وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَاَخْرِجُوهُمْ مِنْ حَيْثُ اَخْرَجُوكُمْ وَالْفِتْنَةُ اَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِۚ وَلَا تُقَاتِلُوهُمْ عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ حَتّٰى يُقَاتِلُوكُمْ ف۪يهِۚ فَاِنْ قَاتَلُوكُمْ فَاقْتُلُوهُمْۜ كَذٰلِكَ جَزَٓاءُ الْكَافِر۪ينَ ١٩١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَاقْتُلُوهُمْ | ve onları öldürün |
|
| 2 | حَيْثُ | nerede |
|
| 3 | ثَقِفْتُمُوهُمْ | yakalarsanız |
|
| 4 | وَأَخْرِجُوهُمْ | ve onları çıkarın |
|
| 5 | مِنْ |
|
|
| 6 | حَيْثُ | yer(Mekke)den |
|
| 7 | أَخْرَجُوكُمْ | sizi çıkardıkları |
|
| 8 | وَالْفِتْنَةُ | ve fitne |
|
| 9 | أَشَدُّ | daha kötüdür |
|
| 10 | مِنَ | -ten |
|
| 11 | الْقَتْلِ | adam öldürmek- |
|
| 12 | وَلَا |
|
|
| 13 | تُقَاتِلُوهُمْ | onlarla savaşmayın |
|
| 14 | عِنْدَ | yanında |
|
| 15 | الْمَسْجِدِ | Mescid-i |
|
| 16 | الْحَرَامِ | Haram |
|
| 17 | حَتَّىٰ | kadar |
|
| 18 | يُقَاتِلُوكُمْ | sizinle savaşıncaya |
|
| 19 | فِيهِ | orada |
|
| 20 | فَإِنْ | fakat eğer |
|
| 21 | قَاتَلُوكُمْ | onlar sizinle savaşırlarsa |
|
| 22 | فَاقْتُلُوهُمْ | hemen onları öldürün |
|
| 23 | كَذَٰلِكَ | böyledir |
|
| 24 | جَزَاءُ | cezası |
|
| 25 | الْكَافِرِينَ | kafirlerin |
|
Fitne, düzensizlik ve noksanlığa sebep olan her şeye fitne denir. Bu iki özelliği taşıması durumunda mal, evlat, görüş farklılığı, bir konuda aşırı gitme, azap, küfür, cünun, iptila vs için kullanılır.
Burada, inançla alakalı olarak baskı için kullanılmıştır. Mümini dinden çevirmek, onları öldürmekten daha kötüdür. (Safvetü-t Tefasir)
Kâtele fiili müfâale babındandır. Karşılıklı yapılan bir fiili (müşâreket) ifade eder. Katele ise tek bir fail olan fiildir.
Sekife, rastladı, karşılaştı, becerikli oldu demektir. Kur’ân’da hepsi de harp bağlamında 6 kere geçmiştir. Haysu sakiftum, bulmak için çaba harcayıp da bulduğunuz yerde demektir. Burada “vecedtum” veya ''elfeytum'' buyurulmamıştır. Kelimeler arasındaki kullanım ve mana farkları araştırılabilir.
Nüzul sebebi Mekke’nin fethi gibi gözüküyor ama öyle bir kayıt yok. Umumi manada gelmiş.
Fitne burada inanca yönelik her tür zulmü ve baskıyı, Allah’a itaat ve kulluk etmenin zor, isyan etmenin kolay ve serbest olduğu durumu ifade eder. Savaşmak ve öldürmek iyi birşey değildir. Ama eğer onlarla savaşmazsanız fitne olacak ve fitne öldürmekten daha kötüdür. Bu ayet savaşa izin veren ilk ayet değil, savaşı emreden ilk ayettir.
