وَقَاتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ الَّذ۪ينَ يُقَاتِلُونَكُمْ وَلَا تَعْتَدُواۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَد۪ينَ ١٩٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَقَاتِلُوا | ve savaşın |
|
| 2 | فِي |
|
|
| 3 | سَبِيلِ | yolunda |
|
| 4 | اللَّهِ | Allah |
|
| 5 | الَّذِينَ | kimselerle |
|
| 6 | يُقَاتِلُونَكُمْ | sizinle savaşan(lar) |
|
| 7 | وَلَا |
|
|
| 8 | تَعْتَدُوا | aşırı gitmeyin |
|
| 9 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 10 | اللَّهَ | Allah |
|
| 11 | لَا |
|
|
| 12 | يُحِبُّ | sevmez |
|
| 13 | الْمُعْتَدِينَ | aşırı gidenleri |
|
Hacdan, önkapıdan arka kapıdan bahsedilirken konu savaşa geldi! Neden diye düşünebilirsiniz.
Tamam hac yapıcaz ama Mekke işgal altında. Önce Allah yolunda savaşıp müşriklerden ve putlardan temizlenmeli ama bunu yaparken haddi aşmamalı.
Bedir Savaşı öncesi zihinsel hazırlık ayetidir bu ayetler.
وَقَاتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ الَّذ۪ينَ يُقَاتِلُونَكُمْ وَلَا تَعْتَدُواۜ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. قَاتِلُوا fiili نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. ف۪ي سَب۪يلِ car mecruru قَاتِلُوا fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olarak kesra ile mecrurdur.
Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası يُقَاتِلُونَكُمْ ‘ dur. Îrabtan mahalli yoktur.
يُقَاتِلُونَ fiili نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
و atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَعْتَدُوا fiili نَ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
Kelbî şöyle demiştir: ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ [Allah yolu] Harem-i Şerîf’tir. الَّذ۪ينَ يُقَاتِلُونَكُمْ [Size karşı savaş açanlara] ifadesi ile Kureyş kastedilmiştir. Eğer size mani olurlarsa siz de onlarla savaşın demektir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)
قَاتِلُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi قتل ’dir.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَعْتَدُواۜ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi عدو ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَد۪ينَ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
اللّٰهَ lafza-i celâl اِنَّ ’nin ismi olarak fetha ile mansubdur. لَا يُحِبُّ الْمُعْتَد۪ينَ cümlesi, اِنَّ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُحِبُّ damme ile merfû muzari fiildir. الْمُعْتَد۪ينَ mef’ûlun bih olup nasb alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile îrablanır.
يُحِبُّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi حبب ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
الْمُعْتَد۪ينَ ; sülâsi mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan iftiâl babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَقَاتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ الَّذ۪ينَ يُقَاتِلُونَكُمْ وَلَا تَعْتَدُواۜ
Ayette وَ istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayetin ilk cümlesi emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car-mecrur ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ , ihtimam için, mef’ûl olan الَّذ۪ينَ ‘ye takdim edilmiştir
Mef’ûl konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ‘nin sıla cümlesi olan يُقَاتِلُونَكُمْ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyyet manası dolayısıyla Allah’ın yolu içine girilebilen maddi bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü Allah yolu hakiki manada zarfiyyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Ancak Allah'ın emrine uymanın önemini ifade etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.
سَب۪يلِ اللّٰهِ izafetinde lafzâ-i celâle muzâf olması سَب۪يلِ için tazim ve şeref ifade eder.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
وَلَا تَعْتَدُوا cümlesi atıf harfi وَ ‘la istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Emir üslubundan nehiy üslubuna iltifat sanatı vardır.
مفاعلة babındaki قَاتِلُوا - يُقَاتِلُونَ fiilleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Ayetin sonunda müştakının zikredildiği تَعْتَدُوا fiilinde irsâd sanatı vardır.
Allah yolunda savaşmak, Allah’ın sözünü yüceltmek ve dini galip kılmak için cihat etmektir. [Sizinle savaşanlarla] engellemeye kalkışanlarla değil de, sizinle doğrudan savaşa tutuşanlarla [savaşın!]. Bu manaya göre ayet, [Ama müşrikler nasıl (haram -helal gözetmeden) topluca sizinle savaşıyorlarsa, siz de onlarla topluca savaşın] (Tevbe 9/36) ayetiyle neshedilmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l - Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَد۪ينَ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen son cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır. Lafz-ı celâl müsnedün ileyh, يُحِبُّ الْمُعْتَد۪ينَ cümlesi müsneddir.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması teberrük, telezzüz ve muhabbet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar ifade etmektedir. Ayrıca muzari fiil olayı zihinde canlandırmayı sağlayarak muhatabı etkiler. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla, sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
الْمُعْتَد۪ينَ - تَعْتَدُواۜ kelime arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
يُحِبُّ - قَاتِلُ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.
