فَمَنْ خَافَ مِنْ مُوصٍ جَنَفاً اَوْ اِثْماً فَاَصْلَحَ بَيْنَهُمْ فَلَٓا اِثْمَ عَلَيْهِۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ۟ ١٨٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَمَنْ | her kim de |
|
| 2 | خَافَ | korkar da |
|
| 3 | مِنْ | -den |
|
| 4 | مُوصٍ | vasiyyet eden- |
|
| 5 | جَنَفًا | hata(sından) |
|
| 6 | أَوْ | veya |
|
| 7 | إِثْمًا | günah(ından) |
|
| 8 | فَأَصْلَحَ | ve düzeltirse |
|
| 9 | بَيْنَهُمْ | aralarını |
|
| 10 | فَلَا | yoktur |
|
| 11 | إِثْمَ | günah |
|
| 12 | عَلَيْهِ | ona |
|
| 13 | إِنَّ | elbette |
|
| 14 | اللَّهَ | Allah |
|
| 15 | غَفُورٌ | bağışlayandır |
|
| 16 | رَحِيمٌ | esirgeyendir |
|
فَمَنْ خَافَ مِنْ مُوصٍ جَنَفاً اَوْ اِثْماً فَاَصْلَحَ بَيْنَهُمْ فَلَٓا اِثْمَ عَلَيْهِۜ
İsim cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. خَافَ şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. مِن مُّوص car mecruru خَافَ fiiline müteallik olup, mukadder ي üzere kesra ile mecrurdur. Mankus isimdir.
جَنَفًا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. أَوۡ atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. إِثۡما atıf harfi أَوۡ ile makabline matuftur. أَصۡلَحَ atıf harfi فَ ile خَافَ fiiline matuftur.
أَصۡلَحَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. بَیۡنَ mekân zarfı أَصۡلَحَ fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir هُمۡ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
لَاۤ cinsi nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ gibi ismini nasb, haberini ref eder.
إِثۡمَ kelimesi لَاۤ ’nın ismi olup fetha üzere mebni, mahallen mansubdur. عَلَیۡهِ car mecruru لَا ’nın mahzuf haberine mütealliktir.
Mankus isimler: Sondan bir önceki harfi kesralı olup son harfi de “ya (ي)” olan isimlere “mankus isimler” denir. Mankus isimlerin irab durumu şöyledir:
a) Merfu halinde takdiri damme ile (رَاعٍ – اَلرَّاعِي gibi),
b) Mansub halinde lafzi olarak yani fetha ile (رَاعِيًا – اَلرَّاعِيَ gibi),
c) Mecrur halinde takdiri kesra ile (رَاعٍ – اَلرَّاعِي gibi) irab edilir. Mankus isimler nekre halinde yani başlarında elif lam olmaksızın kullanıldığında ref ve cer durumlarında sonlarındaki “ya” harfi düşürülür. Ancak meydana gelen bu değişikliğe işaret olmak üzere kelimenin sonundaki kesra harekesi tenvinli kesra olur. İrabı ise yine takdiren olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَوْ : Türkçede “veya, yahut, ya da, yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
أَصۡلَحَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi صلح ’dır.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
مُوصٍ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ۟
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
اللّٰهَ lafza-i celâli اِنّ ‘nin ismi olup fetha ile mansubdur. غَفُورٌ kelimesi اِنّ ‘nin haberi olup damme ile merfûdur. رَح۪يمٌ۟ ikinci haberi olup damme ile merfûdur.
غَفُورٌ - رَح۪يمٌ۟ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır.Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَمَنْ خَافَ مِنْ مُوصٍ جَنَفاً اَوْ اِثْماً فَاَصْلَحَ بَيْنَهُمْ فَلَٓا اِثْمَ عَلَيْهِۜ
فَ , istînâfiyye, şart harfi olan مَنِ mübtedadır. Şart cümlesi olan مَنْ خَافَ مِنْ مُوصٍ جَنَفاً اَوْ اِثْماً , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi formunda gelmiştir.
Haber konumundaki خَافَ مِنْ مُوصٍ جَنَفاً اَوْ اِثْماً cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında gelerek hükmü takviye, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. خَافَ fiiline müteallik olan مِنْ مُوصٍ car-mecruru konudaki önemine binaen, mef’ûl olan جَنَفاً ‘e takdim edilmiştir.
Muhayyerlik ifade eden اَوْ atıf harfiyle جَنَفاً ‘e atfedilen اِثْمَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Atıf sebebi tezayüftür.
جَنَفًا - إِثۡما kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. Kelimelerdeki nekrelik herhangi bir manasında cins ifade eder.