Harame حرم :
حَرامٌ kelimesi ya ilahi açıdan ya da beşeri yönden yasaklanmış olan, ya zorla ya da akıl veya şeriat tarafından yahutta emrine uyulan biri tarafından yasaklanmış şey demektir. Harem bölgesinin حَرَمٌ ismiyle anılmasının nedeni Yüce Allah'ın başka yerlerde haram olmayan pek çok şeyi burada haram kılmış olmasıdır. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de tef'il babı fiil ve dört farklı isim formunda olmak üzere 83 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)
Türkçede kullanılan şekilleri haram, mahrum, Harem, hürmet, ihram, mahrem, ihtiram, muhterem, Muharrem ve Harâmidir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَاَخْرِجُوهُمْ مِنْ حَيْثُ اَخْرَجُوكُمْ وَالْفِتْنَةُ اَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِۚ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اقْتُلُو fiili نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
حَيْث mekân zarfı, اقْتُلُو fiiline müteallik olup, mahallen mansubdur. ثَقِفْتُمُوهُمْ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
ثَقِفْتُمُو sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُمُ fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَخْرِجُوهُمْ cümlesi, atıf harfi وَ ile اقْتُلُوهُمْ ‘ye matuftur.
اَخْرِجُو fiili نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنْ حَيْثُ car mecruru اَخْرِجُوهُمْ fiiline mütealliktir. اَخْرَجُوكُمْ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَخْرَجُو damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كُمْ mef'ûlun bih larak mahallen mansubdur.
وَ itiraziyyedir. الْفِتْنَةُ mübteda olup damme ile merfûdur. اَشَدُّ haberi olup damme ile merfûdur. مِنَ الْقَتْلِ car mecruru اَشَدُّ fiiline mütealliktir.
Cemi müzekker muhatab mazi fiiller, mansub muttasıl zamirle kullanıldığında fiil ile zamir arasına bir و harfi getirilir. ثَقِفْتُمُوهُمْ fiilinde olduğu gibi. Buna işbâ vavı /işbâ edatı denilir.
حَيْثُ mekân zarfıdır. Bu edat cümleye muzâf olur. Edattan sonraki cümle isim ve fiil cümlesi olabilir. Edat kendisinden önceki bir fiilin mekân zarfı, yani mef‘ûlun fihidir. Sonu damme üzere mebni olduğundan mahallen mansubdur.(Arap Dilinde Edatlar, Hasan Akdağ)
Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ile matufun aleyh arasında irab bakımından, siga bakımından, cümlelerin haberî veya inşaî olması bakımından uyum olur. mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz.Matufun irabı her zaman için matufun aleyhe uyar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَخْرَجَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi خرج ’dir.
İf’al babı fiille ta’diye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkan sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
اَشَدُّ ; ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَا تُقَاتِلُوهُمْ عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ حَتّٰى يُقَاتِلُوكُمْ ف۪يهِۚ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تُقَاتِلُو fiili ن ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir.Zamir olan çoğul و’ı fail olarak mahallen merfûdur.Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
عِنْدَ mekân zarfı تُقَاتِلُوهُمْ fiiline mütealliktir. الْمَسْجِدِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. الْحَرَامِ kelimesi الْمَسْجِدِ ’in sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
حَتّٰى gaye bildiren cer harfidir. يُقَاتِلُوكُمْ fiilini gizli اَنْ ile nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ ve masdar-ı müevvel تُقَاتِلُوهُمْ fiiline müteallik olup, mahallen mecrurdur.
يُقَاتِلُو fiili ن ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. ف۪يهِ car mecruru يُقَاتِلُوكُمْ fiiline mütealliktir.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حَتّٰٓى edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette harf-i cer şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُقَاتِلُو fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi قتل ’ dir.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاِنْ قَاتَلُوكُمْ فَاقْتُلُوهُمْۜ
Fiil cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَاتَلُو şart fiili olup, damme üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir olan كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
اقْتُلُو fiili نَ ‘ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَاتَلُو fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi قتل ’ dir.
