اِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنْز۪يرِ وَمَٓا اُهِلَّ بِه۪ لِغَيْرِ اللّٰهِۚ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَلَٓا اِثْمَ عَلَيْهِۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ١٧٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | إِنَّمَا | şüphesiz |
|
| 2 | حَرَّمَ | haram kıldı |
|
| 3 | عَلَيْكُمُ | size |
|
| 4 | الْمَيْتَةَ | leş |
|
| 5 | وَالدَّمَ | ve kan |
|
| 6 | وَلَحْمَ | ve etini |
|
| 7 | الْخِنْزِيرِ | domuz |
|
| 8 | وَمَا | ve şeyleri |
|
| 9 | أُهِلَّ | kesilen |
|
| 10 | بِهِ | adına |
|
| 11 | لِغَيْرِ | başkası |
|
| 12 | اللَّهِ | Allah’tan |
|
| 13 | فَمَنِ | ama kim |
|
| 14 | اضْطُرَّ | mecbur kalırsa |
|
| 15 | غَيْرَ | -maksızın |
|
| 16 | بَاغٍ | saldır- |
|
| 17 | وَلَا |
|
|
| 18 | عَادٍ | ve sınırı aşmaksızın |
|
| 19 | فَلَا | yoktur |
|
| 20 | إِثْمَ | günah |
|
| 21 | عَلَيْهِ | ona |
|
| 22 | إِنَّ | muhakkak ki |
|
| 23 | اللَّهَ | Allah |
|
| 24 | غَفُورٌ | çok bağışlayandır |
|
| 25 | رَحِيمٌ | çok esirgeyendir |
|
Dokunma denildiği için inadına dokunmak manasına gelir..
Ayetin sonundaki ğafur ismi mübalağa kalıbındadır yani son derece, mutlak, aşırı manalarını içerir..
Oysa rahim kelimesi sürekliliği ifade eden kalıptadır.. Yani her zaman ,sürekli merhamet eden..
Gafur kelimesi bu kalıpta olsaydı insan Allah'ın sürekli bağışlayan olduğunu düşüneceği için yoldan çıkabilirdi.. Onun için farklı kalıplarda gelmiştir.
Idturra (اضْطُرَّ) kelimesinin kökü darra (ضرّ) olup kötü hal, zarar demektir. Idturra iftial babı olup dad harfine uğrayan te harfi kalınlaşarak tı harfine dönüşmüştür. Iztırar, Türkçe’de de kullandığımız gibi insanı kendisine zarar verecek şeye zorlamaktır (zorda kalıp adam öldürenin hali gibi). Türkçe’de zarar, muzır, zaruri, zaruret, mazarrat kelimelerini de kullanmaktayız.
Bâğin (بَاغٍ) kelimesinin manası aranan şeyde orta yolu aşmayı istemektir, gerçekten aşılması veya aşılmaması fark etmez. Bağy iki türlüdür: Birisi iyidir. Bu da adaletten ihsana, farz olandan nafileye geçmektir. İkincisi kötüdür. Bu da haktan batıla veya şüpheye geçmektir. Kadının kötülük yoluna girmesi için de bu kelime kullanılır. Çünkü hakkı olmayan şeye uzanarak haddi aşmış olur. Ayette geçen mana kendisi için belirlenen sınırı aşmaksızın (zevk için yemeden, açlığı giderme sınırını aşmaksızın) demektir.