Aynı üslupta gelen فَاَصْلَحَ بَيْنَهُمْ cümlesi atıf harfi فَ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
فَ karinesiyle gelen فَلَٓا اِثْمَ عَلَيْهِ şeklindeki cevap cümlesi, cinsini nefyeden لَا ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اِثْمَ , cinsini nefyeden لَا ’nın ismidir. Haberi mahzuftur. Car mecrur عَلَيْهِ , bu mahzuf habere mütealliktir. لَا ’nın haberinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
فَ ve إِثۡمَ kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
جَنَفًا vasiyet konusunda yanılmak suretiyle haktan meyletmek, başka bir şeye yönelmek, demektir, إِثۡما sırf zulmetmek, haksızlık yapmak için bilerek yan çizmek demektir. فَأَصۡلَحَ بَیۡنَهُمۡ kendi lehlerine vasiyet yapılanlar demek olup bunlar da, ana baba ve akrabalardan meydana gelirler. İşte bunlar arasında şeriat ölçüleri içerisinde aralarını bulmaktır. فَلَاۤ إِثۡمَ عَلَیۡهِۚ [Ona bir günah yoktur.] buyurulmuştur. Çünkü bu kimsenin yaptığı değişiklik batıl ve yanlış olan bir şeyi hakka dönüştürmek, hak olanı gerçekleştirmektir. Bu açıdan bir vebal altına girmez. Önce hakkı değiştirip batıla yönelenleri anlatması ve sonra da batılı tekrar eski durumuna, yani hakka getirmesini, hakka dönüştürmesini zikretmesi her değiştirmenin ya da tebdilin vebal ya da günah olmadığını göstermek ve bildirmek içindir. Bu bilinsin diyedir. (Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl Ve Hakâîku’t-Te’vîl - Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl - Ebüssuûd , İrşâdü’l - Akli’s-Selîm)
فَاَصْلَحَ بَيْنَهُمْ [ıslah ederse] ayeti, خَافَ [korkar] ayetine atfedilmiştir. Burada kinaye yoluyla mirasçılar kastedilmektedir. Onların açıkça zikredilmemesi, anlamın bilinmesi dolayısıyladır. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ۟
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil cümleleri ıtnâb sanatı babındandır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak ve hükmün illetini bildirmek içindir.
Allah’ın غَفُورٌ ve رَح۪يمٌ sıfatlarının tenvinli gelişi, bu sıfatların Allah Teâlâ’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğuna işaret eder. Haber olan iki vasfın aralarında و olmaması Allah Teâlâ’da ikisinin birden mevcudiyetini gösterir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
غَفُورٌ - رَح۪يمٌ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu teşâbüh-i etrâf sanatıdır.
Bu son cümle Kur'an’da ufak değişikliklerle tekrarlanmıştır. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitlensin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ ile, haberdeki mübalağa sıygalarıyla, celâl ve kemâl ifade eden lafza-i celâlin zikredilmesi ile tekid edilmiştir. Bu lafza-i celâl, dinleyen kişinin kalbine korku saçar. Bu nedenle birçok fasılada bulunur. Bu mevki, bulunduğu siyaka bağlı olarak başka ayetlerde bulunmayan manalar da kazandırır. Bu gerçekten mühimdir. Yani aynı kelimeler ve aynı terkipten oluşmuş bir fasıla, her zaman aynı şeye delalet etmez. Çünkü siyak, o ibareye başka delaletler de kazandırır. Lafız ve terkiplerin bir olması, onları asıl manada birleştirir, ancak siyak onları ayırır, çeşitlendirir ve aynı olan ibareleri birbirinden uzaklaştırır ya da yaklaştırır. Siyak, manaları dolayısıyla bu farklılığa sebep olur. Bunları söylememin sebebi, bu fasılanın şibhi kemâl-i ittisâl yolu ile öncesindeki manayı tekid ederek gelmesidir. Zira öncesindeki manalar bu şekilde bir müjdeleme ihsanının sebebini merak ettirir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 3, s.166)
Önceki ayetin aksine bu ayette, haktan sapma olduğu düşünülen vasiyeti hayra değiştirmenin mübah oluşu zikredilmiştir. Çünkü bu mübahtır ve itaattir. Ayetin sonunda da Allah’ın çok affedici ve merhametli oluşu zikredilmiştir. Zira günah işlemek affedilmeyi gerektirir. بَدَّلَ [değiştirmek] günah olan şeyle aynı cinsten olur. غَفُورٌ ismiyle Allah’ın günahları çok affedici olduğuna işaret edilmiştir. Sonra da Allah’ın Rahîm olduğu zikredilmiştir. Kendisine itaat edene merhametli olması mağfiret babındandır. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru; 1324)
“Allah Teâlâ vasîlerin arasını ıslah gayesiyle vasiyeti düzelten için gafûrdur, vasîlerin arasını ıslah etmekten korkan için de rahîmdir. Yani Allah Teâlâ, vasiyetle alakalı olarak ilgililerin arasını düzelten kişiye de, bundan kaçınan kişiye de son derece lütufkardır.(Keziban Dut, Ayet Sonlarindaki Esmâü’l-Hüsnâ’nin Ayetle Olan Münâsebeti (Fâtiha, Bakara, Âl-İ İmrân Ve Nisâ Sureleri Bağlamında)