Müslümanlar için kendileriyle savaşanlardan olan kimselerle Harem mıntıkasında ve haram ayda savaşmaları genel bir ifadeyle ortaya konmuş ve bu konuda kendilerinden vebal kaldırılmıştır. Savaşı ilkin siz başlatarak veya kadınlar, ihtiyarlar, çocuklar ve aranızda anlaşma bulunanlar gibi kendisiyle savaşmanız yasak olan kimselerle savaşarak, yahut müsle yaparak geride kalanlara ibret olmak üzere insan bedeninden parçalar kopararak, ya da barışa davet etmeksizin ansızın baskın yaparak [haddi aşmayın!] (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَد۪ينَ sözü, haddi aşanlara karşı bir uyarıdır.( Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَلَا تَعْتَدُوا [Fakat haddi aşmayın.] Harem sınırları içinde, hem de ihramlıyken savaşı ilk başlatan siz olmayın. [Çünkü Allah, haddi aşanları sevmez.] Allah haddi aşanlar için iyilik dilemez ve onları dostları kabul etmez.(İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)
وقاتِلُوا cümlesi 189. Ayetteki ولَيْسَ البِرُّ [Birr … değildir] cümlesine matuftur. Efendimize 6. yıldaki kaza umresine hazırlık yapması için ve müslümanların müşriklerin ihanetine hazırlıklı olması için istidrad olarak gelmiştir. Bu; الَّذِينَ يُقاتِلُونَكُمْ [Size savaş açanlar] sözüyle bahsedilen savunma amaçlı bir savaştır, ve bu ayet, savaş hakkında nazil olan ilk ayettir.(Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Allah yolunda savaş da edin, اَلَّذ۪ينَ يُقَاتِلُونَكُم o kimselerle ki, sizinle fiilen savaşıyor veya savaşacaktır. Allah yolunda savaş, hak din uğrunda sırf i'la-yı kelimetullah (Allah kelamını üstün getirmek) için cihad demektir ve bu husus, savaşın meşru olması için ف۪ى سَبِ۪يلِ اللّٰهِ “Allah yolunda” olmak üzere iyi bir niyetin lüzumunu ifade etmektedir. “Mufâale babı” fiilin önce fail, sonra mef'ûlden meydana geldiği hususunda açık olduğu için, اَلَّذ۪ينَ يُقَاتِلُونَكُمْ “sizinle savaşanlar” sözü harp ve öldürmeye taarruzun, düşman tarafından olmasını bildirdiğine göre, bu emrin, yalnız müdafaayı meşru kıldığı ve bundan dolayı, وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ [Onları nerede yakalarsanız öldürün.] (Bakara, 2/191), وَقَاتِلُوا الْمُشْرِك۪ينَ كَآفَّةً [Müşriklerle topyekün savaşın.] (Tevbe, 9/36) emirleriyle neshedilmiş bulunduğu, yukarıdaki şekilde nakledilmişse de قَاتِلُوا [savaşın] fiili de aynı babdan olduğu için bu noktada bir çelişki şüphesi bulunacağından birini veya her ikisini sırf iki kişi arasında müşareket manasına yorumlamak gerekir. Bu mana ile bilfiil çarpışmak, taarruz ve müdafaadan daha genel olur. Nitekim Ebu Hayyan tefsirinde. اَلَّذ۪ينَ يُقَاتِلُونَكُمْ [sizinle savaşanlar] ifadesinin zahiri, “Doğrudan veya müdafaa şeklinde haklı olarak savaşı yerine getirmek demektir.” (Ebu Hayyan, el-Bahru'l-Muhit, II, 65) diye taarruz veya müdafaadan daha genel olduğu gösterilmiştir. Bir de muzari fiilin geleceğe ihtimali de vardır. Bu durumda: يُقَاتِلُونَكُمْ ‘’savaşa ehliyet ve kudreti olup da harp edecek halde bulunanlar’’ demektir. Bu mana, Hz. Ebu Bekir'den ve Ömer b. Abdülaziz'den rivayet edilmiştir. Bunda birincisi, öncelikle sabit olur. Genel manada müştereklik veya genel manada mecaz lazım gelmez. Birincisinde kuşatanlar veya harp ilan edenler hariç kalır. İkincisinde bunlar da girer. Harp ilan etmeyen veya kadın, çocuk, çok yaşlı, manastırdaki rahipler gibi çoğu zaman harp etme kudretine sahip olmayanlar hariç kalır. Bunlarla savaş caiz olmaz. Son emirlerde de durum böyledir. O halde bu iki manaya da ihtimali olan bu ayet mensuh değildir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
Sayfadaki ayetlerin son kelimelerinin fasılalarındaki و- نَ , ي - نَ harfleriyle oluşan ahenk, diğer sayfalarda olduğu gibi son derece dikkat çekicidir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.