وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَاد۪ي عَنّ۪ي فَاِنّ۪ي قَر۪يبٌۜ اُج۪يبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِۙ فَلْيَسْتَج۪يبُوا ل۪ي وَلْيُؤْمِنُوا ب۪ي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ ١٨٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَإِذَا | ve ne zaman |
|
| 2 | سَأَلَكَ | sana sorar(lar)sa |
|
| 3 | عِبَادِي | kullarım |
|
| 4 | عَنِّي | benden |
|
| 5 | فَإِنِّي | şüphesiz ben |
|
| 6 | قَرِيبٌ | (onlara) yakınım |
|
| 7 | أُجِيبُ | karşılık veririm |
|
| 8 | دَعْوَةَ | du’asına |
|
| 9 | الدَّاعِ | du’a edenin |
|
| 10 | إِذَا | zaman |
|
| 11 | دَعَانِ | bana du’a ettiği |
|
| 12 | فَلْيَسْتَجِيبُوا | O halde onlar da karşılık versinler |
|
| 13 | لِي | bana |
|
| 14 | وَلْيُؤْمِنُوا | inansınlar ki |
|
| 15 | بِي | bana |
|
| 16 | لَعَلَّهُمْ | böylece onlar |
|
| 17 | يَرْشُدُونَ | doğru yola erişirler |
|
Birdenbire bir dua âyetiyle karşı karşıya geliyoruz. Bir kişinin Allah’a en yakın olduğu zaman, sabırla birlikte olduğu zamandır. Sabır oruçtur, dua da Allah’la beraber oluştur.
Rabbimiz bizim için; "kullarım" diyor. Bu ne büyük bir şereftir. Bu hitap üstelik oruç âyetlerinin arasında geliyor. Allah, “Kullarım!” buyurarak bizi kendisine izâfe ediyor. Bu şerefin, bu yakınlığın, bu ünsiyetin yanında orucun meşakkati ne değer ifade eder de? Bunu duyan bir müslümanda yorgunluk, meşakkat kalır mı? Şereflerin belki en yücesi.
Kullarıma söyle Peygamberim! diye bizi üçüncü şahıs zamiriyle de kullanmıyor üstelik,
Rabbimiz bizi kendisine muhatap kabul ediyor, bize yöneliyor ve bizzat kendisi, bizim sorularımıza cevap verme lütfunda bulunuyor. Yakınım diyor, dualarınızı işitirim demiyor, siz bana dua edince ben anında icâbet ederim diyor.
Duada bir de acele etmeyeceğiz. Allah’ın Rasûlü:
"Sizden biriniz acele etmedikçe Allahu Teâlâ duanızı kabul buyurur."
Duada acele etmek, dua ettim de Allah kabul etmedi demektir. (Buhârî, Müslim)
Dua ile istenen ihtiyacın karşılanması hemen de olabilir, bir müddet sonra da olabilir, bazen de istenen şey âhirete kalabilir. Bazen de bizim hakkımızda hayırlı olan şey, bizim istediğimizin dışında bir şey de olabilir. Öyleyse; “Olmadı! Dua ettim de kabul edilmedi!” diye acele etmeyelim. Çünkü Allah istediği zaman, istediği biçimde bizim duamızı kabul edecektir. Ve bazen bizim daha çok dua etmemizi istediği için Rabbimiz, istediğimiz şeyleri geç verebilir. Bu durumda kesinlikle ümitsizliğe düşmemeliyiz.
Değilse, Yani Allah’ın mülkü yanında bizim istediklerimiz ne kadar olabilir de? Bütün dünya insanlığı birleşse, herkes isteyebileceğinin en son sınırını istese, Allahu Teâlâ’nın mülkünden bir şey eksilir mi? Öyleyse bizim istediklerimizi geciktirmesinin sebebi, bizim biraz daha dua ederek kulluğumuzu artırmamızı istemesinden başka bir şey değildir.
Şurası da unutulmamalıdır ki:
"Dua bir ibâdettir." (Ebu Dâvûd, Tirmizî, İbni Mace)
Dua dua edileni büyük tanımak, büyüklük mevkiine oturtmak, büyüklüğünü, gücünü kuvvetini kabul etmektir. Dua acziyetin ifadesidir. Dua âcizin, güçsüzün güçlüye teslimiyetinin ifadesidir. Öyleyse dua eden mü’minin duası, onu Allah’ın her ân kendisinin Rabbi ve koruyucusu olduğu düşüncesine ve her ân O’na muhtaç olduğu şuuruna götürecektir.