İsm (اثم) kasten ve bile bile işlenen günah demektir. Kur’an’ı Kerim’de günah için kullanılan başka terimler de vardır ki bunlardan birisi zenb (ذنب)’dir. İsm’de eksiklik, geri kalma, kusur ön plandadır. Kişiyi sevaptan alıkoyan şeyler için kullanılır. İçen kimsenin aklını alıp götürdüğü için hamrın (içkinin) bir diğer adı da ism’dir. Ayrıca ism’de birilerini peşinden götürme manası vardır. Zenb’de ise kötü, çirkin bir davranış vardır; peşinden götürme anlamı yoktur. Bu nedenle çocukların yaptığı kötülükler için zenb fiili kullanılır ama ism hiç kullanılmaz. Yine, günah manasında kullanılan terimlerden birisi de cürmdür (جرم). Cürm’de vurgulanan, bağı kesmektir. Kişinin vacible olan bağını kesmesi söz konusudur. Günah kelimesi de ‘cunah’ (جناح) olarak Kur’an’ı Kerim’de geçmektedir. Cenah’ın asıl manası kuş kanadı olup yana yatma manası vardır. İnsanı haktan başka tarafa meylettirmesi bakımından günaha bu isim verilir.
اِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنْز۪يرِ وَمَٓا اُهِلَّ بِه۪ لِغَيْرِ اللّٰهِۚ
Fiil cümlesidir. إِنَّمَا kâffe ve mekfufedir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki ma-i kâffeden kasıt ise اِنَّ harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mani olan مَا demektir.
حَرَّمَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. عَلَیۡكُمُ car mecruru حَرَّمَ fiiline mütealliktir. الْمَيْتَةَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. الدَّمَ وَلَحْمَ atıf harfi وَ ‘ la الْمَيْتَةَ ‘ye matuftur.
ٱلۡخِنزِیرِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. مَاۤ müşterek ism-i mevsûl, ٱلۡمَیۡتَةَ ‘ye matuf olup, mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اُهِلَّ بِه۪ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.
اُهِلَّ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. بِهِ car mecruru mahzuf naib-i faile mütealliktir. لِغَیۡرِ car mecruru أُهِلَّ fiiline mütealliktir. ٱللَّهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan مَٓا harfi, اِنَّ ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü اِنَّ ispat, مَٓا nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/
Cumhura göre إنما hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. https://islamansiklopedisi.org
حَرَّمَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi حرم ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اُهِلَّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi هلل ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَلَٓا اِثْمَ عَلَيْهِۜ
İsim cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. مَنِ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
اضْطُرَّ şart fiili olup, sükun üzere mebni meçhul mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. غَيْرَ naib-i failin hali olarak fetha ile mansubdur. بَاغٍ muzâfın ileyh olup mahzuf ي üzere mukadder kesra ile mecrurdur. عَاد atıf harfi وَ ‘ la بَاغٍ ’e matuftur. لَا zaid harftir. لَا nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
لَاۤ cinsi nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ gibi ismini nasb haberini ref eder.
إِثۡمَ kelimesi لَٓا ’nın ismi olup fetha üzere mebni, mahallen mansubdur. عَلَیۡهِ car mecruru لَا ’nın mahzuf haberine mütealliktir.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اضْطُرَّ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi ضرر ’dir. İftial babının fael fiili ص ض ط ظ olursa iftial babının ت si ط harfine çevrilir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
بَاغٍ , sülâsi mücerredi بغي olan fiilin ism-i failidir.
عَادٍ , sülâsi mücerredi عدو olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
اللّٰهَ lafza-i celâl اِنّ ‘ nin ismi olup fetha ile mansubdur. غَفُورٌ kelimesi اِنّ ‘ nin haberi olup damme ile merfûdur. رَح۪يمٌ ikinci haberi olup damme ile merfûdur.
غَفُورٌ ; sıfat-ı müşebbehedir.“Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنْز۪يرِ وَمَٓا اُهِلَّ بِه۪ لِغَيْرِ اللّٰهِۚ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Ayetin ilk cümlesi اِنَّمَا kasr edatıyla tekid edilmiş, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır.
إِنَّمَا , kâffe (durduran, engelleyen) ve mekfûfe’dir. ماَ , zaide olup, edatın îrab bakımından tesirine mani olan harftir. إِنَّ ’yi amelden düşürmüştür.
اِنَّمَا kasr edatı, siyakında açıkça veya zımnen bir sorunun olduğu ayetlerde cevap olarak gelir. Muhatap konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur ya da bu konuma konulmuştur. Bu edatla kasr, müspet siyakında gelir (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
حَرَّمَ fiili tefil babındadır. Bu babın fiile kattığı asıl anlam teksirdir. Ayette bu anlam öne çıkmaktadır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur عَلَيْكُمُ , ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
Kasr, car-mecrur ve fiil arasındadır. حَرَّمَ maksur/sıfat, عَلَیۡكُمُ maksurun aleyh/mevsûf olmak üzere kasr-ı sıfat, ale’l-mevsûftur.
Birbirine temasül nedeniyle atfedilmiş الْمَيْتَةَ - الدَّمَ - لَحْمَ الْخِنْز۪يرِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Allah'ın haram ettiği şeyler; leş, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına kesilen şeklinde sayılması cem mea taksim sanatıdır.
غَيْرِ اللّٰهِ izafeti, gayrının tahkiri içindir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
ٱلۡمَیۡتَةَ ‘ye matuf olan müşterek ism-i mevsûl مَٓا ‘nın sılası olan اُهِلَّ بِه۪ لِغَيْرِ اللّٰهِ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اُهِلَّ fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Bu ayeti kerimede haramların bir kısmı sayılmıştır. Onların helal saydıkları şeyler içinde haram olanlar bunlardır. En’âm/145 ayeti de bu ayete benzer. Mâide/3 ve Nahl/115 ‘de haramlar detaylı olarak ifade edilmiştir.
Bu ayette yer alan إِنَّمَا kelimesi münhasıran bazı şeyleri bildirmek üzere kullanılmaktadır. Hem olumluluk, hem olumsuzluk anlamını ihtiva eder. Yani, hitabın kapsadıkları şeyler hakkında olumluluk, dışında kalan şeyler hakkında da olumsuzluk ifade eder. Bu edat burada haram kılınan şeylerin münhasıran neler olduğunu ifade etmektedir. Bu ayet mutlak olarak mubahlığı ifade etmektedir. Daha sonra yüce Allah, hasr edatı olan إِنَّمَا kelimesiyle haram kılınan şeyleri zikretmektedir. Buna göre bunun her iki kısmı (yani haramı da helali de) kapsaması gerekmektedir. Bu ayetin kapsamı dışında haram kılınmış bir şey yoktur. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
Allah Teâlâ’nın bu sözünde domuz etiyle birlikte onun diğer bütün parçalarını yemek özellikle haram edilmiştir. Çünkü et, bir hayvanın yediği şeylerin çoğudur ve hayvanın parçaları da aynı konumdadır. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim,soru; 1284, Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
إِنَّمَا edatı hükmün zikredilenlerle sınırlı olmasını gösterir, halbuki zikredilmeyen nice haramlar vardır, denilirse: ben de şöyle derim: Maksat haramlığın zikredilenlerle sınırlanmasıdır, mutlak değildir ya da haramlığı normal şartlarladır. Sanki şöyle denilmiştir: Bunlar size darda kalmadığınız zaman haram edilmiştir. [Şüphesiz Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir]. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَلَٓا اِثْمَ عَلَيْهِۜ
İstînâfa matuf olan cümlede فَ , istînâfiye, şart harfi olan مَنِ mübtedadır. Şart cümlesi olan فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi formunda gelmiştir.
Haber konumundaki اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında gelerek hükmü takviye, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
غَيْرَ hal, بَاغٍ onun muzâfun ileyhidir. Zaid nefy harfinin tekid ettiği عَاد , muzâfun ileyhe matuftur. بَاغٍ ve عَادٍ kelimelerinin nekreliği, kıllet ve nev ifade eder. Her ikisi de ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اضْطُرَّ fiili, اِفْتِعال babındadır. اِفْتِعال babının fiile kattığı, çaba göstermek, ortaya koymak anlamları ayette de mevcuttur.
