فَلَمَّا اعْتَزَلَهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۙ وَهَبْنَا لَـهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَۜ وَكُلاًّ جَعَلْنَا نَبِياًّ ٤٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَلَمَّا | ne zaman ki |
|
| 2 | اعْتَزَلَهُمْ | onlardan ayrıldı |
|
| 3 | وَمَا | ve |
|
| 4 | يَعْبُدُونَ | onların taptıklarından |
|
| 5 | مِنْ |
|
|
| 6 | دُونِ | başka |
|
| 7 | اللَّهِ | Allah’tan |
|
| 8 | وَهَبْنَا | biz armağan ettik |
|
| 9 | لَهُ | ona |
|
| 10 | إِسْحَاقَ | İshak’ı |
|
| 11 | وَيَعْقُوبَ | ve Ya’kub’u |
|
| 12 | وَكُلًّا | ve hepsini |
|
| 13 | جَعَلْنَا | yaptık |
|
| 14 | نَبِيًّا | peygamber |
|
فَلَمَّا اعْتَزَلَهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۙ
فَ istînâfiyyedir. لَمَّٓا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfı olup cevabı وَهَبْنَا ‘ya mütealliktir. Cümleye muzâf olur. اعْتَزَلَهُمْ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Fiil cümlesidir. اعْتَزَلَهُمْ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Müşterek ism-i mevsûl مَا atıf harfi وَ ’la اعْتَزَلَهُمْ ‘deki zamire matuf olup, mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası يَعْبُدُونَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
يَعْبُدُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ دُونِ car mecruru mahzuf hale mütealliktir. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur. b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَعْتَزِلُ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi عزل ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
وَهَبْنَا لَـهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَۜ
Fiil cümlesidir. وَهَبْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. لَـهُ car mecruru وَهَبْنَا fiiline mütealliktir. اِسْحٰقَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. يَعْقُوبَ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur. Gayr-i munsarif olduğundan tenvin almamıştır.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَكُلاًّ جَعَلْنَا نَبِياًّ
Fiil cümlesidir. وَ haliyyedir. كُلاًّ kelimesi جَعَلْنَا ’nın mukaddem mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur. كُلاًّ kelimesindeki tenvin, mahzuf muzâfun ileyhten ivazdır.
جَعَلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. نَبِياًّ kelimesi ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Değiştirme manasına gelen جَعَلَ kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَلَمَّا اعْتَزَلَهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۙ وَهَبْنَا لَـهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَۜ وَكُلاًّ جَعَلْنَا نَبِياًّ
فَ , istînâfiyyedir.
Şart üslubunda gelen terkipte لَمَّا edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır.
Müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade eden اعْتَزَلَهُمْ şart cümlesi, لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir. لَمَّا , cevap cümlesine mütealliktir.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
اعْتَزَلَهُمْ fiilindeki muhatap zamirine matuf olan müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sıla cümlesi olan يَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۙ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مِنْ دُونِ اللّٰهِ car mecruru, mahzuf hale mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
مِنْ دُونِ اللّٰهِ izafeti, gayrının tahkiri içindir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Ayetin başındaki istînafiyye olan فَ , İbrahim’in (a.s) küffar yurdundan uzaklaşmadaki azmini yerine getirmekteki süratine işaret etmektedir. Sanki hicret, kavmiyle olan ilişkisinden ve babasından uzaklaşmaya azmettikten hemen sonra meydana gelmiş gibidir.
Önceki ayetteki مَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ ibaresi, bu ayette مَا يَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۙ şeklinde tekrarlanmıştır. Amaç hem konuyu akıllarda taze tutmak hem de o noktaya dikkat çekmektir. Bu tekrarda reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
مِنْ دُونِ اللّٰهِ tabirinin, Allah'tan gayrı ve Allah'la beraber olmak üzere iki manası vardır. (Medine Balcı, Dergâhü’l Kur’an, c. 8, s. 723)
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan وَهَبْنَا لَـهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
يَعْقُوبَ , tezayüf nedeniyle اِسْحٰقَ ‘ya atfedilmiştir. Hibe edilenlerin İshak ve Yakub olarak bildirilmesi taksim sanatıdır.
قد takdiriyle hal konumundaki وَكُلاًّ جَعَلْنَا نَبِياًّ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Mef’ûl كُلاًّ , ihtimam için amili olan جَعَلْنَا fiiline takdim edilmiştir.
Nebilik ikisi ile sınırlanmamış bu ayette zikredilmeyen İsmail’i de kapsamıştır.
كُلاًّ ve ikinci mef’ûl olan نَبِياًّ ’deki nekrelik tazim içindir. كُلاًّ istiğrak ifade eder.
وَهَبْنَا ve جَعَلْنَا fiillerinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Haynûne manasındaki لَمَّا , aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, s. 424)
لَمَّا ; mazi fiile dahil olduğunda iki ayrı cümlenin varlığını gerektirir. Birinci cümlenin bulunması ikinci cümlenin de bulunmasını gerektirir. لَمَّا harfi var olan birşeyden dolayı var olmayı gerektiren harftir. Bazı ulema bu takdirde لَمَّا ’nın حين manasında zarf olduğunu kabul eder. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân)
وَهَبْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi hibenin halis Allah katından olduğuna işaret eder. Azamet zamiri hibenin kemâline delalettir. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Suret-i Meryem, s. 210)