لَقَدْ جِئْتُمْ شَيْـٔاً اِداًّۙ ٨٩
لَقَدْ جِئْتُمْ شَيْـٔاً اِداًّۙ
لَ mukadder kasemin cevabına gelen muvattie harfidir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder.
Fiil cümlesidir. جِئْتُمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُمْ fail olarak mahallen merfûdur. شَيْـٔاً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اِداًّ kelimesi شَيْـٔاً ’in sıfatı olup fetha ile mansubdur.
اِداًّ ; sıfat-ı müşebbehedir.“Benzeyen sıfat” demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَقَدْ جِئْتُمْ شَيْـٔاً اِداًّۙ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Kasem üslubunda gelen terkipte لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır.
Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda, vurgu kasem cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur’an'da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur’an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)
Mahzuf kasem ve قَدْ ile tekid edilmiş cevap cümlesi olan جِئْتُمْ شَيْـٔاً اِداًّۙ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Önceki ayetteki gaib zamirden bu ayette söyleneceklerin önemine dikkat çekmek gayesiyle muhatap zamirine iltifat edilmiştir.
Mef’ûl olan شَيْـٔاً ’deki nekrelik, cins ifade eder.
جِئْتُمْ شَيْـٔاً اِداًّۙ cümlesinde istiare sanatı vardır. Söyledikleri söz manasındaki شَيْـٔاً اِداًّ ibaresi جَٓاءَ fiilinin isnad edilerek gözle görülür elle tutulur maddi bir varlığa benzetilmiştir. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
اِداًّ kelimesi شَيْـٔاً için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
قَدْ harfi mazi fiilin önüne geldiğinde tahkik ve takrib (olayın yaklaştığını), muzari fiilin önüne geldiğinde fiilin vuku bulma ihtimalinin azlığını ifade eder. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, C.1, s. 459)
Bu ayet, onların batıl sözünü reddetmekte ve doğrudan doğruya onlara hitap edilmekle, bunun pek korkunç olduğunu ifade etmekte ve onların son derece cahil ve suçlu olduklarını tescil etmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Burada gaibden muhataba geçmekle iltifat edilmiştir, bu da kınamada mübalağa ve Allah’a karşı cesaretlerini tescil etmek içindir. أدّ ve إدّ çok büyük, kötü şeydir. اِداًّ şiddet demektir. أدني الأمر وآدني ağır yükün altında ezilmektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Önceki ayette gaib sıygası olan قَالُو kullanıldığı için muktezâ-i zâhire göre bu ayette de ibarenin لَقَدْ جاؤوا ; ortaya attılar şeklinde gaib kipiyle gelmesi beklenirdi. Ancak Allah Teâlâ belâgî bir nükteden ötürü üslup değiştirerek gaipten (üçüncü şahıstan) muhataba (ikinci şahsa) geçmiştir. Burada üslubun değişmesindeki bu nükteyi müfessirimiz Beyzâvî şu şekilde izah eder: “Kafirleri şiddetle kötülemek ve Allah’a karşı cüretli olduklarını tescil etmek için gaib sıygasından (قَالُوا dediler) muhatap (جِئْتُمْ; ortaya attınız) sıygasına geçilerek iltifat sanatı yapılmıştır.” Allah Teâlâ, inkârcıların bu asılsız iddialarına karşı bu iddianın ne kadar yanlış ve yersiz olduğunu ortaya koymak için sanki huzurda bulunan bir topluluğa hitap eder gibi gaib zamirinden muhataba dönmüştür. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı)