يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْاَهِلَّةِۜ قُلْ هِيَ مَوَاق۪يتُ لِلنَّاسِ وَالْحَجِّۜ وَلَيْسَ الْبِرُّ بِاَنْ تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنِ اتَّقٰىۚ وَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ اَبْوَابِهَاۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ ١٨٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | يَسْأَلُونَكَ | sana soruyorlar |
|
| 2 | عَنِ |
|
|
| 3 | الْأَهِلَّةِ | hilallerden |
|
| 4 | قُلْ | de ki |
|
| 5 | هِيَ | onlar |
|
| 6 | مَوَاقِيتُ | vakit ölçüleridir |
|
| 7 | لِلنَّاسِ | insanlar için |
|
| 8 | وَالْحَجِّ | ve hac |
|
| 9 | وَلَيْسَ | ve değildir |
|
| 10 | الْبِرُّ | iyilik |
|
| 11 | بِأَنْ |
|
|
| 12 | تَأْتُوا | girmek |
|
| 13 | الْبُيُوتَ | evlere |
|
| 14 | مِنْ | -ndan |
|
| 15 | ظُهُورِهَا | arkaları- |
|
| 16 | وَلَٰكِنَّ | fakat |
|
| 17 | الْبِرَّ | iyilik |
|
| 18 | مَنِ | kişinin |
|
| 19 | اتَّقَىٰ | takvasıdır |
|
| 20 | وَأْتُوا | ve girin |
|
| 21 | الْبُيُوتَ | evlere |
|
| 22 | مِنْ | -ndan |
|
| 23 | أَبْوَابِهَا | kapıları- |
|
| 24 | وَاتَّقُوا | ve sakının |
|
| 25 | اللَّهَ | Allah’tan |
|
| 26 | لَعَلَّكُمْ | umulur ki |
|
| 27 | تُفْلِحُونَ | kurtuluşa erersiniz |
|
Bizim duvara astığımız takvim gibi Rabbim gökyüzüne bir takvim yerleştirmiş Ay’ı. Biz bazen takvimin yaprağını koparmayı unutur, yanlış zamanda kalabiliriz ama ayın vakitleri şaşmaz.
Ayın halleri genel olarak vakitleri bilmeniz, işinizi gücünüzü bu vakitlere göre ayarlamanız için, ama özel olarak Hac içindir. Burada beklenen “oruç için” olmalıydı. Oruçtan bahsediyorduk çünkü. Bu bir Medeni suredir. Müslümanlar Medine’dedir. Müslümanların aklına bir ipucu düşürüyor Allah. Hac için Mekke’ye gitmek gerekiyor. Ama Mekke düşmanla dolu. Görev hac yapmak. Eğer siz hac yaparsanız bu İslamın da zaferi olacak. Mekke ve Allah’ın evi putlardan temizlenmiş olacak.
Yani ne zaman aya bakarsanız bu görevinizi hatırlayın. Zaman geçiyor ve tamamlamanız gereken bir görev var. Sahabenin aya bakışını değiştiriyor ayet.
Farklı dinlerden insanlar bir arada yaşadıklarında birbirlerinin bazı geleneklerini de kendi dinlerine katıyorlar maalesef. Farklı farklı dinlerin putları Mekkedeydi biliyorsunuz ve Mekke hem bir ticaret hem de dini merkezdi. Şöyle batıl bir inançları vardı, eğer evden hac ziyareti niyetiyle çıktıysa ama bir eşyasını unuttuğu için eve geri dönmesi gerektiyse evlere ön kapısından girmiyorlar, bunun uğursuzluk getireceğine inanıyorlardı ve arka kapısından giriyorlardı. İyilik bu değildir diyor Allah. ”ve lakinnelbirra menitteqa” iyiliğin ne olduğunu daha önce açıklamıştım dön ona bak ey kulum.
Tekraren “evlere kapılarından girin” denmesi aslında “meselelere doğru yaklaşın” demektir.
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْاَهِلَّةِۜ قُلْ هِيَ مَوَاق۪يتُ لِلنَّاسِ وَالْحَجِّۜ
Fil cümlesidir. يَسْـَٔلُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَنِ الْاَهِلَّةِ car mecruru يَسْـَٔلُونَكَ fiiline mütealliktir.
قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Mekulü’l kavl, هِيَ مَوَاق۪يتُ ’dir. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mensubdur.
İsim cümlesidir. Munfasıl zamir هِيَ mübteda olarak mahallen merfûdur. مَوَاق۪يتُ haberi olup damme ile merfûdur. لِلنَّاسِ car mecruru مَوَاق۪يتُ ‘ nun mahzuf sıfatına mütealliktir. الْحَجّ atıf harfi وَ ‘ la makabline matuftur.
الْاَهِلَّةِ ; hilâl kelimesinin çoğuludur. Buna bu ismin verilmesi, halkın hilâli görmesiyle seslerini yükseltmelerinden ötürüdür. (Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl Ve Hakâîku’t-Te’vîl)
وَلَيْسَ الْبِرُّ بِاَنْ تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنِ اتَّقٰىۚ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَيْسَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
الْبِرُّ kelimesi لَيْسَ ’ nin ismi olup damme ile merfûdur. بِ harf-i ceri zaiddir. اَنْ ve masdar-ı müevvel zaid بِ harf-i ceriyle لَيْسَ ’ nin haberi olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
تَأْتُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. الْبُيُوتَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مِنْ ظُهُورِهَا car mecruru تَأْتُوا fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
و atıf harfidir. لٰكِنَّ istidrak harfidir. اِنَّ gibi ismini nasb, haberini ref eder. Bazı müfesirlere göre لٰكِنَّ ‘de اِنَّ gibi cümleyi tekid eder.
الْبِرَّ kelimesi لٰكِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. Muzâf mahzuftur.Takdiri, ذا البرّ (İyilik sahibi) şeklindedir. مَنِ müşterek ism-i mevsûl لٰكِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası اتَّقٰىۚ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
اتَّقٰى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.
لَيْس isim cümlesini olumsuz yapar. Sadece mazisi çekildiği için camid bir fiildir. Mazi kipinde tüm şahıs zamirlerine çekimi yapılabilmektedir. Türkçeye “değildir, yoktur, hayır” vb. şeklinde tercüme edilir. Bazen لَيْسَ ’nin haberinin başına manayı tekid için zaid (بِ) harfi ceri gelebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiili muzarinin başına “ اَنْ ” harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdarı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İstidrak ;düzeltmek, telafi etmek, hatayı tamir etmek, kusuru örtmek gibi anlamlara gelir.Önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimmalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesine istidrak adı verilir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اتَّقٰى fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi وقى ’dir. İftial babının fael fiili و ي ث olursa fael fiili ت harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي olmuş, sonra و harfi ت ' ye dönüşmüş إتّقي olmuştur.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
وَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ اَبْوَابِهَاۖ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. أْتُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. الْبُيُوتَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
مِنْ اَبْوَابِ car mecruru أْتُوا fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. اتَّقُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. اللّٰهَ lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
İsim cümlesidir. لَعَلَّ terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir. إنّ gibi ismini nasb haberini ref eder. Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir.
كُمْ muttasıl zamir لَعَلَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. تُفْلِحُونَ cümlesi, لَعَلَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
تُفْلِحُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
تُفْلِحُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi فلح ’dir.
İf’al babı fiile ta’diye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْاَهِلَّةِۜ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
‘İstemek’ manasındaki سْـَٔل fiili, عَنِ harfi ceriyle kullanıldığında, sormak anlamına gelir. Bu tazmin sanatıdır.
Bazı fiiller mef’ûllerini harf-i cerlerle alırlar. Bu harfler fiilin manasına tesir eder. Bazı nahivcilerin görüşüne göre harf-i cerin fiile mana kazandırmasına tazmin denir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Burada da yine mal ile ilgili olan hac ibadetinden bahsedilmektedir.
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْاَهِلَّةِ [Hilaller hakkında soru sorarlar.] Aslında onları ilgilendirmeyen konuda sorular sormuşlardır. Burada verilen evapla soru sorma adabı da gösterilmiştir.
