً zaman zarfı سَبِّحُوا fiiline mütealliktir. عَشِياًّ atıf harfi و ‘la makabline matuftur.
اَوْحٰٓى fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi وحي ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
سَبِّحُوا fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi سبح ‘dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
فَخَرَجَ عَلٰى قَوْمِه۪ مِنَ الْمِحْرَابِ فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ اَنْ سَبِّحُوا بُكْرَةً وَعَشِياًّ
Ayet atıf harfi فَ ile önceki ayetteki ikinci … قَالَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
خَرَجَ fiili, طَلَعَ manasını tazmin için عَلٰى harfiyle müteaddi olmuştur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
Aynı üslupta gelen فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ اَنْ سَبِّحُوا بُكْرَةً وَعَشِياًّ cümlesi, makabline atıf harfi فَ ile atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki سَبِّحُوا بُكْرَةً وَعَشِياًّ cümlesi, masdar teviliyle اَوْحٰٓى fiilinin mef’ûlü konumundadır. Masdar-ı müevvel, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اِلَيْهِمْ , ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
وَعَشِياًّ , zaman zarfı tezat nedeniyle بُكْرَةً ‘e atfedilmiştir.
بُكْرَةً - عَشِياًّ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr ve tıbâk-ı îcab sanatları vardır.
الْمِحْرَابِ ‘den murad namaz kıldığı yer veya oda olabilir. Başka bir ayette ancak remzen konuşabilirsin (Al-i imran, 41) denilmesinden anlaşıldığı üzere, burada ayetin metninde geçen فَاَوْحٰٓى kelimesi "işaret etmek" anlamındadır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Müfessirler, Hz. Zekeriya (a.s)’ın سَبِّحُوا [tesbih edin] ifadesiyle, namazı kastettiği hususunda müttefiktirler ki bu, dil bakımından da caizdir. Ebu’l-Aliye’den بُكْرَةً ’nin, sabah namazı; عَشِياًّ ’nın da ikindi namaz olduğu rivayet edilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Sayfadaki bütün ayetler fethalı kelimelerle son bulmuştur. Bu kelimelerin oluşturduğu ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir.