4 Nisan 2024
Bakara Sûresi 191-196 (29. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Bakara Sûresi 191. Ayet

وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَاَخْرِجُوهُمْ مِنْ حَيْثُ اَخْرَجُوكُمْ وَالْفِتْنَةُ اَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِۚ وَلَا تُقَاتِلُوهُمْ عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ حَتّٰى يُقَاتِلُوكُمْ ف۪يهِۚ فَاِنْ قَاتَلُوكُمْ فَاقْتُلُوهُمْۜ كَذٰلِكَ جَزَٓاءُ الْكَافِر۪ينَ  ١٩١


Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke’den) siz de onları çıkarın. Zulüm ve baskı, adam öldürmekten daha ağırdır. Yalnız, Mescid-i Haram yanında, onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa (siz de onlarla savaşın) onları öldürün. Kâfirlerin cezası böyledir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَاقْتُلُوهُمْ ve onları öldürün ق ت ل
2 حَيْثُ nerede ح ي ث
3 ثَقِفْتُمُوهُمْ yakalarsanız ث ق ف
4 وَأَخْرِجُوهُمْ ve onları çıkarın خ ر ج
5 مِنْ
6 حَيْثُ yer(Mekke)den ح ي ث
7 أَخْرَجُوكُمْ sizi çıkardıkları خ ر ج
8 وَالْفِتْنَةُ ve fitne ف ت ن
9 أَشَدُّ daha kötüdür ش د د
10 مِنَ -ten
11 الْقَتْلِ adam öldürmek- ق ت ل
12 وَلَا
13 تُقَاتِلُوهُمْ onlarla savaşmayın ق ت ل
14 عِنْدَ yanında ع ن د
15 الْمَسْجِدِ Mescid-i س ج د
16 الْحَرَامِ Haram ح ر م
17 حَتَّىٰ kadar
18 يُقَاتِلُوكُمْ sizinle savaşıncaya ق ت ل
19 فِيهِ orada
20 فَإِنْ fakat eğer
21 قَاتَلُوكُمْ onlar sizinle savaşırlarsa ق ت ل
22 فَاقْتُلُوهُمْ hemen onları öldürün ق ت ل
23 كَذَٰلِكَ böyledir
24 جَزَاءُ cezası ج ز ي
25 الْكَافِرِينَ kafirlerin ك ف ر

Fitne, düzensizlik ve noksanlığa sebep olan her şeye fitne denir. Bu iki özelliği taşıması durumunda mal, evlat, görüş farklılığı, bir konuda aşırı gitme, azap, küfür, cünun, iptila vs için kullanılır.

Burada, inançla alakalı olarak baskı için kullanılmıştır. Mümini dinden çevirmek, onları öldürmekten daha kötüdür. (Safvetü-t Tefasir)

Kâtele fiili müfâale babındandır. Karşılıklı yapılan bir fiili (müşâreket) ifade eder. Katele ise tek bir fail olan fiildir.

Sekife, rastladı, karşılaştı, becerikli oldu demektir. Kur’ân’da hepsi de harp bağlamında 6 kere geçmiştir. Haysu sakiftum, bulmak için çaba harcayıp da bulduğunuz yerde demektir. Burada “vecedtum” veya ''elfeytum'' buyurulmamıştır. Kelimeler arasındaki kullanım ve mana farkları araştırılabilir.

Nüzul sebebi Mekke’nin fethi gibi gözüküyor ama öyle bir kayıt yok. Umumi manada gelmiş.

Fitne burada inanca yönelik her tür zulmü ve baskıyı, Allah’a itaat ve kulluk etmenin zor, isyan etmenin kolay ve serbest olduğu durumu ifade eder. Savaşmak ve öldürmek iyi birşey değildir. Ama eğer onlarla savaşmazsanız fitne olacak ve fitne öldürmekten daha kötüdür. Bu ayet savaşa izin veren ilk ayet değil, savaşı emreden ilk ayettir.

  Harame حرم :

  حَرامٌ kelimesi ya ilahi açıdan ya da beşeri yönden yasaklanmış olan, ya zorla ya da akıl veya şeriat tarafından yahutta emrine uyulan biri tarafından yasaklanmış şey demektir. Harem bölgesinin حَرَمٌ ismiyle anılmasının nedeni Yüce Allah'ın başka yerlerde haram olmayan pek çok şeyi burada haram kılmış olmasıdır. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de tef'il babı fiil ve dört farklı isim formunda olmak üzere 83 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri haram, mahrum, Harem, hürmet, ihram, mahrem, ihtiram, muhterem, Muharrem ve Harâmidir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَاَخْرِجُوهُمْ مِنْ حَيْثُ اَخْرَجُوكُمْ وَالْفِتْنَةُ اَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِۚ 


Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اقْتُلُو  fiili  نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

حَيْث  mekân zarfı, اقْتُلُو  fiiline müteallik olup, mahallen mansubdur. ثَقِفْتُمُوهُمْ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

ثَقِفْتُمُو  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمُ  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَخْرِجُوهُمْ  cümlesi, atıf harfi وَ  ile  اقْتُلُوهُمْ ‘ye matuftur. 

اَخْرِجُو  fiili  نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنْ حَيْثُ  car mecruru  اَخْرِجُوهُمْ  fiiline mütealliktir. اَخْرَجُوكُمْ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

اَخْرَجُو  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef'ûlun bih larak mahallen mansubdur. 

وَ  itiraziyyedir.  الْفِتْنَةُ  mübteda olup damme ile merfûdur. اَشَدُّ  haberi olup damme ile merfûdur. مِنَ الْقَتْلِ  car mecruru  اَشَدُّ  fiiline mütealliktir. 

Cemi müzekker muhatab mazi fiiller, mansub muttasıl zamirle kullanıldığında fiil ile zamir arasına bir و  harfi getirilir. ثَقِفْتُمُوهُمْ  fiilinde olduğu gibi. Buna işbâ vavı /işbâ edatı denilir.

حَيْثُ  mekân zarfıdır. Bu edat cümleye muzâf olur. Edattan sonraki cümle isim ve fiil cümlesi olabilir. Edat kendisinden önceki bir fiilin mekân zarfı, yani mef‘ûlun fihidir. Sonu damme üzere mebni olduğundan mahallen mansubdur.(Arap Dilinde Edatlar, Hasan Akdağ)

Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ile matufun aleyh arasında irab bakımından, siga bakımından, cümlelerin haberî veya inşaî olması bakımından uyum olur. mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz.Matufun irabı her zaman için matufun aleyhe uyar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَخْرَجَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  خرج ’dir. 

İf’al babı fiille ta’diye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkan sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

اَشَدُّ ; ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.  (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


وَلَا تُقَاتِلُوهُمْ عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ حَتّٰى يُقَاتِلُوكُمْ ف۪يهِۚ

 

Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تُقَاتِلُو  fiili ن ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir.Zamir olan çoğul و’ı fail olarak mahallen merfûdur.Muttasıl zamir  هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

عِنْدَ  mekân zarfı  تُقَاتِلُوهُمْ  fiiline mütealliktir. الْمَسْجِدِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. الْحَرَامِ  kelimesi  الْمَسْجِدِ ’in sıfatı olup kesra ile mecrurdur. 

حَتّٰى  gaye bildiren cer harfidir. يُقَاتِلُوكُمْ  fiilini gizli  اَنْ  ile nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  تُقَاتِلُوهُمْ   fiiline müteallik olup, mahallen mecrurdur. 

يُقَاتِلُو  fiili ن ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  ف۪يهِ  car mecruru  يُقَاتِلُوكُمْ  fiiline mütealliktir.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

حَتّٰٓى  edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette harf-i cer şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُقَاتِلُو  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi  قتل ’ dir. 

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 فَاِنْ قَاتَلُوكُمْ فَاقْتُلُوهُمْۜ

 

Fiil cümlesidir. فَ  istînâfiyyedir. اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَاتَلُو  şart fiili olup, damme üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir olan  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

اقْتُلُو  fiili  نَ ‘ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَاتَلُو  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi قتل ’ dir. 

 

كَذٰلِكَ جَزَٓاءُ الْكَافِر۪ينَ

 

İsim cümlesidir. كَ  harf-i cerdir. مثل (gibi) manasında, mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  ذا  işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur muzâfun ileyhtir. ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك  ise muhatap zamiridir. 

جَزَٓاءُ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْكَافِر۪ينَ  muzâfun ileyh olup, cer alameti  ى ‘dir. Cemi müzekker salimler kelimeler harfle îrablanırlar. 