كَذٰلِكَ جَزَٓاءُ الْكَافِر۪ينَ
İsim cümlesidir. كَ harf-i cerdir. مثل (gibi) manasında, mahzuf mukaddem habere mütealliktir. ذا işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur muzâfun ileyhtir. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir.
جَزَٓاءُ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْكَافِر۪ينَ muzâfun ileyh olup, cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salimler kelimeler harfle îrablanırlar.
الْكَافِر۪ينَ , sülâsi mücerredi كفر olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَاَخْرِجُوهُمْ مِنْ حَيْثُ اَخْرَجُوكُمْ
Ayet atıf harfi وَ ’ la önceki ayette geçen وَقَاتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
İlk cümle, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
ثَقِفْتُمُوهُمْ cümlesi, mekân zarfı حَيْثُ ‘ nun muzâfun ileyhidir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Yine emir üslubunda talebî inşâî isnad olan اَخْرِجُوهُمْ مِنْ حَيْثُ اَخْرَجُوكُمْ cümlesi, makabline matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ [Onları (size karşı savaşanları) yakaladığınız yerde öldürün.] Onları Harem bölgesinde ve dışında, haram aylarda ve haram aylar dışında bulduğunuz yerde öldürün. Yani onlar Harem bölgesinin ve haram aylarının kutsallığını çiğneyip size saldırdılar. Artık siz de onlara saldırın demektir. وَاَخْرِجُوهُمْ مِنْ حَيْثُ اَخْرَجُوكُمْ [Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın.] ifadesiyle Mekke kastedilmiştir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)
وَاَخْرِجُوهُمْ مِنْ حَيْثُ اَخْرَجُوكُمْ ifadesi bu durumda daha önce onların sizi çıkardığı gibi sizin de onları Mekke’den çıkarmanız helaldir demektir. Bu ifade müşrikler için bir tehdit olup müslümanlara Mekke’nin fethini vaat eder. Böylece bu müjde müminlerin kalplerinde yerleşir ve Mekke’yi fethedene kadar çalışırlar. Nitekim bu müjde iki sene sonra gerçekleşmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan اَخْرَجُوكُمْ cümlesi, mekân zarfı حَيْثُ ‘ nun muzâfun ileyhidir.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
اَخْرِجُوهُمْ - اَخْرَجُوكُمْ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
حَيْثُ kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
مِنْ حَيْثُ اَخْرَجُوكُمْ ibaresi, Mekke’den kinayedir.
وَالْفِتْنَةُ اَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِۚ
وَالْفِتْنَةُ اَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِۚ cümlesindeki وَ , itiraziyyedir. İtiraz cümleleri ıtnâb babındandır.
İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i mu‘teriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâbdır. Bir cümlenin öğeleri arasına veya anlamca ilgili iki cümle arasına anlamı pekiştirmek, güzelleştirmek veya tenzih, tazim, tenbih, dua gibi amaçlarla bir kelime, cümle yahut cümleler getirilerek ıtnâb sağlanır. Bu cümleler genellikle öndeki kelime veya cümleyle bağlantılı olarak sırası ve yeri gelmişken hemen kaydedilmesi gerekli açıklayıcı notlar şeklinde gelir. (TDV İslam ansiklopedisi)
Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اَشَدُّ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.
اقْتُلُوهُمْ - الْقَتْلِۚ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Ayetin son cümlesi mesel tarikinde olmayan tezyil hükmünde ıtnâb sanatıdır.