Dua ederken Allah’tan istenmesi gereken, istenmesi caiz olan şeyleri istemeliyiz. Harika, mûcize, nübüvvet ve haramları istemek gibi caiz olmayan şeyleri istemeyeceğiz.
Oruçlu dua etmeye çalışacağız. Hele hele iftar vakti yapılan duanın reddedilmeyeceğini söyler Allah’ın Rasûlü:
"Oruçlunun iftar vakti yapmış olduğu duası mutlaka kabul olur."
"İftar zamanı oruçlunun duası reddedilmez ."Buyurur. Yine Ebu Hureyre’nin rivâyet ettikleri bir hadislerinde Allah’ın Rasûlü şöyle buyurur:
Üç kimsenin duası asla reddedilmez.
1- Âdil devlet reisinin duası.
2- İftar edinceye kadar oruçlunun duası.
3- Zulme uğrayan mazlumun duası.
Bu üç kişinin duasının asla reddedilmeyeceğini anlatıyor Allah’ın Rasûlü. Allah bizden dua etmemizi istiyor. Duaya o kadar önem verelim ki, öyle bir dua hayatı uygulayalım ki, artık bizim hayatımız hep dua olsun. Yani Allah’la ilişkimizi hiç kesmeyelim. Çünkü dua sürekli Allah’la ilişki içinde olmaktır. Her zaman ona dua edelim. Hem de isteklerimiz meşru olduğu sürece utanmadan isteyelim ondan. Yahu bu da istenir mi, demeyelim. Çünkü istenilen kim? Allah. Yani anamız değil, babamız değil, ağamız, patronumuz değil. Yani başkaları gibi hasa âciz, güçsüz, fakir birisi değil ki Rabbimiz. Üstelik biz yalvardıkça bizi seviyor. Kendisini istediklerimize sahip bildikçe, istediklerimize ehil gördükçe, istenilecek, başvurulacak tek kapı kabul ettikçe bizi seviyor.
Biz ona yöneldikçe o bizim kendisine yönelmemizden memnun oluyor. Öyleyse hemen yalvaralım, hemen yakaralım. Karnımız acıktı yalvaralım, susâdık yalvaralım, ayakkabımız kayboldu yalvaralım, ayakkabımız bulundu yalvaralım, sıkıntımız var yalvaralım, cennet istiyoruz yalvaralım, cehennemden korkuyoruz yalvaralım, yalvaralım, yalvaralım.
Ve Kur’ân’daki dua modellerini de iyi belleyelim. Kur’ân’daki dua modelleri yanında bir de Rasûl-i Ekrem Efendimizin dua usullerini, ezkarını iyi belleyelim. (Besairul Kur’ân Ali Küçük Tefsiri)
(peygamberimizin sabah duaları videosu)
https://youtu.be/Ij3q-bekv1M
"Ben Yakınım" Bakara 186. Ayet Tefsiri
Bu videoda ozellikce arapca dilinin incelikleri uzerine de duruluyor..Allahin hitabindaki incelik..izleyip asla unutamadigim bir video..Ayeti ezberleyip namazimiza sokmak arkasindan da hemen bir dua ayeti okumak cok guzel olmaz mi?
https://youtu.be/h4HgAu7Wwlg 16dk 35sn- Nouman Ali Han
Allah bize her zaman çok yakın ama biz şeytan aradan çekildiği için ona en çok ramazan ayında yaklaşıyoruz.
Sana kullarım benim hakkımda sorarlarsa muhakkak ki ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit, dua edenin duasını kabul ederim. O halde benden isteyin, bana iman edin ki doğruyu bulasınız. Benden başkasından isterseniz doğruya erişemezsiniz.
Oruçtan sonra duanın zikredilmesi oruçlunun duasının kabuluyle alakalı hadisleri hatırlatır.
Böyle bir ibadetin ardından dua etmenin makbul olduğuna işaret vardır.
Duanın çeşitleri var. Bizim dünya üzerinde yaşamamız fıtri duadır. Bitki ve hayvanların ihtiyaç diliyle yaptıkları dua ikinci çeşit duadır. Üçüncüsü insanların yaptıkları duadır. Bu da fiili ve sözlü olmak üzere iki çeşittir. İkisini birlikte yapmak gerekir.
Allah teala dua edenin duasını kabul ederim buyurmuş. Bu haber, duayı aynısıyla kabul edeceğini göstermez. İhtiyacı kulun hayrına olan başka bir şekilde karşılayacağı gibi, ahirete de bırakabilir.