الْكَافِر۪ينَ , sülâsi mücerredi  كفر  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَاَخْرِجُوهُمْ مِنْ حَيْثُ اَخْرَجُوكُمْ

 

Ayet atıf harfi  وَ ’ la önceki ayette geçen  وَقَاتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

İlk cümle, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.   

ثَقِفْتُمُوهُمْ  cümlesi, mekân zarfı  حَيْثُ ‘ nun muzâfun ileyhidir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Yine emir üslubunda talebî inşâî isnad olan  اَخْرِجُوهُمْ مِنْ حَيْثُ اَخْرَجُوكُمْ  cümlesi, makabline matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. 

وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ [Onları (size karşı savaşanları) yakaladığınız yerde öldürün.] Onları Harem bölgesinde ve dışında, haram aylarda ve haram aylar dışında bulduğunuz yerde öldürün. Yani onlar Harem bölgesinin ve haram aylarının kutsallığını çiğneyip size saldırdılar. Artık siz de onlara saldırın demektir. وَاَخْرِجُوهُمْ مِنْ حَيْثُ اَخْرَجُوكُمْ [Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın.] ifadesiyle Mekke kastedilmiştir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr) 

وَاَخْرِجُوهُمْ مِنْ حَيْثُ اَخْرَجُوكُمْ  ifadesi bu durumda daha önce onların sizi çıkardığı gibi sizin de onları Mekke’den çıkarmanız helaldir demektir. Bu ifade müşrikler için bir tehdit olup müslümanlara Mekke’nin fethini vaat eder. Böylece bu müjde müminlerin kalplerinde yerleşir ve Mekke’yi fethedene kadar çalışırlar. Nitekim bu müjde iki sene sonra gerçekleşmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)   

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  اَخْرَجُوكُمْ  cümlesi, mekân zarfı  حَيْثُ ‘ nun muzâfun ileyhidir. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

اَخْرِجُوهُمْ - اَخْرَجُوكُمْ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

حَيْثُ  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

مِنْ حَيْثُ اَخْرَجُوكُمْ  ibaresi, Mekke’den kinayedir.

 

وَالْفِتْنَةُ اَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِۚ


وَالْفِتْنَةُ اَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِۚ  cümlesindeki  وَ , itiraziyyedir. İtiraz cümleleri ıtnâb babındandır.

İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i mu‘teriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâbdır. Bir cümlenin öğeleri arasına veya anlamca ilgili iki cümle arasına anlamı pekiştirmek, güzelleştirmek veya tenzih, tazim, tenbih, dua gibi amaçlarla bir kelime, cümle yahut cümleler getirilerek ıtnâb sağlanır. Bu cümleler genellikle öndeki kelime veya cümleyle bağlantılı olarak sırası ve yeri gelmişken hemen kaydedilmesi gerekli açıklayıcı notlar şeklinde gelir. (TDV İslam ansiklopedisi)

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اَشَدُّ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. 

اقْتُلُوهُمْ - الْقَتْلِۚ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Ayetin son cümlesi mesel tarikinde olmayan tezyil hükmünde ıtnâb sanatıdır.

Tezyîl, bir cümlenin diğer bir cümleyi takip etmesi ve tekit etmek amacıyla birincinin manasını kapsaması ve onu sağlamlaştırmasına verilen isimdir. Birinci cümle, ikinci cümlenin ya mantukunu ya da mefhumunu tekit etmektedir. (Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: İtnâb-Îcâz (I) -Kur’ân Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Denemear. Gör. Ömer Kara)

وَالْفِتْنَةُ اَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ  [Kargaşa adam öldürmekten beterdir.] İnsanın başına gelip, kendisi yüzünden azap çektiği; çetin imtihan konusu olan musibet ve bela öldürmekten daha beterdir. Filozoflardan birine: “Ölümden daha beter olan nedir?” diye sorulunca, “Ölümü arzulattıran şeydir” demiş ve vatanından çıkarılmayı ölümü arzulattıran fitne ve musibetlerden saymıştır. Ayetteki fitnenin ahiret azabı olduğu da söylenmiştir ki, bunun delili, يَوْمَ هُمْ عَلَى النَّارِ يُفْتَنُونَ [Tadın fitnenizi sizi sınayacak işbu azabı]!..” (Zâriyât 51/13) ayetidir. Yine şirkin, Harem mıntıkasında cinayet işlemekten daha büyük olduğu da söylenmiştir. Şöyle ki; Harem mıntıkasında cinayeti çok büyük addediyor ve bununla Müslümanları ayıplıyorlardı. İşte bunun üzerine; “İçinde bulundukları şirk hali onların gözlerinde büyüttüklerinden daha beterdir” denmiş olmaktadır. Ayette “Onların sizi Mescid-i Harâm’dan alıkoymaları sebebiyle sizi kargaşaya düşürmeleri sizin onları Harem mıntıkasında öldürmenizden veya sizi öldürmeleri durumunda onların sizi öldürmelerinden daha beterdir. O halde, onlarla Harem’de savaşmayı önemsemeyin!” şeklinde bir anlam kastedilmesi de caizdir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

وَالْفِتْنَةُ اَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ  cümlesi tezyîldir.  الْ  hitap makamında istiğrak ifade eden cins manasındadır. Bu, Müslümanlar için bir delil ve eğer mecbur kalırlarsa, Mekke'deki savaşta olanlara tabi olmaktan men etmektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

İbn Abbas’tan gelen rivayete göre; ayette geçen “fitne” den maksat, Allah’ı inkâr etmektir. Çünkü küfür, yeryüzünde zulüm ve karışıklıklara sebep olan bir fesattır. Küfürde, fitne de mevcuttur. Küfür, bir adamı öldürmekten daha büyük kabul edilmiştir. Çünkü küfür, sahibinin daimi olan bir cezaya müstehak olmasına sebep olan bir günahtır. Öldürmek ise böyle değildir. Küfür, sahibini dinden çıkarır. Halbuki birisini öldürmek böyle değildir. O halde küfür, öldürmekten daha büyük bir cürüm demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


 وَلَا تُقَاتِلُوهُمْ عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ حَتّٰى يُقَاتِلُوكُمْ ف۪يهِۚ 

 

Cümle atıf harfi  وَ ‘ la  وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Nehiy üslubunda talebi inşâî isnaddır. Emir üslubundan nehiy üslubuna iltifat sanatı vardır. 

الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ  ifadesi Kâbe’den kinayedir.

الْحَرَامِ  kelimesi  الْمَسْجِدِ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Gaye bildiren harf-i cer  حَتّٰى ‘nın, gizli  أنْ ‘le masdar yaptığı  يُقَاتِلُوكُمْ ف۪يهِ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel mecrur mahalde olup,  حَتّٰى  ile birlikte  تُقَاتِلُوهُمْ  fiiline mütealliktir. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

لَا تُقَاتِلُوهُمْ - يُقَاتِلُوكُمْ  kelimeleri arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

لَا تُقَاتِلُوهُمْ عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ  cümlesiyle,  يُقَاتِلُوكُمْ ف۪يهِۚ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

[Mescid-i Harâm’da onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın.] Yani Harem bölgesinin tamamında ve Mescid-i Harâm’da iken onlarla savaşmaya siz başlamayın demektir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)


فَاِنْ قَاتَلُوكُمْ فَاقْتُلُوهُمْۜ 

 

فَ  istînâfiyyedir. Şart üslubundaki terkipte şart cümlesi olan  قَاتَلُوكُمْ  müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

اِنْ , şart cümlesinin vuku bulması nadir olan durumlarda kullanılan şart harfidir.

Şart edatı  اِنْ , mazi fiilin başına gelebilir. Bu durumda, hasıl olmamış bir şeyi hasıl olmuş gibi göstermeyi, ya da fiilin gerçekleşmesi konusundaki şiddetli arzuyu ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi olan  فَاقْتُلُوهُمْ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşmuş terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır. 

Şart ve cevap cümleleri arasında tefennün ve müzavece sanatları vardır.

ٱقۡتُلُوهُمۡ - ٱلۡقَتۡلِۚ - تُقَـٰتِلُوهُمۡ - یُقَـٰتِلُوكُمۡ - قَـٰتَلُوكُمۡ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

كُمْ - هُمْ - مِنْ  kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

Bundan anlaşılır ki Kâbe Haremi ve Mekke-i Mükerreme içinde taarruz suretiyle öldürmek caiz değildir. İlk vazife, yalnız çıkarmaktır. Fakat orada öldüren, öldürülür. Hatta Mekke içinde bir öldürme yapan kimse Kâbe Haremine sığınırsa orada yine öldürmek caiz değildir. Çıkarılır da kısas yapılır.  وَاِذْ جَعَلْنَا الْبَيْتَ مَثَابَةً لِلنَّاسِ وَاَمْنًاۜ  [Hani biz Kâbe'yi, insanlar için sevap yeri ve her türlü düşman taarruzundan emin bir sığınak yapmıştık.] (Bakara, 2/125), وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ اٰمِنًاۜ [Ona giren her türlü tecavüzden emin olur.] (Âl-i İmran, 3/97). Fakat Harem-i Şerif içinde öldürme yapan orada öldürülür. Bu emir, kendinden önceki kısmı tahsis etmektedir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)


كَذٰلِكَ جَزَٓاءُ الْكَافِر۪ينَ


 Cümle istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim tehir sanatları vardır. 