Tezyîl, bir cümlenin diğer bir cümleyi takip etmesi ve tekit etmek amacıyla birincinin manasını kapsaması ve onu sağlamlaştırmasına verilen isimdir. Birinci cümle, ikinci cümlenin ya mantukunu ya da mefhumunu tekit etmektedir. (Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: İtnâb-Îcâz (I) -Kur’ân Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Denemear. Gör. Ömer Kara)
وَالْفِتْنَةُ اَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ [Kargaşa adam öldürmekten beterdir.] İnsanın başına gelip, kendisi yüzünden azap çektiği; çetin imtihan konusu olan musibet ve bela öldürmekten daha beterdir. Filozoflardan birine: “Ölümden daha beter olan nedir?” diye sorulunca, “Ölümü arzulattıran şeydir” demiş ve vatanından çıkarılmayı ölümü arzulattıran fitne ve musibetlerden saymıştır. Ayetteki fitnenin ahiret azabı olduğu da söylenmiştir ki, bunun delili, يَوْمَ هُمْ عَلَى النَّارِ يُفْتَنُونَ [Tadın fitnenizi sizi sınayacak işbu azabı]!..” (Zâriyât 51/13) ayetidir. Yine şirkin, Harem mıntıkasında cinayet işlemekten daha büyük olduğu da söylenmiştir. Şöyle ki; Harem mıntıkasında cinayeti çok büyük addediyor ve bununla Müslümanları ayıplıyorlardı. İşte bunun üzerine; “İçinde bulundukları şirk hali onların gözlerinde büyüttüklerinden daha beterdir” denmiş olmaktadır. Ayette “Onların sizi Mescid-i Harâm’dan alıkoymaları sebebiyle sizi kargaşaya düşürmeleri sizin onları Harem mıntıkasında öldürmenizden veya sizi öldürmeleri durumunda onların sizi öldürmelerinden daha beterdir. O halde, onlarla Harem’de savaşmayı önemsemeyin!” şeklinde bir anlam kastedilmesi de caizdir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَالْفِتْنَةُ اَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ cümlesi tezyîldir. الْ hitap makamında istiğrak ifade eden cins manasındadır. Bu, Müslümanlar için bir delil ve eğer mecbur kalırlarsa, Mekke'deki savaşta olanlara tabi olmaktan men etmektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
İbn Abbas’tan gelen rivayete göre; ayette geçen “fitne” den maksat, Allah’ı inkâr etmektir. Çünkü küfür, yeryüzünde zulüm ve karışıklıklara sebep olan bir fesattır. Küfürde, fitne de mevcuttur. Küfür, bir adamı öldürmekten daha büyük kabul edilmiştir. Çünkü küfür, sahibinin daimi olan bir cezaya müstehak olmasına sebep olan bir günahtır. Öldürmek ise böyle değildir. Küfür, sahibini dinden çıkarır. Halbuki birisini öldürmek böyle değildir. O halde küfür, öldürmekten daha büyük bir cürüm demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَلَا تُقَاتِلُوهُمْ عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ حَتّٰى يُقَاتِلُوكُمْ ف۪يهِۚ
Cümle atıf harfi وَ ‘ la وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Nehiy üslubunda talebi inşâî isnaddır. Emir üslubundan nehiy üslubuna iltifat sanatı vardır.
الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ ifadesi Kâbe’den kinayedir.
الْحَرَامِ kelimesi الْمَسْجِدِ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Gaye bildiren harf-i cer حَتّٰى ‘nın, gizli أنْ ‘le masdar yaptığı يُقَاتِلُوكُمْ ف۪يهِ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel mecrur mahalde olup, حَتّٰى ile birlikte تُقَاتِلُوهُمْ fiiline mütealliktir. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
لَا تُقَاتِلُوهُمْ - يُقَاتِلُوكُمْ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
لَا تُقَاتِلُوهُمْ عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ cümlesiyle, يُقَاتِلُوكُمْ ف۪يهِۚ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
[Mescid-i Harâm’da onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın.] Yani Harem bölgesinin tamamında ve Mescid-i Harâm’da iken onlarla savaşmaya siz başlamayın demektir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)
فَاِنْ قَاتَلُوكُمْ فَاقْتُلُوهُمْۜ
فَ istînâfiyyedir. Şart üslubundaki terkipte şart cümlesi olan قَاتَلُوكُمْ müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
اِنْ , şart cümlesinin vuku bulması nadir olan durumlarda kullanılan şart harfidir.
