Meryem Sûresi 84. Ayet

فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْۜ اِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَداًّۚ  ٨٤

Ey Muhammed! Şu hâlde, onların azaba uğramalarını istemekte acele etme. Biz onlar için ancak (takdir ettiğimiz günleri) sayıp durmaktayız.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَلَا asla
2 تَعْجَلْ acele etme ع ج ل
3 عَلَيْهِمْ onlar hakkında
4 إِنَّمَا elbette
5 نَعُدُّ biz sayıyoruz ع د د
6 لَهُمْ onlar için
7 عَدًّا saydıkça ع د د
 
Müfessirlere göre “Allah’ın saydığı şey”den maksat insanların dünyadaki ömrüdür. Bu sebeple âyetin ilgili bölümü “Biz onların günlerini sayıyoruz” şeklinde tercüme edilmiştir. İnsanların ömrü belirli ve sınırlı olup Allah tarafından bilinmektedir. Bu sebeple Hz. Peygamber’e müşriklerin yaptıklarına karşı bir müddet daha sabretmesini emretmekte, zamanı geldiğinde helâk olacaklarına işaret etmektedir. Nitekim daha Bedir Savaşı’nda müşriklerin ileri gelenlerinden büyük bir kısmı ölmüştür. Âhirette de takvâ sahipleri, yani Allah’a itaatsizlikten sakınıp buyruklarını yerine getirenler ödüllerine nâil olmak için rahmânın huzurunda toplanırken günahkârların da suya götürülen sürü gibi cehenneme sürüleceği bildirilmektedir.
 
 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 618
 

فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْۜ

 

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن وقعوا في المعصية (İsyan içinde olursa) şeklindedir. 

Fiil cümlesidir. لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır.  تَجْعَلْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. عَلَيْهِمْ  car mecruru  تَعْجَلْ  fiiline mütealliktir. 

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek. 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


 اِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَداًّۚ

 

اِنَّمَا , kâffe ve mekfûfedir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki ma-i kâffeden kasıt ise  اِنَّ  harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mani olan  مَا  demektir. 

Fiil cümlesidir. نَعُدُّ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ‘dur.  لَهُمْ  car mecruru  نَعُدُّ  fiiline mütealliktir. عَداًّ mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur. 

اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan  مَٓا  harfi, اِنَّ  ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü  اِنَّ  ispat,  مَٓا  nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/

Cumhura göre  إنما  hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. https://islamansiklopedisi.org

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْۜ 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen şart üslubundaki terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır.  فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir. Takdiri  إن وقعوا في المعصية  (İsyan içinde olurlarsa…)  olan şart cümlesi mahzuftur. Cevap cümlesi olan  فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْ , nehiy üslubunda talebî inşaî isnaddır. 

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.


اِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَداًّۚ

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil cümleleri kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Kasr edatı  اِنَّمَا ‘nın dahil olduğu hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. İki tekid hükmündeki kasr, ما نَحْنُ إلّا نَعُدُّ لَهم (Biz onların ecellerini saymaktan başka bir şey yapmıyoruz) manasındadır. Yani biz sadece onlar için hazırlıyoruz demektir. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olup izafîdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Cümle ayrıca mef’ûlü mutlak olan  عَداًّۚ  ile tekid edilmiştir. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. نَعُدُّ  fiiline müteallik  لَهُمْ  car mecruru, tehdidi artırmak ve durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûlü mutlaka takdim edilmiştir.

Amellerin tespiti manasındaki  عُدُّ  fiilinde istiare sanatı vardır. Kafirlerin günahları, gözle görülür, elle tutulur maddi bir şey menziline konulmuştur. Veya sebep-müsebbep alakası ile mecaz-ı mürsel vardır. Yapılan ameller, saymanın sebebidir. Müsebbep yerine sebep zikredilmiştir.

 نَعُدُّ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

نَعُدُّ - عَداًّ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

لَهُمْ - عَلَيْهِمْ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır. 

اِنَّمَا  kasr edatı, siyakında açıkça veya zımnen bir sorunun olduğu ayetlerde cevap olarak gelir. Muhatap konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur ya da bu konuma konulmuştur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْۜ [Onlara karşı acele etme] onlar helâk olurlar da sen ve müminler şerlerinden rahat edersiniz ve yeryüzü de pisliklerinden temizlenir. اِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَداًّۚ [Biz onlar için sayıyoruz ecel günlerini] saymakla mana şöyledir: Onların helakını acele etme; çünkü onların sınırlı birkaç günleri ve sayılı nefesleri kaldı. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Alimler ayetteki, [Biz ancak onların günlerini sayıyoruz.] ifadesi hakkında şu iki izahı da yapmışlardır: a) Biz onların nefeslerini ve amellerini sayarız. Onların azlığına ve çokluğuna göre karşılığını veririz. b) Ne artan ne eksilen, herkes için belirlenmiş bir vakit olan ecele kadar olan vakitlerini sayarız. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)