قَالَ اِنّ۪ي عَبْدُ اللّٰهِ۠ اٰتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَن۪ي نَبِياًّۙ ٣٠
قَالَ اِنّ۪ي عَبْدُ اللّٰهِ۠ اٰتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَن۪ي نَبِياًّۙ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli اِنّ۪ي عَبْدُ اللّٰهِ۠ ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
ي mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. عَبْدُ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ۠ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
اٰتَانِيَ elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Sonundaki ن vikayedir. Mütekellim zamir ي mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الْكِتَابَ ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
جَعَلَن۪ي fetha üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Sonundaki ن vikayedir. Mütekellim zamir ي mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. نَبِياًّ ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Değiştirme manasına gelen جَعَلَ kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek. 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰتَانِيَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتي ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
قَالَ اِنّ۪ي عَبْدُ اللّٰهِ۠
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنّ۪ي عَبْدُ اللّٰهِ۠ اٰتَانِيَ الْكِتَابَ cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
اِنَّ ’nin haberi olan veciz ifade kastına matuf عَبْدُ اللّٰهِ۠ izafeti, عَبْدُ ‘ya şan ve şeref kazandırmıştır
Bu cümle, onların inançlarının reddini ve Hz. Îsa’nın Allah’ın kulu olduğunu kuvvetle ifade etmek içindir.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Allah, hakkı tahkik ve Hz. İsa'nın ilâhlığını iddia edenleri reddetmek üzere, kaçınılmaz bir hakikat olarak onu böyle konuşturmuş; Allah'ın kulu olduğunu ona söyletmiştir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)
اٰتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَن۪ي نَبِياًّۙ
Mekulü’l-kavle dahil olan istînâf cümlesidir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Aynı üslupta gelen وَجَعَلَن۪ي نَبِياًّ cümlesi, atıf harfi وَ ‘ la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mef’ûl olan نَبِياًّۙ ’deki nekrelik, cins ve tazim içindir.
الْكِتَابَ - نَبِياًّ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Hz. İsa'nın, Allah Teâlâ’yı evlat edinmekten tenzih eden sözü, annesi ile ilgili töhmetin giderilmesini de temin etmiştir. Alimler, ayette geçen kitaptan ne kastedildiği hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bazıları, bunun Tevrat olduğunu, çünkü bu ifadenin başındaki elif lâmın ahd (bilinen) için olduğunu, onlar tarafından bilinen kitabın ise Tevrat olduğunu söylerlerken, Ebu Müslim bununla İncil'in kastedildiğini, çünkü الْكِتَابَ kelimesindeki elif-lâmın cins ifade ettiğini yani “O, bana kitap cinsinden verdi.” demek olduğunu söylemiştir. Bazı kimseler de bununla hem Tevrat hem de İncil'in kastedildiğini, zira elif lâmın istiğrak (şümul) ifade ettiğini söylemişlerdir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَجَعَلَن۪ي نَبِياًّۙ [Beni bir peygamber kıldı.] Bu ve bundan sonrakiler; Allah’ın onun hakkında takdir ettiği, onun için hükme bağladığı ve ona sonradan olacak şeyleri haber vermesidir. Mana şöyledir de denilmiştir: Bana kitap verecek ve buluğa erdiğim zaman beni peygamber kılacaktır. Bu durumda mazi muzari yerine geçmiştir, tıpkı “...وَاِذْ قَالَ اللّٰهُ يَا عٖيسَى ” (Maide Suresi, 116) kavlinde olduğu gibi. (Ez-Zâdu’l Mesir)
وَجَعَلَن۪ي نَبِياًّ [Beni bir peygamber kıldı.]ifadesinde ve devamında fiilin geçmiş zaman sıygasıyla söylenmesi, ya bunun ilâhi kaderde böyle takdir edilmesinden veya vukuu muhakkak olan şeylerin sanki vaki gibi anlatılmasındandır. Denildi ki: “Allah O'nun aklını kâmil yaptı ve daha çocukken peygamber kıldı.” (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)