Teşbih ve cer harfi  كَ ‘nin dahil olduğu işaret ism-i  كَذٰلِكَ , mahzuf mukaddem habere müteallıktır.  جَزَٓاءُ الْكَافِر۪ينَ  muahhar mübtedadır.

Müsnedin ve müsnedün ileyhin az sözle çok anlam ifade eden izafetle gelişleri îcâz içindir.

Cümledeki teşbih, teşbih edatı zikredildiği için mürsel, vech-i şebeh zikredilmediği için mücmeldir.

İsm-i işaret, işaret edileni göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle önemini belirtir. 

İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكَ  ile hak edilen cezaya işaret edilmiştir. 

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)

ذَ ٰ⁠لِكَ  ile muşârun ileyh en kâmil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamdan bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sûreleri Belâgi Tefsiri, Duhan/57, C. 5, s. 190)

Ayetin başındaki  كذلك  sözü son derece kısa ve müstakil bir cümledir. Manası başka bir manaya sürükler. Ancak öncesinde bunu açıkça ifade edecek müstakil bir lafız yoktur. Öyle ki bu bir şeye benzetmek istenirse bundan daha kâmil olan bir başka şekil bulunamaz. Bu cümle Kur’an-ı Kerîm'de gerçekten çok geçer, en güzel geldiği yer de burada görüldüğü gibi farklı konuların arasında ve kelamın mafsalında tek bir hakikat için gelmesidir. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan/28, s. 101) 

Bu ifadedeki  ك  harfi ‘misil’ manasındadır ancak neyin misli olduğu açık değildir. İşaret ismi ise bir merci gerektirir. İşaret ismi  ك  ile birleşmiştir ve bunlarda bir kapalılık söz konusudur. Çünkü muşârun ileyh bilinmedikçe bir şey ifade etmeyen işaret ismi ile  ك ‘ten oluşmuştur. Bu bina önemli mafsallarda gelen kapalı bir terkiptir. Bize ‘’arkadan gelecek olan şeyler şu anda bulunduğunuzdan daha yüce bir makamdır’’ der. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhân/54, s. 177, 205) 

Bakara Sûresi 192. Ayet

فَاِنِ انْتَهَوْا فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ  ١٩٢


Eğer onlar (savaştan ve küfürden) vazgeçerlerse, (şunu iyi bilin ki) Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَإِنِ eğer
2 انْتَهَوْا (saldırılarına) son verirlerse ن ه ي
3 فَإِنَّ gerçekten
4 اللَّهَ Allah
5 غَفُورٌ bağışlayandır غ ف ر
6 رَحِيمٌ esirgeyendir ر ح م

فَاِنِ انْتَهَوْا فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ

 

Fiil cümlesidir. فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

انْتَهَوْا  şart fiili olup, iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

ٱللَّهَ  lafza-i celâl  إِنَّ ’ nin ismi olup fetha ile mansubdur. غَفُورٌ  kelimesi,  إِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. رحيم  ikinci haberi olup damme ile merfûdur.

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

انْتَهَوْا  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  نهي ’dır. 

İftiâl babı fiile, mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut, hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.  

غَفُورٌ - رَح۪يمٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


فَاِنِ انْتَهَوْا فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ

 

Ayet atıf harfi   فَ  ile önceki ayetteki  فَاِنْ قَاتَلُوكُمْ فَاقْتُلُوهُمْ  cümlesine atfedilmiştir. 

Şart üslubunda haberî isnaddır. Şart cümlesi olan  انْتَهَوْا  müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اِنْ , şart fiilinin vuku bulması nadir olan durumlarda kullanılan şart harfidir.

Şart edatı  اِنْ , mazi fiilin başına gelebilir. Bu durumda, hasıl olmamış bir şeyi hasıl olmuş gibi göstermeyi, ya da fiilin gerçekleşmesi konusundaki şiddetli arzuyu ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

فَ  karinesiyle gelen  فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ  şeklindeki cevap cümlesi,  اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir. Durumun ciddiyetini ve olayın önem derecesini göstermek bakımından da dikkat çekicidir.

Allah’ın  غَفُورٌ  ve  رَح۪يمٌ  sıfatlarının tenvinli gelişi, bu sıfatların Allah Teâlâ’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğuna işaret eder. Haber olan iki vasfın aralarında  و  olmaması Allah Teâlâ’da ikisinin birden mevcudiyetini gösterir.

غَفُورٌ - رَح۪يمٌ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu teşâbüh-i etrâf sanatıdır. Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber inkâri  kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Ayette iki farklı görevdeki  فَ ’ ler arasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Bu son cümle Kur'an’da ufak değişikliklerle tekrarlanmıştır. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitlensin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Böyle tekrarlanan kelimeler kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Fussilet  Suresi 44, C. 2, s. 189) 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِنَّ  ile, haberdeki mübalağa sıygalarıyla, celâl ve kemal ifade eden lafza-i celâlin zikredilmesi ile tekid edilmiştir. Bu lafza-i celâl, dinleyen kişinin kalbine korku saçar. Bu nedenle birçok fasılada bulunur. Bu mevki, bulunduğu siyaka bağlı olarak başka ayetlerde bulunmayan manalar da kazandırır. Bu gerçekten mühimdir. Yani aynı kelimeler ve aynı terkipten oluşmuş bir fasıla, her zaman aynı şeye delalet etmez. Çünkü siyak, o ibareye başka delaletler de kazandırır. Lafız ve terkiplerin bir olması, onları asıl manada birleştirir, ancak siyak onları ayırır, çeşitlendirir ve aynı olan ibareleri birbirinden uzaklaştırır ya da yaklaştırır. Siyak, manaları dolayısıyla bu farklılığa sebep olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 3, s.166)

فَاِنِ انْتَهَوْا  cümlesinde  عن الشرك و عن قتالهم، فكفوا أيديكم عن قتالهم فلا عدوان إلا على الظالمين (Şirkten ve savaşmaktan…, O halde savaşmayı bırakın, çünkü zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur) şeklinde takdir edilen bir hazif vardır. Bu da icâz-ı hazif sanatıdır. Bu hazif; şirk ehlinden bir grubun müminlerle savaştan ve şirkten vazgeçtiğine işaret eder. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati'l Kur'ani'l Kerim, soru; 1365)

[Eğer savaşmaktan vazgeçer] ve size saldırmazlarsa, siz de onlara ilişmeyin. [Şüphesiz ki Allah Gafûr ve Rahîm’dir.] Yani kâfir bile olsalar onlarla savaşmaktan kaçındığınız için size karşı merhametli ve affedicidir. Bir görüşe göre eğer onlar savaşmayı, küfrü, Hz. Peygamber (s.a.v)’e ve ashabına eziyet etmeyi bırakır ve iman ederlerse Allah onların geçmiş günahlarını affeder ve onlara merhamet eder. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t- Tefsîr)

“Eğer şirk ve kıtale bir son verirlerse, muhakkak ki Allah Teâlâ onların geçmişteki günahlarını mağfiret eden olup, tövbe ve imanlarını kabul etmek sûretiyle de onlara merhamet edendir.” Allah Teâlâ bir önceki ayette kafirlerin bulundukları yerde öldürülmelerini emretmiş, bu ayette ise tövbe edip, iman ederlerse onlara karşı gafûr ve rahîm olacağını müjdelemiştir. (Keziban  Dut, Ayet Sonlarindaki Esmâü’l-Hüsnâ’nin Ayetle Olan Münâsebeti (Fâtiha, Bakara, Âl-İ İmrân Ve Nisâ Sureleri Bağlamında) 

Bakara Sûresi 193. Ayet

وَقَاتِلُوهُمْ حَتّٰى لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدّ۪ينُ لِلّٰهِۜ فَاِنِ انْتَهَوْا فَلَا عُدْوَانَ اِلَّا عَلَى الظَّالِم۪ينَ  ١٩٣