Ayette ‘kullarım Sana Beni sorarlarsa, Ben çok yakınım.’ buyrulmuştur. Bu cevapta, diğer ayetlerde gelen sorulara verilen cevaplarda olduğu gibi قُل veya فَقُلْ lafızları kullanılmamıştır. Mesela, ‘Rasûlum, sana dağlar hakkında sorarlar, ‘de ki’ Rabbim onları ufalayıp savuracak.’ (Taha/105) ayetinde cevap فَقُل
ْ ile gelmiştir. Bu ayette ise Yüce Allah kullarına son derece yakın olduğunu, kendisinden bir şey isteyen ihtiyaç sahipleri ile, kendisi arasında bir vasıta olmaksızın onların işlerine cevap verecek şekilde onlarla beraber olduğunu bildirmek için cevabı bizzat vermiştir.
Riyazus Salihin, 981 Nolu Hadis
Ebû Musâ el-Eş’arî radıyallahu anh şöyle dedi:
Biz bir yolculukta Hz. Peygamber ile birlikte idik. Tepelere çıktıkça Allahuekber, lâ ilâhe illallah diye yüksek sesle tekbir ve tehlil getirdik. Bunun üzerine Nebî sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Ey Müslümanlar! Kendinizi zorlamayınız. Zira siz sağıra veya burada olmayan birine seslenmiyorsunuz. Allah daima sizinle beraberdir, işitir ve size sizden daha yakındır” buyurdu.
Buhârî, Cihâd 131, Meğazî 38, Daavât 51, Tevhîd 9; Müslim, Zikr 44. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vitr 26
Riyazus Salihin, 1504 Nolu Hadis
Ubâde İbni’s-Sâmit radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Yeryüzünde bir müslüman Allah’tan bir şey dilerse, günah bir şeyi istemediği veya akrabası ile ilgisini kesmeyi arzu etmediği sürece Allah onun dileğini mutlaka yerine getirir veya ona vereceği şey kadar bir kötülüğü kendisinden giderir.”
Orada bulunanlardan biri:
- O takdirde biz Allah’tan çok şey isteriz, deyince, Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Allah’ın lutfu dilediğiniz şeylerden daha çoktur” buyurdu.
Tirmizî, Daavât 115. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, III, 18
Ayette geçen ucîbu ve felyestecîbû kelimeleri aynı kökten olup icabet etme manasındadır.
وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَاد۪ي عَنّ۪ي فَاِنّ۪ي قَر۪يبٌۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
إِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan,cezmetmeyen zaman zarfı olup, mukadder söz olan cevaba mütealliktir. Takdiri, فقل لهم (Onlara söyle) şeklindedir. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. سَأَلَكَ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
سَاَلَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عِبَادِی fail olup, mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ی muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. عَنِّی car mecruru سَأَلَكَ fiiline mütealliktir. اِنّ۪ي قَر۪يبٌ cümlesi mukadder sözün mekulü’l kavlidir.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
ی mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. قَرِیبٌ kelimesi , اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur.
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَر۪يبٌ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُج۪يبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِۙ
Cümle, اِنَّ ‘ nin ikinci haberi olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. أُجِیبُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’ dir. دَعۡوَةَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. ٱلدَّاعِ muzâfun ileyh olup mahzuf ى üzere mukadder kesra ile mecrurdur. Mankus isimdir.
إِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan,cezmetmeyen zaman zarfı olup, mukadder söz olan cevaba mütealliktir. Takdiri, فقل لهم şeklindedir. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. دَعَا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
دَعَا elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Sonundaki نِ vikayedir. Esre ise mahzuf mütekellim zamirinden ivazdır. Hazf edilen يَ mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Burada bu ي harfinin mahzuf olduğuna işaret etmek için fiilin sonunda bulunan نِ harfinin harekesi esre gelmiştir.
Cevap cümlesi öncesinin delaletiyle mahzuftur. Takdiri, إذا دعاني الداعي أجيب دعوته. (Bana dua edenin davetine icabet ederim.) şeklindedir.
اُج۪يبُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi جوب ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
الدَّاعِ , sülâsi mücerredi دعو olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَلْيَسْتَج۪يبُوا ل۪ي وَلْيُؤْمِنُوا ب۪ي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. Takdiri إذا كنت كذلك (Ben böyle olduğuma göre…) şeklindedir.
