وَرَفَعْنَاهُ مَكَاناً عَلِياًّ ٥٧
وَرَفَعْنَاهُ مَكَاناً عَلِياًّ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
رَفَعْنَا fetha üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَكَاناً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
عَلِياًّ kelimesi مَكَاناً ’nin sıfatı olup fetha ile mansubdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَرَفَعْنَاهُ مَكَاناً عَلِياًّ
Ayet, atıf harfi وَ ‘ la önceki ayetteki …إنّه كان cümlesine atfedilmiştir. Ayet, İdris’in (a.s) sıfatlarının devamıdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)
رَفَعْنَاهُ fiillinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
وَرَفَعْنَاهُ مَكَاناً عَلِياًّ cümlesinde istiare sanatı vardır. رَفَعْ kelimesinin anlamı yükseğe kaldırmaktır. Ayette maddi bir yükselme yoktur. Bununla kastedilen, dünyada ve ahirette yüksek makama nail olmasıdır. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
عَلِياًّ kelimesi مَكَاناً için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
مَكَاناً ’deki nekrelik, tazim ifade eder.
Bu, menzil ve rütbe bakımından yükseklik anlamındadır veya bundan murad, mekân bakımından onu, yüce bir mevkiye yükseltmektir. Bu görüş, daha uygundur. Çünkü مَكَاناً kelimesiyle birlikte zikredilen “yükseltme” işi, derece bakımından değil de mekân bakımından yükseltme olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَرَفَعْنَاهُ مَكَاناً عَلِياًّ [Onu yüce bir makama yükselttik] ibaresinde peygamberlik makamı istiare yoluyla yüksek yere benzetilmiştir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Bu yüksek makam, peygamberlik şerefi ve Allah katındaki yakınlığıdır. Diğer bu yüksek makam, güzel anılmakla olan yüksek rütbedir. Nitekim [“Senin zikrini (ününü) yüceltmedik mi?”] (İnşirah Suresi, 4) ayeti de bu kabildendir. Bir diğer görüşe göre ise bu yüksek makam cennettir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)