فَاَشَارَتْ اِلَيْهِ۠ قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَنْ كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِياًّ ٢٩
Şevera شور : شُوارٌ evin görünen eşyası demektir. Kinaye yoluyla ferc/edep yeri anlamında kullanılır. Tef'il babındaki شَوَّرَ formu ise ona utanacağı bir şey yapmak manasındadır. Burada sanki onun fercini açığa çıkardığı söylenmek istenir. تَشاوُر - مُشاوَرَة - مَشُوَرَة kelimeleri birbiriyle müşaverede bulunarak, konuşarak ve danışarak bir düşünceyi ortaya çıkarmaktır. Son olarak Türkçede de kullandığımız شُورَى şûrâ sözcüğü kendisiyle ilgili müşaverede bulunulan iş/meseledir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 4 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri şûrâ, işaret, müşir, müşavir, meşveret, istişare ve müsteşardır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
فَاَشَارَتْ اِلَيْهِ۠ قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَنْ كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِياًّ
Fiil cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. اَشَارَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ’dir. اِلَيْهِ car mecruru اَشَارَتْ fiiline mütealliktir.
قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l- kavli كَيْفَ نُكَلِّمُ ’dir. قَالُوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
كَيْفَ istifham harfi, hal olarak mahallen mansubdur.
نُكَلِّمُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası كَانَ فِي الْمَهْدِ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. Ayette tam fiil olarak amel etmiştir.
كَانَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. فِي الْمَهْدِ car mecruru كَانَ fiiline mütealliktır. صَبِياًّ kelimesi كَانَ ‘deki failin hali olup fetha ile mansubdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَشَارَتْ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi شور ’dir.
İf’al babı fiille, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
نُكَلِّمُ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi كلم ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü
herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
فَاَشَارَتْ اِلَيْهِ۠
ف istînâfiyedir. Ayetin ilk cümlesi müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)
قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَنْ كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِياًّ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالُوا fiilinin mekulü’l-kavli olan كَيْفَ نُكَلِّمُ مَنْ كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِياًّ , kavmin şaşkınlığını anlatan istifham üslubunda, talebî inşâî isnaddır.
كَيْفَ istifham ismi, نُكَلِّمُ fiilinin failinden mukaddem haldir. Takdim istifham isimlerinin sadaret hakkı nedeniyledir.
Müspet muzari fiil sıygasında gelerek teceddüt, tecessüm ve istimrar ifade eden cümle, istifham üslubuyla gelmiş olmasına rağmen taaccüp ve kınama amaçlı olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca tecâhül-i ârif sanatı söz konusudur.
Bilinen nefy üslubu yerine istifhamın tercih edilmesinin sebebi; istifhamda muhatabın aklını uyarmak, harekete geçirmek ve düşünmeye teşvik manası olmasıdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
نُكَلِّمُ fiilinin mef’ûlu olan müşterek ism-i mevsûl مَنْ ’in sıla cümlesi olan كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِياًّ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. كَانَ , bu cümlede tam fiildir.
صَبِياًّ hal olarak mansubdur. Hal, cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildirmek için kullanılan vasfı ifade eder.
Kavmi Meryem'e bu sözleri söyleyince Meryem onlara, “Konuşmama orucu tuttuğunu ve dolayısıyle kendileriyle konuşamayacağını beyan etmiş buna rağmen kavmi onu konuşturmakta ısrar etmiş, Meryem de henüz kucağında bir çocuk olan Hz. İsa'ya işaret ederek onunla konuşmalarını istemiş, onlar ise Hz. Meryem'in kendilerini alaya aldığını sanmışlar ve “Biz, beşikteki bir çocukla nasıl konuşabiliriz?” demişlerdir. Hz. Meryem, kucağındaki bebeğin kavmiyle konuşabileceğini, Allah Teâlâ'nın kendisine ilham etmesiyle veya yolda gelirken Hz. İsa'nın konuşmasıyla yahut Cebrail'in onun konuşabileceğini haber vermesiyle bilmişti. (Taberi Tefsiri, Câmiu’l-Beyân fî Tefsîri’l-Kur’ân)