Araplar ayın büyüyüp küçülmesi gibi halleri ve bazı tarihleri uğurlu, uğursuz diye yorumluyorlarmış. Burada onun hakkında da soru sorulmuş olabilir.
قُلْ هِيَ مَوَاق۪يتُ لِلنَّاسِ وَالْحَجِّۜ
Ayetin ikinci cümlesi beyanî istînâf olarak fasılla gelmiştir. Cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan هِيَ مَوَاق۪يتُ لِلنَّاسِ وَالْحَجّ cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لِلنَّاسِ car mecruru مَوَاق۪يتُ ‘ nun mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
هِيَ مَوَاق۪يتُ [onlar vakitlerdir] ibaresinde aklî mecaz vardır. Hilal, vakte isnad edilmiştir. Hilal vakit değil, vaktin ölçütü veya işaretidir.
Önceki cümlede الْاَهِلَّةِ şeklindeki cemi kelime, bu cümlede هِيَ ile belirtilerek cemiden müfrede geçilmiş, iltifat sanatı yapılmıştır.
مَوَاق۪يتُ لِلنَّاسِ وَالْحَجّ [İnsanlar ve hac için vakit ölçüleridir.] لِ sebep içindir. Yani muzâf takdir edilerek لِفائِدَةِ النّاسِ (insanların faydası için) veya لِأعْمالِ النّاسِ (insanların amelleri için) dir. Kelamın vakte ihtiyaç duyan bütün amelleri içermesi için hilaller ile vakitli olan ameller zikrolunmamıştır. Hac kelimesinin insanlar üzerine atfedilmesi ihtimam için umum üzerine hususun atfı kabilindendir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَلَيْسَ الْبِرُّ بِاَنْ تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنِ اتَّقٰىۚ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
لَيْسَ ’ nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Tekit ifade eden zaid بِ harfinin dahil olduğu masdar harfi اَنْ ve akabindeki تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا cümlesi, masdar tevilinde لَيْسَ ’ nin haberidir.
Masdar-ı müevvel, müsbet mansub muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Bu ayette hakîm üslubu denilen sanat vardır. Evlere arkadan girmek cinsel ilişkiden kinaye olarak da yorumlanmıştır.
Bu sanatta mütekellim, muhatabın bir sorusu veya sözü üzerine kullandığı kelimelerden birini farklı bir konumda kullanır. Bu sanatı “muhatabın sözünü başka bir vecihle tasdiklemek” şeklinde de tarif etmişlerdir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bediî İlmi)
وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنِ اتَّقٰى cümlesi, atıf harfi وَ ‘la وَلَيْسَ الْبِرُّ cümlesine atfedilmiştir.
İstidrak manasındaki, tekid ifade eden لٰكِنَّ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
لٰكِنَّ ’nin haberi konumunda gelen müşterek ism-i mevsûl مَنِ ‘in sılası olan اتَّقٰى cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Müsnedin ism-i mevsûlle gelmesi, sıla cümlesine dikkat çekerek tazim ifade etmiştir.
Akıllı varlıklar için kullanılan ism-i mevsûl مَنِ ‘in الْبِرُّ ‘ya isnadı aklî mecaz sanatıdır. Takvalı kimse sanki الْبِرُّ ‘in kendisi olmuştur. Aynı zamanda cümlede tecessüm sanatı vardır.
الْبِرَّ kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
لَيْسَ الْبِرُّ بِاَنْ تَأْتُوا cümlesi ile وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنِ اتَّقٰىۚ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
Hilâlle ilgili sorulan soruya hilâlin hac vakitlerinin ölçüsü olduğu cevabı verildikten sonra konu hac mevzusuna gelmişken onların hac ibadeti sırasında kulluk adına yapmış oldukları yanlış davranışa ve olması gereken takvaya لَيْسَ الْبِرُّ diye başlayan kısımda istiṭrât edilmiştir.
Ayette onların sorusu önce ip gibi olan hilâlin büyüyerek yarımay ve dolunay olması hakkında iken sorularına beklemedikleri bir şekilde ayın fonksiyonlarıyla cevap verilmiştir. Bu ayet uslûbu’l-ḥakîm için örnek teşkil etmektedir. Uslûbu’l-ḥakîm sanatında muhatabın sorduğu hilâlle ilgili soruda arzu ettiği cevabın verilmesinin onun için önemi, verilen cevaptan daha değerli değildir.