Fiil cümlesidir. لْ emir lam’ıdır. یَسۡتَجِیبُوا۟ fiili نَ ‘ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. لِی car mecruru یَسۡتَجِیبُوا۟ fiiline mütealliktir. لْيُؤْمِنُوا atıf harfi وَ ‘ la لۡیَسۡتَجِیبُوا۟ cümlesine matuftur.
لْ emir lam’ıdır. يُؤْمِنُوا fiili نَ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. ب۪ي car mecruru يُؤْمِنُوا fiiline mütealliktir.
İsim cümlesidir. لَعَلَّ terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir. إنّ gibi ismini nasb haberini ref eder. Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir.
هُمْ muttasıl zamiri لَعَلَّ ’ nin ismi olarak mahallen mansubdur. یَرۡشُدُونَ cümlesi, لَعَلَّ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
یَرۡشُدُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
یَسۡتَجِیبُوا۟ fiili, sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsisi, جوب ‘dir.
Bu bab fiile taleb,tahavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamlar katar.
يُؤْمِنُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَاد۪ي عَنّ۪ي فَاِنّ۪ي قَر۪يبٌۜ اُج۪يبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِۙ
Şart üslubunda gelen terkipte وَ , istînâfiyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
اِذَا şart manalı, cümleye muzaf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı, şartın cevap cümlesidir. Şart cümlesi olan سَاَلَكَ عِبَاد۪ي عَنّ۪ي , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
عِبَادِی izafetinde Allah Teâlâya ait zamire muzâf olan عِبَادِ , şan ve şeref kazanmıştır.
Bu ayette önceki ayetteki gaib zamirden mütekellim zamirine iltifat vardır.
Sormak manasındaki سَاَلَ fiili, عَن harf-i ceri ile kullanıldığında istemek anlamına gelir. Bu tazmin sanatıdır.
فَ karinesiyle gelen فَاِنّ۪ي قَر۪يبٌ cevap cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır. Bu cümle takdiri قل لهم (Onlara de ki..) olan mahzuf fiilin mekulü’l-kavlidir. Bu takdire göre cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mahzuf şart ve mezkur cevap cümlelerinden oluşan terkip şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mekulü’l-kavli, اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
قَر۪يبٌ kelimesinin Allah’a isnadında istiare vardır. Bu kelime maddi anlamda mekan yakınlığını ifade eder. Allah Teâlânın mekân yakınlığından münezzeh olması sebebiyle, kul ile olan bağının vasıtasız şekilde olduğu hakkında mübalağa için müstear olmuştur.
فَاِنّ۪ي قَر۪يبٌ [Ben yakınımdır] ifadesi, dua edene Allah Teâlâ’nın kolayca icabet etmesi ve kendisinden isteyenin ihtiyacını çarçabuk karşılaması durumunun, mekânı yakın olanın durumuna benzetilmesiyle ilgili temsilî bir anlatımdır. Binaenaleyh Allah Teâlâ’ya dua edildiğinde, Lebbeyk [icabete hazırım] demesi süratle gerçekleşir ki, bunun benzeri;
وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَر۪يدِ [Biz ona şah damarından daha yakınız] (Kāf 50/16) ayetidir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِی عَنِّی فَإِنِّی قَرِیبٌ ayetinin قُلْ (De ki) ile başlamaması tövbe, dua ve niyaz makamında kul ile Rabbi arasındaki vasıtayı kaldırmak içindir. Bunda Allah Teâlâ’nın kullarına karşı lütuf ve inayeti vardır. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru:1336)
فَإِنِّی قَرِیبٌ [Ben ona yakınım.] Burada niçin diğer sorularının cevabında olduğu gibi burada da “de ki” buyurulmamıştır? Çünkü burada Allah Teâlâ kendisi hakkındaki soruya bizzat kendisi cevap vermektedir. Bununla icabetinin ve merhametinin yakın olduğunu bildirmek istemiştir. Çünkü Allah Teâlâ mekân yakınlığından münezzehtir. Mekân yokken de O vardı. Bugün de var olduğu şekildedir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)
Üslubun değişerek Resulullah'a (s.a.v) yönelmesinde, Resulullah için apaçık bir şereflendirme ve onun makamını yükseltme anlamı vardır. Yani ‘’ey Resulüm! Kullarım sana Beni sorarlarsa onlara, Benim onlara çok yakın olduğumu söyle’’ demektir. Bu ifade, Allah'ın kullarının fiillerini ve sözlerini bildiğini, onların hallerine muttali olduğunu, mekânen yakın bir kimsenin haline teşbih suretiyle anlatmaktır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l - Akli’s-Selîm)
اُج۪يبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِۙ cümlesi إِنِّ ’nin ikinci haberidir. Müsbet mazi fiil cümlesi formunda faide-i haber ibtidâî kelamdır.