Hiçbir zulüm ve baskı kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Onlar savaşmaya son verecek olurlarsa, artık düşmanlık yalnız zalimlere karşıdır.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَقَاتِلُوهُمْ onlarla savaşın ق ت ل
2 حَتَّىٰ kadar
3 لَا
4 تَكُونَ kalmayıncaya ك و ن
5 فِتْنَةٌ fitne ف ت ن
6 وَيَكُونَ ve oluncaya (kadar) ك و ن
7 الدِّينُ din د ي ن
8 لِلَّهِ Allah’ın
9 فَإِنِ eğer
10 انْتَهَوْا (saldırılarına) son verirlerse ن ه ي
11 فَلَا artık olmaz
12 عُدْوَانَ düşmanlık ع د و
13 إِلَّا başkasına
14 عَلَى -den
15 الظَّالِمِينَ zalimler- ظ ل م

Din Allah’ın oluncaya kadar: Müslümanların tarih boyunca savaşları hep bu amaçla olmuştur. Kişinin hayatındaki emir ve yasakları belirleme yetkisi Allah’a aittir. Bunu insanlar belirlemeye kalkarsa, o zaman din Allah’ın olmaz. Kim insanı buna zorlarsa bu bir fitnedir. İslam teröre izin vermez. Herkesin özgürce yaşamasını ister. Tarihte hiç ilk saldıran Müslümanlar olmamıştır. Hep başkalarının saldırılarına cevap verecek şekilde savaşa başlamışlardır.

192-193 Ayetler

Savaş disiplininin öğretildiği ayetlerdir. Askerlere savaşın demek kolay, ateşkes yaptırmak, savaşın sıcaklığında askeri durdurabilmek zordur.

Allah aynı zamanda pişmanlık kapısını hep açık tutmakta, suçlu ve günahkarları tövbeye özendirmektedir. Yaptıklarına son verirlerse düşmanlığı bitirmek için bu yeterli görülmektedir.


وَقَاتِلُوهُمْ حَتّٰى لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدّ۪ينُ لِلّٰهِۜ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَاتِلُو  fiili  نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

حَتّٰى  gaye bildiren cer harfidir. لَا تَكُونَ  muzari fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  قَاتِلُوهُمْ  fiiline müteallik olup, mahallen mecrurdur. 

 لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَكُونَ  nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. Tam fiil olarak amel etmiştir. فِتْنَةٌ  fail olup damme ile merfûdur. 

وَ  atıf harfidir.  يَكُونَ  nakıs veya tam fiil olup fetha üzere mebnidir. الدّ۪ينُ  kelimesi  يَكُونَ ’ nin ismi veya faili olup damme ile merfûdur. لِلّٰهِ  car mecruru  الدّ۪ينُ ‘ nin mahzuf haline veya  يَكُونَ ’ nin mahzuf haberine mütealliktir. 

حَتّٰٓى  edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Burada harf-i cer şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَاتِلُو  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi  قتل ’dir. 

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

فَاِنِ انْتَهَوْا فَلَا عُدْوَانَ اِلَّا عَلَى الظَّالِم۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. فَ  istînâfiyyedir. اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

انْتَهَوْا  şart fiili olup, iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

لَا  cinsi nefyeden olumsuzluk harfidir.  اِنَّ  gibi ismini nasb, haberini ref eder. 

عُدْوَانَ  kelimesi  لَا ’nın ismi olup fetha üzere mebni, mahallen mansubdur. اِلَّا  hasr edatıdır. عَلَى الظَّالِم۪ينَ  car mecruru  لَا ’nın mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti  ى ‘ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

انْتَهَوْا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  نهي  ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

الظَّالِم۪ينَ , sülâsi mücerredi  ظلم  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


وَقَاتِلُوهُمْ حَتّٰى لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدّ۪ينُ لِلّٰهِۜ

 

Ayet atıf harfi  وَ ‘ la 190. ayetteki  وَقَاتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ  cümlesine veya 191. ayetteki  وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Gaye bildiren masdar ve cer harfi  حَتّٰى  ve akabindeki  لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ  cümlesi, masdar tevilinde  قَاتِلُوهُمْ  fiiline mütalliktir. Bu cümlede  كَانُ , tam fiildir. Masdar-ı müevvel menfi muzari fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. فِتْنَةٌ ’daki nekrelik nev ve tahkir ifade eder.  

وَيَكُونَ الدّ۪ينُ لِلّٰهِۜ  cümlesi hükümde ortaklık nedeniyle mevsûlün sılasına atfedilmiştir. 

Gizli bir أنِ ‘in mamülüdür. Yani  وحَتّى يَكُونَ الدِّينُ لِلَّهِ  demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

Menfî sıygadan müspet sıygaya iltifat sanatı vardır.

كَانُ , tam fiildir. Müspet muzari fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır  لِلّٰهِۜ  car-mecruru mahzuf hale mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

يَكُونَ , nakıs fiil de olabilir. Bu durumda  لِلّٰهِۜ  car-mecruru  يَكُونَ ’nin mahzuf haberine müteallik olur. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. 

لِلّٰهِ  car mecruru  الدّ۪ينُ ‘ nin mahzuf haline veya  يَكُونَ ’ nin mahzuf haberine mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

لَا تَكُونَ - يَكُونَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı selb, cinâs ve  reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

الدّ۪ينُ  kelimesinin marifeliği cins içindir. Çünkü din Allah vergisi isimlerden biridir ve hariçte hiçbir ferdi yoktur, dolayısıyla istiğrak ifade etme ihtimali yoktur . لِلّٰهِ  lafzındaki marifelik ise tahsis ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

حَتّٰى لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدّ۪ينُ لِلّٰهِ  [Hiçbir kargaşa] yani şirk [kalmayıp) din; içinde şeytanın hiçbir payı bulunmayacak derecede tamamen [Allah’ın oluncaya kadar…] (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

فَتَنَ  kelimesinin lügat manası sağlam olanının çürüğünden ayrılması için altının ateşe sokulmasıdır. Bu sözcük insanın ateşe sokulması anlamında da kullanılmıştır. Araplar bu kelimeyi kimi zaman azabın kaynaklandığı şey olarak kimi zaman da deneme/sınama manasında kullanır.  فِتْنَة  sözcüğü belâ sözcüğü gibi kabul edilmiştir. Çünkü her ikisi de insana erişen sıkıntı/darlık anlamında kullanılırlar. Fakat nadiren dirlik genişliği/bolluk manasını da ifade eder. Fitne hem Allah’dan hem de kullardan sâdır olan fiillerdendir. Bela, musibet, öldürme, azap etme ve benzeri hoşa gitmeyen fiiller gibi.. Bu tür fiiller Allah’dan sâdır olduklarında bir hikmete dayanırlar. İnsandan kaynaklandıklarında ise bunun zıddı olur. Bu sebeple Yüce Allah insanı her yere fitne düşürmekle yermiştir. Ahfeş’e göre Kalem suresi 6. ayette geçen  مَفْتُون  kelimesi fitne manasındadır. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 60 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri fitne, fettan ve meftundur. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)


فَاِنِ انْتَهَوْا فَلَا عُدْوَانَ اِلَّا عَلَى الظَّالِم۪ينَ

 

فَ , istînâfiyyedir. Şart üslubunda haberî isnaddır. Şart cümlesi  انْتَهَوْا  müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اِنْ , şart fiilinin vuku bulması nadir olan durumlarda kullanılan şart harfidir.

Şart edatı  اِنْ , mazi fiilin başına gelebilir. Bu durumda, hasıl olmamış bir şeyi hasıl olmuş gibi göstermeyi, ya da fiilin gerçekleşmesi konusundaki şiddetli arzuyu ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

فَ  karinesiyle gelen  فَلَا عُدْوَانَ اِلَّا عَلَى الظَّالِم۪ينَ  şeklindeki cevap cümlesi, cinsini nefyeden nefy harfi  لَا ’nın dahil olduğu isim cümlesi,  faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  عُدْوَانَ kelimesi  لَا ’nın ismidir.  لَا ’nın haberi mahzuftur. عَلَى الظَّالِم۪ينَ  car-mecruru bu mahzuf habere mütealliktir.

Cümle nefy harfi لَا  ve istisna harfi  اِلَّا  ile oluşmuş kasırla tekid edilmiştir. İki tekid hükmündeki kasr,  لَا ‘nın  ismi ile haberi arasındadır. Düşmanlık, zalimlere kasredilmiştir. Kasr-ı sıfat ale’s-mevsûftur. 

قَاتِلُو- فِتْنَةٌ - عُدْوَانَ - الظَّالِم۪ينَ  kelimeleri arasında murâât-ı nazîr sanatı vardır.

