وَقَالُوا اتَّخَذَ اللّٰهُ وَلَداًۙ سُبْحَانَهُۜ بَلْ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ ١١٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَقَالُوا | ve dediler ki |
|
| 2 | اتَّخَذَ | edindi |
|
| 3 | اللَّهُ | Allah |
|
| 4 | وَلَدًا | çocuk |
|
| 5 | سُبْحَانَهُ | O yücedir |
|
| 6 | بَلْ | bilakis |
|
| 7 | لَهُ | onundur |
|
| 8 | مَا | ne varsa |
|
| 9 | فِي |
|
|
| 10 | السَّمَاوَاتِ | göklerde |
|
| 11 | وَالْأَرْضِ | ve yerde |
|
| 12 | كُلٌّ | hepsi |
|
| 13 | لَهُ | O’na |
|
| 14 | قَانِتُونَ | boyun eğmiştir |
|
Qânit kelimesi her ne kadar itaat edici olarak çevrilmişse de anlam olarak itaatten bir adım ilerde olmayı ifade eder. Emre hazır ve gönüllü olarak istekle emir bekleyen anlamına gelir.
وَقَالُوا اتَّخَذَ اللّٰهُ وَلَدًاۙ سُبْحَانَهُۜ بَلْ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. قَالُو damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavl اتَّخَذَ اللّٰهُ وَلَدً ’dir. قَالُوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اتَّخَذَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. وَلَدًا ikinci mef‘ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Birincisi mahzuftur. Takdiri, بعض مخلوقاته (Yaratılanların bazısını) şeklindedir.
سُبْحَانَ kelimesi, takdiri نُسَبِّحُ olan mahzuf fiilin mef’ûlu mutlakı olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
İsim cümlesidir. بَلْ idrab ve atıf harfidir. لَهُ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl مَا muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. فِي السَّمٰوَاتِ car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir. الْاَرْضِ atıf harfi وَ ile makabline matuftur.
كُلٌّ mübteda olup damme ile merfûdur. كُلٌّ ’nün muzâfun ileyhi hazfedilmiştir. Kelimenin sonundaki tenvin, hazfin işareti olarak muzâfun ileyhten ivazdır. Takdiri, كلّ ما خلق الله (Allah’ın yarattığı her şey) şeklindedir.
لَهُ car mecruru قَانِتُونَ ’ye mütealliktir. قَانِتُونَ haber olup, ref alameti و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır.
بَلْ idrab ve atıf harfidir. Önce söylenen birşeyden vazgeçmeyi belirtir. Buna idrab denir."Öyle değil, böyle, fakat, bilakis, belki" anlamlarını ifade eder. Kendisinden sonra gelen cümle ile iki anlam ifade eder:
1. Kendisinden önceki cümlenin ifade ettiği anlamın doğru olmadığını, doğrusunun sonraki olduğunu ifade etmeye yarar. Bu durumda edata karşılık olarak “oysa, oysaki, halbuki, bilakis, aksine” manaları verilir.
2. Bir maksattan başka bir maksada veya bir konudan diğer bir konuya geçiş için kullanılır. Burada yukarıda olduğu gibi, bir iddiayı çürütmek ve doğrusunu belirtmek için değil de bir konudan başka bir konuya geçiş içindir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir.Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَانِتُونَ , sülâsi mücerredi قنت olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَقَالُوا اتَّخَذَ اللّٰهُ وَلَدًاۙ سُبْحَانَهُۜ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالُوا fiilinin mekulü’l-kavli olan اتَّخَذَ اللّٰهُ وَلَداً cümlesi müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Mef’ûl olan وَلَداً ’deki tenvin tahkir ifade eder.
İtiraziyye olarak gelen سُبْحَانَكَ cümlesinde, takdiri نسبّح (tenzih ederiz) olan fiil mahzuftur.
سُبْحَانَكَ izafeti, mahzuf fiilin mef’ûlu mutlakı olarak mansubdur. İtiraz cümleleri ıtnâb babındandır.
