Meryem Sûresi 63. Ayet

تِلْكَ الْجَنَّةُ الَّت۪ي نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَنْ كَانَ تَقِياًّ  ٦٣

İşte bu, kullarımızdan Allah’a karşı gelmekten sakınanlara miras kılacağımız cennettir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 تِلْكَ işte budur
2 الْجَنَّةُ cennet ج ن ن
3 الَّتِي
4 نُورِثُ vereceğimiz و ر ث
5 مِنْ -dan
6 عِبَادِنَا kullarımız- ع ب د
7 مَنْ
8 كَانَ ك و ن
9 تَقِيًّا korunanlara و ق ي
 
İnsanların günahları ne olursa olsun tövbenin silemeyeceği günah yoktur. Bir defa tövbe edip bunu da samimi iman, ibadet ve güzel davranışlarla destekleyenler ve bu suretle gerçek olarak Hakk’a yönelenler onun cennet vaadini de hak etmiş olurlar. Adn, cennetin müstesna bölümlerinden biri olup oranın, mukarrebûn denilen ve peygamberler, şehidler, sıddîklar ve âlimlerden oluşan Allah’ın en seçkin kullarına tahsis edildiği bildirilmektedir. Adn cennetlerine alınacak olan müminler orada korku ve endişeye kapılacak bir söz işitmeyecekler, hep mutluluk ve esenlik içinde olacak ve daima yeni mutlulukların müjdesi anlamında “selâm” sözü işiteceklerdir (adn cennetleri hakkında bilgi için bk. Ra‘d 13/23).
 
 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 609
 

تِلْكَ الْجَنَّةُ الَّت۪ي نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَنْ كَانَ تَقِياًّ

 

İsim cümlesidir. İşaret ismi  تِلْكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. الْجَنَّةُ  kelimesi  تِلْكَ ’den bedel olup damme ile merfûdur. Müfred müennes ism-i mevsûl  الَّت۪ي  mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  نُورِثُ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

نُورِثُ  damme ie merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. مِنْ عِبَادِنَا  car mecruru gelecek olan ism-i mevsûlun mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  mefûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası   كَانَ تَقِياًّ  ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كَانَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri هُو ’dir.  تَقِياًّ  kelimesi  كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur. 

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

نُورِثُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  ورث ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

تِلْكَ الْجَنَّةُ الَّت۪ي نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَنْ كَانَ تَقِياًّ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Geliş amacı cennetin şanını tazim ve ehlini tayindir. 

تِلْكَ  mübteda,  الْجَنَّةُ  muşârun ileyhtir. 

Müsnedün ileyh olan işaret ismi  تِلْكَ , cennetin şanının ulaşılmaz yüceliğine, şerefine ve keremine işarettir. Ayrıca uzağı işaret etmede kullanılan bu işaret isminde tecessüm vardır. 

الْجَنَّةُ , bedeldir. Bedel, kapalı bir ifadeyi açmak, açık olanı kuvvetlendirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

تِلْكَ  ile cennetin mahiyetine işaret edilerek konunun önemi vurgulanmış ve istiare oluşmuştur. Yani akli olan cennet gözle görülür elle tutulur makamına konmuştur. 

Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de ‘‘vücudun tahakkuku’’dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi) 

Haber konumunda gelen müfred müennes has ism-i mevsûl  الَّت۪ي ’nin sıla cümlesi olan  نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَنْ كَانَ تَقِياًّ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

Müsnedin mevsûlle marife olması, sonradan gelecek habere dikkat çekmek içindir. 

نُورِثُ  fiillinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Veciz anlatım kastıyla gelen  عِبَادِنَا  izafetinde azamet zamire muzâf olan  عِبَادِ  şan ve şeref kazanmıştır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mevsûlün mahzuf mukaddem haline müteallik  مِنْ عِبَادِنَا  car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.

Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ’in sılası olan  كَانَ تَقِياًّ  cümlesi, nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede istiare sanatı vardır. Varis olmaktan murad onlara verilen ve geri alınmayan ihsanlardır. Varis için de miras böyledir. Cennet ölen kişinin varislerine kalan mala benzetilmiştir.

نُورِثُ  fiili  اِفعال  babındadır. Fiilin başındaki hemze hafiflik için hazfedilmiştir.  اِفعال  babı fiile kesret, haynunet, sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul manaları katar. 

مَنْ  ve  مِنْ  kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s. 124)

نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا  sözündeki varis olmaktan murad onlara verilen ve geri alınmayan ihsanlardır. Varis için de miras böyledir. Miras, mirası veren kişiye geri dönmez. Bu lafızda tasrîhî ve tebeî istiare vardır. Çünkü varis olmak, bâki kalmak anlamında kullanılmıştır. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Suret-i Meryem, s. 243) 

تِلْكَ الْجَنَّةُ الَّت۪ي نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَنْ كَانَ تَقِياًّ  [İşte kullarımızdan takva sahibi olanlara miras vereceğimiz cennet budur.] onlara takvalarının semeresi olarak saklayacağız tıpkı miras bırakanın malının mirasçılara saklanması gibi. Veraset mülk edinmede ve hak sahibi olmada kullanılan en güçlü lafızdır; çünkü fesh edilmez, geri dönülmez, reddetmekle iptal edilmez ve düşürülmez. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr; Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Temellük (bir şeyi kendine mal etme) ve istihkak (hak kazanma) anlamında kullanılan kelimelerin en kuvvetlisi veraset maddesi olduğundan bu hususta onun fiili kullanılmıştır. Zira bu istihkakta fesih, geri caymak ve iptal söz konusu değildir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Ayetteki,  تَقِياًّ [muttaki olan] ifadesi, “Cenab-ı Hakk'a isyan etmekten geri durur, bunu kendisine adet edinir ve farzları terk etmekten sakınırsa” demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)