“Şayet vazgeçerlerse zalimlerden başkasına düşmanlık ve saldırı yoktur.”: Yani eğer inkârdan ve sizinle savaşmaktan vazgeçip zalimlik yapmayı bırakırlarsa onlarla savaşmayın. Çünkü sadece zalimlere saldırı yapılabilir. Ancak zulüm yapan ve saldırıda bulunanlara bu karşılık verilebilir. Saldırının karşılığı aslında saldırı değil de hak ile verilecek cezadır. Bir şeyin karşılığının onun adıyla isimlendirilmesi müşâkele sanatıdır. فَاِنِ انْتَهَوْا فَلَا عُدْوَانَ اِلَّا عَلَى الظَّالِم۪ينَ  [Zalimlerden başkasına düşmanlık ve saldırı yoktur.] Yani dinden dönüp zalimlik yapanlardan başkasına saldırılmaz. Onlar bu fiilleri sebebiyle, bu karşılığı hak etmişlerdir. Allah müminlere kendilerini Mescid-i Harâm’a sokmamaları halinde müşriklere ne yapacaklarını bildirmiştir. Eğer kendilerine mani olmazlarsa onlara ilişmeyeceklerdir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)

Ama şirkten [vazgeçerlerse, artık zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.] Vazgeçenlere düşmanlık edip saldırmayın! Çünkü vazgeçenlerle savaşmak, düşmanlık ve zulümdür. Böylece “zalimlerden başkası” ifadesi “vazgeçenler” konumuna konmuştur. Veya ifade, [vazgeçmeyen zalimlerden başkasına zulmetmeyin!] demektir. Burada zalimlerin cezasının zulüm diye isimlendirilmesi müşâkele [benzeşme sanatı] sebebiyledir. Tıpkı [Binaenaleyh kim size saldırırsa siz de ona saldırın!] (Bakara 2/194) ayetindeki gibi. Yahut “şayet vazgeçtikleri halde onlara sataşırsanız siz zalim olursunuz ve Allah size saldıracak olanları başınıza musallat eder” anlamı da kastedilmiş olabilir.  (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Bakara Sûresi 194. Ayet

اَلشَّهْرُ الْحَرَامُ بِالشَّهْرِ الْحَرَامِ وَالْحُرُمَاتُ قِصَاصٌۜ فَمَنِ اعْتَدٰى عَلَيْكُمْ فَاعْتَدُوا عَلَيْهِ بِمِثْلِ مَا اعْتَدٰى عَلَيْكُمْۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُتَّق۪ينَ  ١٩٤


Haram ay, haram aya karşılıktır.Hürmetler (saygı gösterilmesi gereken şeyler) kısas kuralına tabidir. O hâlde kim size saldırırsa, size saldırdığı gibi siz de ona saldırın, (fakat ileri gitmeyin). Allah’a karşı gelmekten sakının ve bilin ki, Allah kendine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 الشَّهْرُ ayı ش ه ر
2 الْحَرَامُ haram ح ر م
3 بِالشَّهْرِ aya karşılıktır ش ه ر
4 الْحَرَامِ haram ح ر م
5 وَالْحُرُمَاتُ ve hürmetler ح ر م
6 قِصَاصٌ karşılıklıdır ق ص ص
7 فَمَنِ kim
8 اعْتَدَىٰ saldırırsa ع د و
9 عَلَيْكُمْ size
10 فَاعْتَدُوا siz de saldırın ع د و
11 عَلَيْهِ ona
12 بِمِثْلِ gibi م ث ل
13 مَا
14 اعْتَدَىٰ saldırdığı ع د و
15 عَلَيْكُمْ size
16 وَاتَّقُوا korkun و ق ي
17 اللَّهَ Allah’tan
18 وَاعْلَمُوا bilin ki ع ل م
19 أَنَّ gerçekten
20 اللَّهَ Allah
21 مَعَ beraberdir
22 الْمُتَّقِينَ muttakilerle و ق ي

Müşrikler müminlere haram aylarda saldırı düzenliyor ve müminler karşılık verince onları haram aylara hürmetsizlikle suçluyorlardı.

Dokunulmazlıkta denklik esastır ilkesini getiriyor ayet.

“İnnallahe meal muttaqin”

Zafer Allah ın sizinle beraber olmasına bağlıdır. Eğer savaş meydanında takvanızı kaybederseniz zafere ulaşamazsınız.

Haram aylar: Zilkade, Zilhicce, Muharrem, Recep aylarıdır.


اَلشَّهْرُ الْحَرَامُ بِالشَّهْرِ الْحَرَامِ وَالْحُرُمَاتُ قِصَاصٌۜ 

 

İsim cümlesidir. اَلشَّهْرُ  mübteda olup damme ile merfûdur. الْحَرَامُ  kelimesi اَلشَّهْرُ ’nun sıfatı olup damme ile merfûdur. 

بِالشَّهْرِ  car mecruru mahzuf haberine mütealliktir. Takdiri, مقابل  şeklindedir. الْحَرَامِ  kelimesi الشَّهْرِ ’nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur. 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. الْحُرُمَاتُ  mübteda olup damme ile merfûdur. قِصَاصٌ  haberi olup damme ile merfûdur. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


فَمَنِ اعْتَدٰى عَلَيْكُمْ فَاعْتَدُوا عَلَيْهِ بِمِثْلِ مَا اعْتَدٰى عَلَيْكُمْۖ 


İsim cümlesidir. فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَنْ  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.

اعْتَدٰى  şart fiili olup, elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. عَلَيْكُمْ  car mecruru  اعْتَدٰى  fiiline mütealliktir.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

اعْتَدُو  fiili  ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur.  عَلَيْهِ  car mecruru  اعْتَدُوا  fiiline mütealliktir. بِمِثْلِ  car mecruru  اعْتَدُوا  fiiline mütealliktir. مَا  ve masdar-ı müevvel muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

اعْتَدٰى  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. عَلَيْكُمْ  car mecruru  اعْتَدٰى  fiiline mütealliktir.

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اعْتَدٰى  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi عدو ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.


وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوااَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُتَّق۪ينَ


Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. اتَّقُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. اللّٰهَ  lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

وَ  atıf harfidir. اعْلَمُٓوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنَّ  ve masdar-ı müevvel  اعْلَمُٓوا  fiilinin mef’ûlu bihi olup mahallen mansubdur.  

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

اللّٰهَ  lafza-i celâl  اَنَّ ’ nin ismi olup fetha ile mansubdur. مَعَ  mekân zarfı, اَنَّ ’ nin mahzuf haberine mütealliktir. الْمُتَّق۪ينَ  muzâfun ileyhi olup, cer alameti  ى ‘ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

اتَّقُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi وقى ’dir. İftial babının fael fiili  و ي ث  olursa fael fiili  ت  harfine çevrilir. وقي  fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي  olmuş, sonra و  harfi  ت ' ye dönüşmüş  إتّقي  olmuştur. 

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

الْمُتَّق۪ينَ  sülâsi mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan iftiâl babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَلشَّهْرُ الْحَرَامُ بِالشَّهْرِ الْحَرَامِ وَالْحُرُمَاتُ قِصَاصٌۜ

Ayet, istinafiye olarak fasılla gelmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اَلشَّهْرُ  mübtedadır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur  بِالشَّهْرِ , mahzuf habere mütealliktir.

Müsnedin ve müsnedün ileyhin az sözle çok anlam ifade eden izafetle gelişleri, îcâz içindir.