الْبِرَّ مَنِ اتَّقٰى kısmında mastar olarak لٰكِنَّ ‘nin ismi olan الْبِرَّ kelimesinden haber veren مَنِ , aslında mubâlağalı bir kullanıma sahiptir. Zira ولكن البر من امن veya و لكن ذا البر من امن takdirindeki bu ayette yapılan hazifle iyilik bizzat takvalı olan kimsenin kendisi haline gelmiş ve mubâlağa anlamı kazanmıştır. Bazı müfessirler akıllı varlıklar için kullanılan zamir ve ism-i mevsûllerin akılsız varlıklar için kullanılmış olmasını da mubâlağadan saymışlardır. (Kur’ân-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Hasan Uçar Doktora Tezi)
Burada mecazî isnad olduğu da söylenebilir. الْبِرُّ kelimesi mahzuf bir ذا isminin muzâfun ileyhidir. Dolayısıyla failiyye veya mef'ûliyye alakasıyla haber asıl mübtedasına isnad edilmemiştir. Bu nisbetlerde bir kelime hazfedilmiş diye kabul edilirse hazif mecazı diye de isimlendirilir.
وَلَيْسَ الْبِرُّ بِاَنْ تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا [İyi davranış, asla evlere arkalarından gelip girmeniz değildir.] Cümlenin zahiri, baş kısmında zikredilenlerle uyumsuz gibi görünmektedir. Bir görüşe göre bu ikisi farklı olaylardır, ancak ikisi aynı anda vaki olduğu için ayet-i kerime ikisi hakkında aynı anda nazil olmuştur. Kaffâl şöyle demiştir: Allah Teâlâ haccın vakitleri olan hilaller ile ilgili konuyu, bazı insanların hac ile ilgili olarak değiştirdikleri vakitlerle ilgili hüküm ile birleştirmiş, ardından evlere arkasından girilmemesini zikretmiştir. Hz. Peygamber’e ihsârın (İhsâr: Hac veya umre için ihrama girdikten sonra bunların tamamlanmasını engelleyen bir durumun ortaya çıkmasıdır. çev.) gerçekleştiği Hudeybiye umresinde sorulan soruya işaret edilmiş ve hac hükümleri ve onlarla alakalı konulara bağlanmıştır. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)
Şayet “Bu ifadenin, öncesiyle irtibatı nedir?” dersen, şöyle derim: Sanki onların hilallerden ve bu hilallerin eksilip tamamlanmasının hikmetinden sual etmeleri esnasında kendilerine; “Malumdur ki, Allah Teâlânın yaptığı her şey mutlaka erişilmez bir hikmet ve kulları için bir maslahattır. Şu halde bunu (bu kozmik hadiseyi) sormayı bırakın da, nazarınızı yapmakta olduğunuz ve de iyilik türü bir şey olmadığı halde iyilik sandığınız tek bir konuma yoğunlaştırın” denmiş gibidir. Bu ifadenin, o hilallerin hac için birer vakit ölçüsü oldukları zikredildiği için istitrat (yani aslî konunun hemen ardından ilintili başka bir konuya geçiş yapma; parantez açma) tarzı üzere getirilmiş olması da caizdir. Çünkü bu, onların hacla ilgili fiillerindendi. Yine bunun onların suallerini tersyüz etmek ve bu durumlarının evin kapısını bırakıp da arkasından girenin durumuna benzediğini ortaya koymak için temsilî bir anlatım olması da muhtemeldir. Buna göre mana; “Aksi sorular sormanız hususundaki sabit durumunuz ne iyilik sayılır ne de yakışık alır. Asıl iyilik, bundan sakınıp uzak duran ve bu tür şeylere cüret etmeyen kimsenin iyi fiilidir” şeklindedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ اَبْوَابِهَاۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَ
وَ , istînâfiyye, cümle, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
وَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ اَبْوَابِهَاۖ cümlesiyle, تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
Aynı üsluptaki وَاتَّقُوا اللّٰهَ cümlesi makabline matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi, telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
أْتُوا - تَأْتُوا ve اتَّقُوا - اتَّقٰىۚ gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
وَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ اَبْوَابِهَا cümlesi لَيْسَ الْبِرُّ cümlesi üzerine matuftur. İnşâ cümlesi inşâ manasında olan haber cümlesi üzerine atfedilmiştir. Çünkü لَيْسَ الْبِرُّ cümlesi nehiy manasındadır. Emrin nehiy üzerine atfedilmesi gibi olmuştur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Hac malum aylarda yapılır. Araplar yaptıkları nesî (yani kamerî takvimin şemsî takvime uyarlanmasıyla takvime yapılan müdahale) işlemi ile haccın vaktini değiştiriyorlardı. Allah Teâlâ “Evlere arkalarından girmeniz iyi bir kişinin işi değildir.” buyurmuştur. Bu; zamanı dışında hac yapmaktan istiaredir. [Evlere kapılarından girin] yani hac ibadetini vaktinde yerine getiriniz. Bu, dilde bilinen bir kullanımdır. “Falanca bir işe yanlış tarafından geldi.” denilir.
وَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ اَبْوَابِهَاۖ [Evlere kapılarından girin.] Eğer burada وَ harfi yerine فَ harfi kullanılsaydı da anlam düzgün olur, فَ takip ifade ederdi. Burada وَ harfinin kullanılması فَاتْركُوا ذلِكَ وَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ اَبْوَابِهَا (Artık bunu bırakın ve evlere kapılarından girin.) cümlesinde görüldüğü gibi öncesinde فَاتْركُوا ذلِكَ [Artık bunları bırakın] şeklinde başında فَ harfi olan mahzuf bir cümlenin bulunmasındandır. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)
لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil cümleleri kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Gayr-ı talebî inşâ cümlesidir.
“Umulur ki” anlamında olan bu harf, Allah Teâlâ’ya isnad edildiğinde “...olsun diye, ...olması için” şeklinde tercüme edilir. Dolayısıyla cümle vaz edildiği inşâ formundan çıktığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
لَعَلَّ ’nin haberi olan تُفْلِحُونَ ’nin muzari sıygada cümle olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
لَعَلَّ edatı terecci içindir yani “ümitvar olma” manasını ifade eder ve beklenti içinde olmak demektir ki her ikisi de aynı manaya gelir. Fakat bu beklenti Kerîm olan bir zattan olmalı, kişi O’ndan beklemelidir. İşte bu, yerine getirmesi kesin olan vaadinin yerine bir ifadedir. İmam Sîbeveyhi de bu görüştedir. Ancak Kutrub; “ لَعَلَّ kelimesi ‘için’ manasındadır.” demiştir. (Nesefî, Medâriku’t Tenzîl ve Hakâîku’t Te’vîl)
لَعَلَّ gerçek kullanımında ümit ve beklenti tesis etmek içindir. Bazen mecâz-ı mürsel yoluyla inkâr ve tahzir (sakındırma) manasında da kullanılabilmektedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
لَعَلَّ kelimesi ihtimal ilişkisi kurar. َTevakku anlamı da vardır. Tevakku istenilen bir şeyin gerçekleşmesini ummak/beklemek, istenmeyen bir şeyden de endişe duymaktır.
لَعَلَّ edatı gerçekleşmesi mümkün olan şeylere hastır. لَعَلَّ ’nin ifade ettiği ihtimal, bir şeyin gerçekleşmesiyle gerçekleşmemesinin eşit olması durumudur. el-Mâleki İbn Hişâm gibi bazı nahivciler buna tevakku demektedirler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Doktora Tezi, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler)
Tereccî, sevilen bir şeyin meydana gelmesi konusundaki beklentiyi ifade eder. Halbuki Allah Teâlâ böyle bir konumda değildir. Bunun için bazıları buradaki لَعَلَّ (umulur ki) harfinin لَ manasında olduğunu ya da Allah Teâlâ'nın burada kullarına, onların kendi aralarında konuştuğu gibi hitap ettiğini söylemişlerdir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.45)