تَكَادُ السَّمٰوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنْشَقُّ الْاَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَداًّۙ ٩٠
Hedde هدّ : هَدٌّ düşme şeklinde bir yıkılmadır. هَدَّةٌ ise bu düşüşün çıkardığı sestir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de isim olarak 1 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli tehdit etmektir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
تَكَادُ السَّمٰوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ
Cümle, önceki ayetteki شَيْـٔاً ’in sıfatı olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. كَاد mukarebe fiillerinden olup nakıs fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasbeder.
تَكَادُ nakıs, damme ile merfû muzari fiildir. السَّمٰوَاتُ kelimesi تَكَادُ ’nun ismi olup damme ile merfûdur. يَتَفَطَّرْنَ cümlesi, تَكَادُ ’nun haberi olarak mahallen mansubdur.
يَتَفَطَّرْنَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Faili nûnu’n-nisve olup mahallen merfûdur. مِنْهُ car mecruru يَتَفَطَّرْنَ fiiline mütealliktir.
Mukârebe (Yaklaşma) Fiilleri: Mübteda ve haberin başına gelerek nakıs fiiller gibi isim cümlesinin mübtedasını ismi, haberini ise haberi yaparlar. İsmini ref, haberini nasb ederler. Haberleri daima muzari fiil ile başlar. Bu fiiller -e yazdı, az kalsın … , neredeyse … , -mek üzereydi gibi manalara gelir. Bu fiillerden Kur’an’da sadece كَادَ ’nin kullanımına rastlanılmıştır. كَادَ fiili tam fiil olarak da kullanılır. Bu durumda peşinden muzari fiil gelmez ve gerçek anlamı olan “tuzak kurdu, hile yaptı, aldattı” manalarına gelir. Bu şekilde geldiğinde normal fiil gibi amel eder. Yani fail ve mef’ûl alabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette isim cümlesi şeklinddir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَتَفَطَّرْنَ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi فطر ’dır.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
وَتَنْشَقُّ الْاَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَداًّۙ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَنْشَقُّ damme ile merfû muzari fiildir. الْاَرْضُ fail olup damme ile merfûdur. تَخِرُّ fiili, atıf harfi وَ ile تَنْشَقُّ ‘ya matuftur.
تَخِرُّ damme ile merfû muzari fiildir. الْجِبَالُ fail olup damme ile merfûdur. هَداًّ masdardan naib mef’ûlu mutlak veya hal olup fetha ile mansubdur.
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:
1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَنْشَقُّ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil infiâl babındadır. Sülâsîsi شقق ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, mücerred yapıdaki asıl anlamıyla kullanılması gibi anlamlar katar.
تَكَادُ السَّمٰوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنْشَقُّ الْاَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَداًّۙ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. Ayet, önceki ayetteki شَيْـٔاً ’in sıfatı olarak nasb mahaldedir. Sıfat cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
Nakıs fiil كَاد ’nin dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Nakıs fiilin muzari sıygasında gelmesi hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir.
تَكَادُ fiili mukarabe fiillerindendir. كَانَ gibi amel eder. السَّمٰوَاتُ nakıs fiil كَادُ ‘nin ismi, يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ haberidir.
تَكَادُ ’nun haberinin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Aynı üslupta gelen وَتَنْشَقُّ الْاَرْضُ cümlesi ile وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَداًّ cümlesi, كَاد ’nin haberine atfedilmiştir. Cümlelerin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Bu ifadeler, aklen ve âdeten mümkün değildir. Ancak bu kelama neredeyse kelimesinin ilavesi, bu sözü imkânsızlık dairesinden çıkararak hakikate yaklaştırmıştır. Mübalağa sanatının güzel bir örneğidir.
السَّمٰوَاتِ ’tan sonra الْاَرْضِ ve الْجِبَالُ ’nun zikredilmesi, umumdan sonra hususun zikredilmesi babında ıtnâb sanatıdır. Çünkü semavat, diğerlerine şamildir.
Hal olan هَداًّ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.
السَّمٰوَاتُ - الْاَرْضُ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
السَّمٰوَاتُ - الْاَرْضُ - الْجِبَالُ ve يَتَفَطَّرْنَ - تَنْشَقُّ - تَخِرُّ gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Ayetteki وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَداًّ [Dağlar dağılıp çökecek] cümlesine gelince şiddetli bir biçimde dağılıp çökecek anlamında mefûlü mutlak veya takdirindedir. Ya da mefûlün lehdir. Yani “Çünkü o dağılıp parçalanır.” demektir. Buna göre mana, “O dağlar, olabilecek en şiddetli şekilde her biri üzerine düşerek yıkılırlar.” şeklindedir. Bu ifadeler, o kelimenin, ne kadar büyük ve çirkin bir söz olduğunu ortaya koymak, onun çirkinliğinin dehşetini göstermek, bu sözün, dindeki tesirini ve dinin erkânı ve kaidelerinin yıkımındaki payını anlatmak içindir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
يَتَفَطَّرْنَ fiilini bazıları ينفطرن şeklinde okumuştur. Her ikisi de فعل fiilinin mutavâat kalıbıdır. Ama يَتَفَطَّرْنَ şeklindeki okuyuş daha beliğdir. Çünkü bu babın aslı tekellüf ifade etmesidir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)