الْحَرَامُ  kelimesi  اَلشَّهْرُ  için, sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

اَلشَّهْرُ الْحَرَامُ  kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

Aynı üslupta gelerek istînâfa atfedilen   وَالْحُرُمَاتُ قِصَاصٌ  cümlesinin atıf sebebi temasüldür. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

الْحَرَامِ  -  الْحُرُمَاتُ  kelimelerinin arasında iştikak cinâsı ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اَلشَّهْرُ  kelimesindeki marifeliğin iki konumda da cins için olması caizdir. Bu mana daha açıktır, çünkü umumi bir hüküm ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

بِالشَّهْرِ  ifadesindeki  بِ  harfi; mukabele ve avz (istiâze) içindir. Bu ay, bu aya karşılık demektir. Ancak Allah müşriklerin bu aya hürmet etmemeleri halinde müminlere bu ayda savaşmayı mubah kılmıştır. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati'l Kur'ani'l Kerim, Soru;1367,Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

اَلشَّهْرُ الْحَرَامُ بِالشَّهْرِ الْحَرَامِ  Bu cümlede, hazif yoluyla îcaz vardır. Takdiri şöyledir: Haram ayın hürmetini ihlal etmek, karşılık olarak aynı ayın hürmetini ihlal etmeyi gerektiririr. Bu sanata "hazif yoluyla icaz" ismi verilir.(Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir) 

اَلشَّهْرُ الْحَرَامُ بِالشَّهْرِ الْحَرَامِ [Haram ay haram aya karşılıktır,] yani şu ay o aya, bu ayın hürmetini ihlâl etmek de o ayınkine karşılıktır. Yani onlar sizin aleyhinize olarak o ayın hürmetini ihlâl ettikleri gibi siz de onların aleyhine olarak bu ayın hürmetini ihlâl edebilirsiniz. Çünkü  وَالْحُرُمَاتُ قِصَاصٌ  [hürmetler karşılıklıdır] yani herhangi bir hürmetin ihlâlinden ötürü her hürmet bünyesinde kısas caridir: Hangi tür hürmet olursa olsun; o hürmetin ihlâli sebebiyle kısas uygulanır. Dolayısıyla, onlar sizin ayınızın hürmetini ihlâl ettiklerinde onların yaptığının aynısını gibi siz de onlara yapın ve aldırış etmeyin! “Dolayısıyla size saldırana siz de aynı saldırı tarzıyla mukabele edin” ifadesi de bunu tekit etmektedir.(Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

 

 فَمَنِ اعْتَدٰى عَلَيْكُمْ فَاعْتَدُوا عَلَيْهِ بِمِثْلِ مَا اعْتَدٰى عَلَيْكُمْۖ

 

Şart üslubunda gelen bu cümlede  فَ , fasiha, şart harfi olan  مَنِ  mübtedadır. Şart cümlesi olan  مَنِ اعْتَدٰى عَلَيْكُمْ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi formunda gelmiştir.

Haber konumundaki  اعْتَدٰى عَلَيْكُمْ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında gelerek hükmü takviye, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

فَ  karinesiyle gelen  فَاعْتَدُوا عَلَيْهِ بِمِثْلِ مَا اعْتَدٰى عَلَيْكُمْ   şeklindeki cevap cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşmuş terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. عَلَيْهِ  ve  بِمِثْلِ  car-mecrurları, فَاعْتَدُوا  fiiline mütealliktir.

Masdar harfi  مَٓا ‘nın sılası olan  اعْتَدٰى عَلَيْكُمْ , masdar tevilinde  بِمِثْلِ ‘nin muzafun ileyhi konumundadır. Masdar-ı müevvel, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

اعْتَدٰى  ve  عَلَيْكُمْۖ  kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اعْتَدٰى - اعْتَدُوا  kelimeleri arasında iştikak cinâsı ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Şart ve cevap cümleleri arasında tefennün, müşakele ve müzavece sanatları vardır.

Burada  اعْتَدُوا عَلَيْهِ  ifadesinin manası “cezalandırın” dır. Ceza’nın “tecavüz” le ifade edilmesi zulüm kelimesinin yakınında gelmesi sebebiyledir. Bu üslûbda haram ayda zülûmden nefret ettirme, Allah’ın haramlarına saygı konusunda müşakele sanatı yoluyla ikaz maksadı vardır. Bir taraftan da müslümanları zulüm yapanları engellemek için bütün güçleriyle karşı koymaya teşvik vardır. Zulmün cezası aynı derecede değil, daha şiddetli olmalıdır ki caydırıcı olsun. Buradaki atıf harfi  فَ ‘ ye de dikkat edilmelidir. Bu harf; cezanın araya zaman girmeden derhal verilmesi gerektiğine işaret eder.

Ayette müzavece sanatı vardır. “Şart ve cezâ cümlelerinde iki mananın eşleşmesi” dir. Müzâvece sadece cezada vukû bulur. Buna tezâvüc de denir. Adaletli bir şekilde hak ettiği cezayla cezalandırın şeklinde tefsîr edildiği için müzâvece gerçekleşmiştir. Çünkü ikinci fiil, cezanın mikdarının aynı olmasını te’kîdli ve belîğ bir şekilde ifade etmek için istiâre olmuştur.

Bu yıl saldırmasalar da sonraki yıllarda saldırmaları beklendiğinden Cenâb-ı Hak “Size Harem-i Şerîf’te veya haram aylarda saldıran olursa siz de onlara karşılık verin.” buyurmuştur. Görüldüğü gibi saldırının karşılığı saldırı olarak adlandırılmıştır. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)

Ayette geçen  مَنْ  edatı şart içindir. بِ  harfi zaid değildir. Ayette aynı zamanda, mümâselet (misl) cezası tespit edilmiştir. Saldırganın saldırı şekli, zamanı ve yerine göre aynıyla kendisine karşılık verileceğinin kesin yolu açılmıştır. Onların düşmanlıklarından sakınıp Allah’ın emirlerine sağlam bir şekilde bağlanın. Veya ayetteki  بِ  harfi zaiddir. Bu durumda mana şöyle takdir olunur, 'onların düşmanlıkları gibi bir düşmanlık’.(Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl Ve Hakâîku’t-Te’vîl) 

İyi ama bu savaş, adete göre muharebenin yasak olduğu haram aya tesadüf ederse ne olacak? [Haram ay, haram aya; hürmetler, hürmetlere kısastır.] Burada hürmet, muhafaza ve saygı gösterilmesi vacib olan, el uzatılması caiz olmayan şey demektir ki malları da içerir. Bu atıfta tahsisten sonra umum vardır. Bu bakımdan: Her kim size saldırır, hürmet ve masumluğunuzdan bir şey bozarsa, onun size saldırdığı kadar, yani aynısı olmak şartıyla siz de ona, karşılık olarak saldırınız. Çünkü  وَجَزٰٓؤُ۬ا سَيِّئَةٍ سَيِّئَةٌ مِثْلُهَاۚ "Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür." (Şûrâ, 42/40) Bir tecavüze karşı ayniyle karşılık vermek tecavüz değil, tecavüzün cezasıdır. "Kötülüğe ilk başlayan daha zalimdir." Buna tecavüz ve sınırı aşma denilmesi, fiilin kendisindeki benzerlik dolayısıyla bir müşâkeledir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

فَمَنِ اعْتَدٰى عَلَيْكُمْ فَاعْتَدُوا عَلَيْهِ بِمِثْلِ مَا اعْتَدٰى عَلَيْكُمْۖ  cümlesinde mecaz-ı mürsel vardır. Bu mana  فَاعْتَدُوا عَلَيْهِ [Ona saldırdılar.]  şeklinde ifade edilmiştir ki bu hakikatte bir saldırı değil, daha ziyade bir ceza sebebidir. Bu mecazın alakası sebebiyyedir.  (https://tafsir.app/aljadwal/2/194)

 

وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُتَّق۪ينَ

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye  وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُتَّق۪ينَ  cümlesi atıf harfi  وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

اتَّقُوا  kelimesinde irsad sanatı vardır.

Tekid ve masdar harfi  اَنَّ ’nin dahil olduğu isim cümlesi  اَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُتَّق۪ينَ , masdar tevilinde  اعْلَمُٓوا  fiilinin iki mef’ûlü yerindedir.

Masdar-ı müevvel;  اَنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

اَنَّ ’nin haberinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.  مَعَ الْمُتَّق۪ينَ , mahzuf habere mütealliktir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında  ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَاتَّقُوا - الْمُتَّق۪ينَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Allah’ın takva sahipleriyle beraber olması ifadesinde istiare vardır. Birliktelik, yardım etme manasında kullanılmıştır.

[Bilin ki Allah takva sahibi olanlarla beraberdir.] Yani emir ve yasaklarını çiğnemeyenlerin yardımcısıdır. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)

وقي  fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي  olmuş, sonra و  harfi  ت 'ye dönüşmüş إتّقي olmuştur. Bu bab; çaba göstermek ve talep etmek, tercih etmektir. (Yrd.Doç.Dr.Kadri Yıldırım,Sülâsî Mücerred Fillerin Mezid Olmakla Kazandıkları Yeni Anlamlar)

Bakara Sûresi 195. Ayet

وَاَنْفِقُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَلَا تُلْقُوا بِاَيْد۪يكُمْ اِلَى التَّهْلُكَةِۚۛ وَاَحْسِنُواۚۛ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ  ١٩٥


(Mallarınızı) Allah yolunda harcayın. Kendi kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَأَنْفِقُوا infak edin ن ف ق
2 فِي
3 سَبِيلِ yolunda س ب ل
4 اللَّهِ Allah
5 وَلَا
6 تُلْقُوا kendinizi atmayın ل ق ي
7 بِأَيْدِيكُمْ kendi ellerinizle ي د ي
8 إِلَى
9 التَّهْلُكَةِ tehlikeye ه ل ك
10 وَأَحْسِنُوا ve iyilik edin ح س ن
11 إِنَّ doğrusu
12 اللَّهَ Allah
13 يُحِبُّ sever ح ب ب
14 الْمُحْسِنِينَ iyilik edenleri ح س ن

Askerden, savaştan dolayısıyla ordudan bahsettikten sonra mantıksal olarak bu ordunun ihtiyaçlarının giderilmesinden bahsedilmelidir. Cihad ibadeti ekonomik fedakarlık gerektiren bir ibadettir. Bu ibadetler için harcanacak her kuruş Allah yolunda harcanmış demektir. ”Kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın” ayetinde geçen “tehlike” Allah yolunda harcamayı terketmektir. Yani cimriliğinizin kendi kendinizi yok etmesine izin vermeyin. Harcamaya gelince yapabileceğinizin en iyisini yapın.


وَاَنْفِقُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَلَا تُلْقُوا بِاَيْد۪يكُمْ اِلَى التَّهْلُكَةِۚۛ


Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْفِقُوا  fiili  ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. ف۪ي سَب۪يلِ  car mecruru  اَنْفِقُوا  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

وَ  atıf harfidir. لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تُلْقُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir.  بِاَيْد۪ي  car mecruru  تُلْقُوا  fiiline müteallik olup  ي  üzere mukadder kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اِلَى التَّهْلُكَةِ  car mecruru  تُلْقُوا  fiiline mütealliktir.  

لأيدي ; mankus isimlerdendir. Çoğuldur. Nekre geldiği zaman sonundaki  ي harfi hazf edilir. Ref ve cer hallerinde sonunda damme ve kesra takdir edilir. Mansub olduğunda  ي  harfi hazf olmaz. Görünür ve sonuna tenvin elifi gelir. يد  kelimesinin bir diğer çoğulu  أياد  şeklindedir. Aynı şekilde irab edilir. Ancak gayrı munsarıf olduğu için tenvin almaz.  

Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ile matufun aleyh arasında irab bakımından, siga bakımından, cümlelerin haberî veya inşaî olması bakımından uyum olur. mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz.Matufun irabı her zaman için matufun aleyhe uyar.

تُلْقُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  لقي ’dir. 

اَنْفِقُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  نفق ’dir. 

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

وَاَحْسِنُواۚۛ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. اَحْسِنُوا  fiili  ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

ٱللَّهَ  lafza-i celâl  إِنَّ ’ nin ismi olup fetha ile mansubdur. يُحِبُّ  cümlesi,  إِنَّ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

يُحِبُّ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. الْمُحْسِن۪ينَ  mef‘ûlun bih olup nasb alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanırlar. 

اَحْسِنُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  حسن ’dir. 

يُحِبُّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  حبب ‘dir.

الْمُحْسِن۪ينَ  ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


وَاَنْفِقُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَلَا تُلْقُوا بِاَيْد۪يكُمْ اِلَى التَّهْلُكَةِۚۛ وَاَحْسِنُواۚۛ  


Mütekellimin Allah Teâlâ olduğu ayette  و , istînâfiyyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı) 

Ayetin, önceki ayetteki  اتَّقُوا اللّٰهَ cümlesine atfı da caizdir. İlk cümle  وَاَنْفِقُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي  harfindeki zarfiyyet manası dolayısıyla Allah’ın yolu içine girilebilen maddi bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü Allah yolu hakiki manada zarfiyyeye, yani içine girilmeye müsait değildir. Ancak Allah'ın emrine uymanın önemini ifade etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.

سَب۪يلِ اللّٰهِ  izafeti, lafzâ-i celâle muzâf olan  سَب۪يلِ  için tazim ve şeref ifade eder.

سَب۪يلِ اللّٰهِ  ibaresinde istiare vardır. سَب۪يلِ  kelimesi yol demektir. Allah’ın dini anlamında müsteardır. Hedefe ulaştırması bakımından benzer oldukları için din, yola benzetilmiştir. 

 وَلَا تُلْقُوا بِاَيْد۪يكُمْ اِلَى التَّهْلُكَةِۚۛ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la  وَاَنْفِقُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Emir üslubundan nehiy üslubuna iltifat sanatı vardır.

بِاَيْد۪يكُمْ  [Ellerinizle] ifadesinden maksat kişinin nefsidir. Cüz-kül alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatı vardır.

وَاَحْسِنُوا  cümlesi atıf harfi  وَ ‘la  اَنْفِقُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ  cümlesine hükümde ortaklık nedeniyle atfedilmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

اَحْسِنُوا  kelimesinde irsâd sanatı vardır.

Ayetteki emir sıygası vücûb ifade eder. Bu gibi anlamlarda yukarıdan aşağıya doğru (otoriter) bir emir söz konusudur. Bunun dışında bir anlam üstlenebilmesi için karîne bulunması gerekir. (Mustafa Kayapınar, Belâğatta Talebî İnşâ)

Bu ayet-i kerime Hudeybiye hadisesi hakkındadır. Burada  سَب۪يلِ اللّٰهِ [Allah yolu] ile kastedilen savaş ve cihad yoludur. Allah rızasını kazanmak için girilen her yola da ‘’Allah yolu’’ denilebilir. Çünkü bir gayeye ulaşmak isteyen kişi onun için bir yol arar. Yani burada kastedilen Allah’ın rızasına ve ecrine kavuşmak için aranan yol ve yöntemdir.

وَلَا تُلْقُوا بِاَيْد۪يكُمْ اِلَى التَّهْلُكَةِۚۛ [Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.] Bir görüşe göre bu “Canlarınızı tehlikeye atmayın.” demektir. Burada can kelimesi hazfedilmiştir. بِ  harfi edattır. Bir görüşe göre  بِ  harfi zaiddir. Burada ‘eller’ ile bütün vücut kastedilmiştir. “İyilik yapın”, yani mali yardımda bulunarak fakirlere iyilik yapın. Allah fakirlere iyilik yapanları sever. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)

Zemahşerî; bu ayette geçen  بِاَيْد۪يكُمْ  kelimesindeki  بِ ’ nın zaid olduğunu dile getirmiştir. Fadl Hasan Abbâs ise buradaki  بِ ’nın ta’diyet ve bazen de sebebiyet ifade ettiğini belirtmiştir. O takdirde ayetin manası ‘’Burada ‘el’in tehlikenin sebebi olduğunu beyan etmek istiyorsun. Öyleyse mana, Allah yolunda infak ediniz, savaşınız ve kendinizi elinizle tehlikeye atmayınız ki ‘el’ burada helaka sebep olur.’’ (Dr. Zafer Akyüz, Fadl Hasan Abbâs Ve Belâgat İlmindeki Yeri)

Savaş için maddi destek, para lazımdır. Allah yolunda savaş yapmak için hazırlık yapmaktan, infak etmekten vazgeçmek ile kendinizi tehlikeye atmayın demektir. Allah yolunda infak etmemek kendini tehlikeye atmak olarak ifade edilmiştir.


اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ


Ta’liliyye olarak fasılla gelen son cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır. Lafz-ı celâl müsnedün ileyh, يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ  cümlesi müsneddir.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması teberrük, telezzüz ve muhabbet duyguları uyandırmak içindir. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar ifade etmektedir. Ayrıca muzari fiil olayı zihinde canlandırmayı sağlayarak muhatabı etkiler. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla, sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler.

الْمُحْسِن۪ينَ  ve  اَحْسِنُواۚ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi) 

Ayetin fasılası, mesel tarikinde tezyîl olarak ıtnâb sanatıdır. Tezyîl cümlesi, önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Öncesinde konusu geçen meselin vuku bulmasından bağımsız olarak, ara vermeden başka bir ifadeye yer verilmesidir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.

Sadr; şiirde mısranın ilk yarısına, nesirde fıkranın ilk cümlesine denir. Acz de, şiirde mısranın ikinci yarısına, nesirde fıkranın son cümlesine denir. Dolayısıyla sözün başında ve sonunda birbirine benzer lafızların tekrar edilmesi sanatıdır. Benzer lafızlar sözüyle kastedilen; bu iki lafzın, lafız ve mana açısından aynı olması veya aralarında cinas olması (yani lafzen aynı olmakla beraber manalarının farklı olması), ya da iştikak bakımından aynı ya da benzer olmalarıdır. Bu sanata tasdîr de denir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi) )

Mekkî surelerde azap ve cezadan daha çok bahsedilir. Medenî surelerde ise “Allah sever” veya “sevmez” gibi ifadeler ağırlıklıdır. Önceleri insanlar üzerinde daha çok etkili olan korkutma idi. Sonra iman iyice yerleşince inanan kişilere yönelik ifadeler gelmiştir.