سَاَلَكَ - اُج۪يبُ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
سَاَلَكَ عِبَاد۪ي عَنّ۪ي cümlesiyle, اُج۪يبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِۙ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
Oruçtan sonra duanın zikredilmesi oruçlunun duasının kabulüyle alakalı hadisleri hatırlatır.
Böyle bir ibadetin ardından dua etmenin makbul olduğuna işaret vardır.
دَعَا kökünden gelen دَعْوَةَ - الدَّاعِ - دَعَانِۙ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
دُعاَءً: Esasen davet gibi çağırmak manasına masdardır. Sonra küçükten büyüğe, aşağıdan yukarıya meydana gelen talep ve niyaz manasına âdet olmuş ve isim olarak da kullanılmıştır ki dua dinledim, dua okudum denir. Duanın hakikati, kulun, şanı yüce olan Rabbinden mütevazi bir şekilde medet, ihtimam ve yardım dilemesidir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
فَلْيَسْتَج۪يبُوا ل۪ي وَلْيُؤْمِنُوا ب۪ي
Fasılla gelen cümlede rabıta harfi فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuştur. Cevap cümlesi olan لْيَسْتَج۪يبُوا ل۪ي وَلْيُؤْمِنُوا ب۪ي , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Takdiri إذا كنت كذلك (Ben böyle olduğuma göre…) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
فَلْيَسْتَج۪يبُوا - اُج۪يبُ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Aynı üslupta gelen وَلْيُؤْمِنُوا ب۪ي cümlesi atıf harfi وَ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
[Öyleyse] onlar ihtiyaçları için beni çağırdıklarında onlara icabet ettiğim gibi, onlar da kendilerini iman ve itaate çağırdığımda bana cevap verip, [davetime icabet etsinler.]
[O halde Benim davetime uysunlar.] Ben de onların dualarına icabet edeceğim. Öyleyse onların da benim davetime icabet etmeleri, emirlerime uyup yasaklarımdan sakınmaları gereklidir. Duaya icabet etmesi Allah Teâlâ’nın kesin bir vaadidir. Bundan asla vazgeçmez. Dileğini O’na arz eden kişinin dileği hemen gerçekleşmiyorsa bunun sebepleri olabilir. İcabet mutlaka gerçekleşecektir. Duanın kabul edilmesi bir şey, ihtiyacın görülmesi ayrı bir şeydir. Duanın icabeti için kulun “Ya Rabbi!” diye niyaz etmesi yeterlidir. Allah Teâlâ ona “Buyur ey kulum!” der. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t- Tefsîr - Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ
Ayetin son cümlesi ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil cümleleri ıtnâb sanatı babındandır.
Terecci harfi لَعَلَّ ‘nin dahil olduğu cümle gayr-ı talebî inşâî isnaddır.
“Umulur ki” anlamında olan bu harf, Allah Teâlâ’ya isnad edildiğinde “...olsun diye, ...olması için” şeklinde tercüme edilir. Dolayısıyla cümle vaz edildiği inşâ formundan çıktığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
لَعَلَّ ’nin haberi olan يَرْشُدُونَ ’ nin muzari sıygada cümle olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
لَعَلَّ gerçek kullanımında ümit ve beklenti tesis etmek içindir. Bazen mecâz-ı mürsel yoluyla inkâr ve tahzir (sakındırma) manasında da kullanılabilmektedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Tereccî, sevilen bir şeyin meydana gelmesi konusundaki beklentiyi ifade eder. Halbuki Allah Teâlâ böyle bir konumda değildir. Bunun için bazıları buradaki لَعَلَّ (umulur ki) harfinin لَ manasında olduğunu ya da Allah Teâlâ'nın burada kullarına, onların kendi aralarında konuştuğu gibi hitap ettiğini söylemişlerdir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.45)
لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ kavli şükretmenizin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusundaki ihtimale îmadır. Lam-ı ta’lil yerine reca harfi لَعَلَّ nin zikredilmesi belagâtın eşsiz güzelliğindendir. لَعَلَّ kavli şükretmenizin sizden ümit edilmesini ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr,Bakara/52)
يَرْشُدُونَ - لْيُؤْمِنُوا kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Sayfadaki ayetlerin son kelimelerinin fasılalarındaki و- نَ , ي - نَ harfleriyle oluşan ahenk, diğer sayfalarda olduğu gibi son derece dikkat çekicidir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.