Sözü pekiştirme, yanlış anlamayı önleme, tenzih, dua ve tenbih gibi çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itiraz cümleleri ıtnâb babındandır. Ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Sevinç Resul, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları ve “Vâv”ın Kullanımı)
سُبْحَانَ masdarı, zaman ve faille kayıtlı olmaksızın mutlak olarak tesbîh fiilini ifade eder. Masdar, tesbih eden kişi olsa da olmasa da tesbîh fiiline ve istiğrak olarak bütün zamanlara delalet eder. Dolayısıyla mana şöyledir: “Allah, tesbih eden olsun ya da olmasın daima tesbihi hak edendir. (Fâdıl Sâlih Samerrai, Beyanî Tefsir Yolu c. 1, s. 275)
سُبْحَانَهُ cümle-i mûteriza olup zalimlerin iddialarının batıl olduğunu açıklar. Onlar, Allah'ın çocuğu olduğunu iddia eden kimselerdir. Ebüssuûd şöyle der; سُبْحَانَ kelimesinin سبح ‘dan türemiş, تفعيل kalıbına nakledilmiş ve masdara dönüşmüş olmasında kimseye gizli kalmayan belli bir tenzih ifadesi vardır. Manası şöyle olur: Allah'ı ona yakışır bir şekilde tenzih ederim. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir)
وَقَالُوا اتَّخَذَ اللّٰهُ وَلَداً [Allah çocuk edindi, dediler.] Yani Yahudiler “Üzeyir Allah’ın oğludur.” dediler, Hıristiyanlar “Mesih Allah’ın oğludur.” dediler, Arap müşriklerinden Melîhoğulları ise “Melekler Allah’ın kızlarıdır.” dediler. “Hâşâ! O, bundan münezzehtir.” Buradaki سُبْحَانَهُ ifadesi Allah Teâlâ’nın bunlardan kendi zatını tenzih etmesi anlamına gelir. Tesbih, tenzih demektir. Bir görüşe göre bu ifade, masdar lafzı ile söylenmiş bir emirdir, yani “O’nu bundan tenzih edin!” anlamındadır. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)
بَلْ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ
Cümle istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. بَلْ idrâb harfi, intikal içindir.
Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. لَهُ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir.
Muahhar mübteda olan müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın, îrabdan mahalli olmayan sıla cümlesi mahzuftur. فِي السَّمٰوَاتِ , bu mahzuf sılaya mütealliktir. الْاَرْضِ , car-mecrur فِي السَّمٰوَاتِ ‘ye atfedilmiştir. Cihet-i câmia tezattır.
السَّمٰوَاتِ ’tan sonra الْاَرْضِ ’ın zikredilmesi, umumdan sonra hususun zikredilmesi babında ıtnâb sanatıdır. Çünkü semavat, arza şamildir. Bu kelimeler arasında mürâât-ı nazîr ve tıbâk-ı îcab sanatları vardır.
Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife kılınmasındaki maksat, kelamın amacını muhatabın zihnine iyice yerleştirmektir. Sılasının hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
فِي السَّمٰوَاتِ ibaresindeki فِي harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi فِی harfi zarfiye manası içerir. İçi olan bir şeye benzetilen السَّمٰوَاتِ , mazruf mesabesindedir. Mübalağa için bu harf, عَلَيْ yerine kullanılmıştır. Çünkü semavat zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Gökyüzünde bulunan varlıklar, bir kabın içinde muhafaza edilmesine benzetilmiştir. Camî, her iki durumdaki mutlak irtibattır.
Bu, ayet kâfirlerin iddialarını red ve onların söylediklerinin boş ve bâtıl olduğunu beyan eder. Cümlenin başındaki بَلْ [öyle değil] kelimesi, onların düşüncelerine asla itibar etmemek anlamına gelir.(Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karîneye dayanarak terkedilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi)
كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ
Ayetin son cümlesi istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur لَهُ , ihtimam için amili olan قَانِتُونَ ’ye takdim edilmiştir.
Müsnedün ileyh olan كُلٌّ ‘nün muzâfun ileyhinin hazfedilmesi îcâz-ı haziftir. Kelimenin sonundaki tenvin hazfin işareti olarak, muzâfun ileyhten ivazdır. Takdiri, كلّ ما خلق الله (Allah’ın yarattığı her şey) şeklindedir.
Haber olan قَانِتُونَ ‘nin, ism-i fail kalıbıyla gelmesi durumun devamlılığına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsim cümleleri mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
له ‘ lerin tekrarında ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Ayette geçen قانتين kelimesi itaat etmek manasındadır. Vitir namazında okuduğumuz kunut duası, itaat etme duası manasındadır.
كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ [Hepsi ona itaat eder.] cümlesinde, akıllılara mahsus olan çoğul sıygası kullanıldığı için tağlîb sanatı vardır. Yani akıllılar, diğerlerine üstün tutulmuştur. Tağlîb sanatı, edebiyatta kabul edilen güzel sanatlardandır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir - Ebüssuûd ,İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ [Hepsi ona itaat etmektedir] baş eğerler, irade ve eyleminden çıkmazlar. Akılsızlar için olan ما kullanıp da sonradan genelleme yaparak akıllılar için olan قَانِتُونَ sıygasını kullanması, isnatta bulunanları küçültmek içindir. (Beyzâvî,Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl - Ebüssuûd ,İrşâdü’l-Akli’s-Selîm,Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)