Şart edatı اِنْ , mazi fiilin başına gelebilir. Bu durumda, hasıl olmamış bir şeyi hasıl olmuş gibi göstermeyi, ya da fiilin gerçekleşmesi konusundaki şiddetli arzuyu ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi olan فَاقْتُلُوهُمْ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşmuş terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Şart ve cevap cümleleri arasında tefennün ve müzavece sanatları vardır.
ٱقۡتُلُوهُمۡ - ٱلۡقَتۡلِۚ - تُقَـٰتِلُوهُمۡ - یُقَـٰتِلُوكُمۡ - قَـٰتَلُوكُمۡ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
كُمْ - هُمْ - مِنْ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Bundan anlaşılır ki Kâbe Haremi ve Mekke-i Mükerreme içinde taarruz suretiyle öldürmek caiz değildir. İlk vazife, yalnız çıkarmaktır. Fakat orada öldüren, öldürülür. Hatta Mekke içinde bir öldürme yapan kimse Kâbe Haremine sığınırsa orada yine öldürmek caiz değildir. Çıkarılır da kısas yapılır. وَاِذْ جَعَلْنَا الْبَيْتَ مَثَابَةً لِلنَّاسِ وَاَمْنًاۜ [Hani biz Kâbe'yi, insanlar için sevap yeri ve her türlü düşman taarruzundan emin bir sığınak yapmıştık.] (Bakara, 2/125), وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ اٰمِنًاۜ [Ona giren her türlü tecavüzden emin olur.] (Âl-i İmran, 3/97). Fakat Harem-i Şerif içinde öldürme yapan orada öldürülür. Bu emir, kendinden önceki kısmı tahsis etmektedir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
كَذٰلِكَ جَزَٓاءُ الْكَافِر۪ينَ
Cümle istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim tehir sanatları vardır.
Teşbih ve cer harfi كَ ‘nin dahil olduğu işaret ism-i كَذٰلِكَ , mahzuf mukaddem habere müteallıktır. جَزَٓاءُ الْكَافِر۪ينَ muahhar mübtedadır.
Müsnedin ve müsnedün ileyhin az sözle çok anlam ifade eden izafetle gelişleri îcâz içindir.
Cümledeki teşbih, teşbih edatı zikredildiği için mürsel, vech-i şebeh zikredilmediği için mücmeldir.
İsm-i işaret, işaret edileni göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle önemini belirtir.
İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden ذٰلِكَ ile hak edilen cezaya işaret edilmiştir.
Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)
ذَ ٰلِكَ ile muşârun ileyh en kâmil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamdan bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sûreleri Belâgi Tefsiri, Duhan/57, C. 5, s. 190)
Ayetin başındaki كذلك sözü son derece kısa ve müstakil bir cümledir. Manası başka bir manaya sürükler. Ancak öncesinde bunu açıkça ifade edecek müstakil bir lafız yoktur. Öyle ki bu bir şeye benzetmek istenirse bundan daha kâmil olan bir başka şekil bulunamaz. Bu cümle Kur’an-ı Kerîm'de gerçekten çok geçer, en güzel geldiği yer de burada görüldüğü gibi farklı konuların arasında ve kelamın mafsalında tek bir hakikat için gelmesidir. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan/28, s. 101)
Bu ifadedeki ك harfi ‘misil’ manasındadır ancak neyin misli olduğu açık değildir. İşaret ismi ise bir merci gerektirir. İşaret ismi ك ile birleşmiştir ve bunlarda bir kapalılık söz konusudur. Çünkü muşârun ileyh bilinmedikçe bir şey ifade etmeyen işaret ismi ile ك ‘ten oluşmuştur. Bu bina önemli mafsallarda gelen kapalı bir terkiptir. Bize ‘’arkadan gelecek olan şeyler şu anda bulunduğunuzdan daha yüce bir makamdır’’ der. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhân/54, s. 177, 205)