فَ karinesiyle gelen فَلَٓا اِثْمَ عَلَيْهِ şeklindeki cevap cümlesi, cinsini nefyeden لَا ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesidir. اِثْمَ , cinsini nefyeden لَا ’nın ismidir.
اِثْمَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.
Haberi mahzuftur. Car mecrur عَلَيْهِ , bu mahzuf habere mütealliktir. لَا ’nın haberinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
بَاغٍ - عَادٍ - إِثۡمَ - حَرَّمَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
وَلَا عَادٍ ibaresi ‘’yaşayacak kadarını veya açlık sınırını aşmazsa’’ demektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Eğer bir kimse mecbur kalırsa ve başka bir imkanı da kalmamış ise, kendisini ayakta tutabilecek ve sağlığını koruyabilecek bir miktar yemesinde herhangi bir sakınca yoktur. Yoksa tıka basa yemesi söz konusu değildir. Çünkü mubahlık, bir konuda verilen izin ya da müsaade sadece mecbur kalınması halindedir. Bu da ancak zaruret ölçüsü ne şekilde önlenebilecekse işte o miktar ya da ölçüde izin verilmiş bulunmaktadır; Böyle olması halinde bunlardan yiyenler için herhangi bir günah ve vebal de yoktur. (Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl Ve Hakâîku’t-Te’vîl)
اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
Ta’liliyye olarak gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil cümleleri, anlamı zenginleştirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır. Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Allah’ın غَفُورٌ ve رَح۪يمٌ sıfatlarının tenvinli gelişi, bu sıfatların Allah Teâlâ’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğuna işaret eder. Haber olan iki vasfın aralarında و olmaması Allah Teâlâ’da ikisinin birden mevcudiyetini gösterir.
غَفُورٌ - رَح۪يمٌ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu teşâbüh-i etrâf sanatıdır. Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Bu son cümle Kur'an’da ufak değişikliklerle tekrarlanmıştır. Böyle ifadeler çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitlensin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ ile, haberdeki mübalağa sigalarıyla, celâl ve kemal ifade eden lafza-i celâlin zikredilmesi ile tekid edilmiştir. Bu lafza-i celâl, dinleyen kişinin kalbine korku saçar. Bu nedenle birçok fasılada bulunur. Bu mevki, bulunduğu siyaka bağlı olarak başka ayetlerde bulunmayan manalar da kazandırır. Bu gerçekten mühimdir. Yani aynı kelimeler ve aynı terkipten oluşmuş bir fasıla, her zaman aynı şeye delalet etmez. Çünkü siyak, o ibareye başka delaletler de kazandırır. Lafız ve terkiplerin bir olması, onları asıl manada birleştirir, ancak siyak onları ayırır, çeşitlendirir ve aynı olan ibareleri birbirinden uzaklaştırır ya da yaklaştırır. Siyak, manaları dolayısıyla bu farklılığa sebep olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 3, s.166)
Bu ayette bir takım maddelerin yenmesi haram kılınmış, zaruret halinde bunlardan haddi aşmadan yiyenlerin günaha girmeyeceği vurgulandıktan sonra ayet Allah’ın gafûr ve rahîm olmasıyla son bulmuştur. Ayette zorunlu hallerde yasaklanan şeylerin yenmesi sonucunda bir sıkıntı olmadığı açıkça belirtildiyse o halde ayet sonunda gafûr ve rahîm esmasının getirilme hikmeti, istemeden de olsa fazlaya kaçarak bunları tüketenlere karşı Allah’ın affediciliğini vurgulamaktır. (Keziban Dut, Ayet Sonlarindaki Esmâü’l-Hüsnâ’nin Ayetle Olan Münâsebeti (Fâtiha, Bakara, Âl-İ İmrân Ve Nisâ Sureleri Bağlamında)