Muhsin, Allah'ı görür gibi yaşamak olarak tarif edilebilir. (Cibril hadisine dayanarak)


Bakara Sûresi 196. Ayet

وَاَتِمُّوا الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلّٰهِۜ فَاِنْ اُحْصِرْتُمْ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِۚ وَلَا تَحْلِقُوا رُؤُ۫سَكُمْ حَتّٰى يَبْلُغَ الْهَدْيُ مَحِلَّهُۜ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَر۪يضاً اَوْ بِه۪ٓ اَذًى مِنْ رَأْسِه۪ فَفِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ اَوْ صَدَقَةٍ اَوْ نُسُكٍۚ فَاِذَٓا اَمِنْتُمْ۠ فَمَنْ تَمَتَّعَ بِالْعُمْرَةِ اِلَى الْحَجِّ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِۚ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلٰثَةِ اَيَّامٍ فِي الْحَجِّ وَسَبْعَةٍ اِذَا رَجَعْتُمْۜ تِلْكَ عَشَرَةٌ كَامِلَةٌۜ ذٰلِكَ لِمَنْ لَمْ يَكُنْ اَهْلُهُ حَاضِرِي الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ۟  ١٩٦


Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve benzer sebeplerle) engellenmiş olursanız artık size kolay gelen kurbanı gönderin. Bu kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden her kim hastalanır veya başından rahatsız olur (da tıraş olmak zorunda kalır)sa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi, ya da kurban kesmesi gerekir. Güvende olduğunuz zaman hacca kadar umreyle faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser. Kurban bulamayan kimse üçü hacda, yedisi de döndüğünüz zaman (olmak üzere) tam on gün oruç tutar. Bu (durum), ailesi Mescid-i Haram civarında olmayanlar içindir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve Allah’ın cezasının çetin olduğunu bilin.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَأَتِمُّوا ve tamamlayın ت م م
2 الْحَجَّ haccı ح ج ج
3 وَالْعُمْرَةَ ve ömreyi ع م ر
4 لِلَّهِ Allah için
5 فَإِنْ eğer
6 أُحْصِرْتُمْ engellenmiş olursanız ح ص ر
7 فَمَا şeyi (kesin)
8 اسْتَيْسَرَ kolayınıza gelen ي س ر
9 مِنَ -dan
10 الْهَدْيِ kurban- ه د ي
11 وَلَا
12 تَحْلِقُوا tıraş etmeyin ح ل ق
13 رُءُوسَكُمْ başlarınızı ر ا س
14 حَتَّىٰ kadar
15 يَبْلُغَ varıncaya ب ل غ
16 الْهَدْيُ kurban ه د ي
17 مَحِلَّهُ yerine ح ل ل
18 فَمَنْ kim (varsa)
19 كَانَ olan ك و ن
20 مِنْكُمْ içinizden
21 مَرِيضًا hasta م ر ض
22 أَوْ ya da
23 بِهِ bulunan
24 أَذًى bir rahatsızlığı ا ذ ي
25 مِنْ -ndan
26 رَأْسِهِ başı- ر ا س
27 فَفِدْيَةٌ fidye (versin) ف د ي
28 مِنْ
29 صِيَامٍ oruçtan ص و م
30 أَوْ veya
31 صَدَقَةٍ sadakadan ص د ق
32 أَوْ veya
33 نُسُكٍ kurbandan ن س ك
34 فَإِذَا zaman
35 أَمِنْتُمْ güvene kavuştuğunuz ا م ن
36 فَمَنْ kimse
37 تَمَتَّعَ faydalanmak isteyen م ت ع
38 بِالْعُمْرَةِ ömre ile ع م ر
39 إِلَى kadar
40 الْحَجِّ hac (zamanın)a ح ج ج
41 فَمَا şeyi (kessin)
42 اسْتَيْسَرَ kolayına geleni ي س ر
43 مِنَ -dan
44 الْهَدْيِ kurban- ه د ي
45 فَمَنْ kimse
46 لَمْ
47 يَجِدْ (kurban) bulamayan و ج د
48 فَصِيَامُ oruç tutar ص و م
49 ثَلَاثَةِ üç ث ل ث
50 أَيَّامٍ gün ي و م
51 فِي
52 الْحَجِّ hacda ح ج ج
53 وَسَبْعَةٍ ve yedi gün س ب ع
54 إِذَا zaman
55 رَجَعْتُمْ döndüğünüz ر ج ع
56 تِلْكَ böylece
57 عَشَرَةٌ on (gündür) ع ش ر
58 كَامِلَةٌ tamamı ك م ل
59 ذَٰلِكَ bu
60 لِمَنْ kimseler içindir
61 لَمْ
62 يَكُنْ olmayanlar ك و ن
63 أَهْلُهُ ailesi ا ه ل
64 حَاضِرِي hazır ح ض ر
65 الْمَسْجِدِ Mescid-i س ج د
66 الْحَرَامِ Haram’da ح ر م
67 وَاتَّقُوا sakının و ق ي
68 اللَّهَ Allah’tan
69 وَاعْلَمُوا ve bilin ki ع ل م
70 أَنَّ gerçekten
71 اللَّهَ Allah’ın
72 شَدِيدُ şiddetlidir ش د د
73 الْعِقَابِ cezası ع ق ب

İslamdan önceki eski araplara göre umre Recep ayında hac ta hac aylarında Şevval-Zilkade-Zilhicce de yapılırdı. Hac ayında önce umre yapılamazdı.Ayet açık olarak hacca kadar umre ile faydalanılabileceğini (bu Allah’tan kula bir hediyedir) söylüyor.

Ayetin sonunda gelen “iqaab” yapılan kötü işlerin ardından gelen ceza anlamına gelir.Yani Hac ve umreyi Allah için tamamlayın ve hac işinde son derece takva sahibi olun, Allah’a isyandan sakının. Bilin ki Allah’ın azabı şiddetlidir.

Hac, Adem rolünü oynayan her bir insanın yitirdiği cenneti aramaya çıkmasıdır. Hac, mahşerin provasıdır.

 Rabbim hepimize takva ile tamamlayacağımız hac ve umreler nasip eyle...

Al-Arabiyya kanalının duygusal, unutulmaz sahneleriyle hacc dökümantasyonu:

https://youtu.be/LYx55_ssI-g

Riyazus Salihin, 1281 Nolu Hadis

Abdullah İbni Abbâs radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Ramazan ayında yapılan umre, tam bir hac sayılır, yahut  da benimle birlikte yapılmış bir haccın yerini tutar."

Buhârî, Umre 4; Müslim, Hac 221. Ayrıca bk. Tirmizî, Hac 55; Ebû Dâvûd, Menâsik 89; Nesâî, Sıyâm 6; İbni Mâce, Menâsik 45

Riyazus Salihin, 1275 Nolu Hadis

Ebû Hureyre  radıyallahu anh şöyle dedi: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'e:

-  En üstün amel hangisidir? diye soruldu.

- "Allah ve Rasûlün’e iman etmektir" buyurdu.

- Sonra hangisidir? denildi.

- "Allah yolunda cihad etmektir" buyurdu.

-  Sonra hangisidir? denildi.

- "Makbul olan hacdır" buyurdu.

Buhârî, Îmân 18, Hac 4, 34, 102, Umre 1, Sayd 26, Cihâd 1, Tevhîd 47; Müslim, İman 135, Hac 204, 437. Ayrıca bk. Tirmizî, Fedâilü'l-cihâd 22, Hac 88; Nesâî, Hac 4, 5, 6, Cihâd 17; İbni Mâce, Menâsik 3

 Ra'ese رأس :

  رَاْسٌ iyi bilinmekte olan baş demektir. Çoğulu رُؤُوسٌ şeklinde gelir. Ayrıca رَاْسٌ reis/lider anlamında da kullanılır.  (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de isim olarak 18 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri reis ve riyâsettir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

Kur’ân’ı Kerim’de kurban için farklı kelimeler (kurban, nusuk, hedy) kullanılmıştır. Hedy kelimesi üçü bu ayette olmak üzere toplam dört defa (diğeri Maide/2); kurban kelimesi Ali İmran/183 ve Maide/27’de olmak üzere iki defa; nusuk da biri bu ayette diğeri Enam/162’de olmak üzere iki kere kullanılmıştır.

 Nusuk gümüşün eritilip kalıba dökülmesidir. Gümüşten kalıba dökülen her parçaya nesîke denir. Daha sonra ibadet eden kimseye, posasından ayrılmış, erimiş saf maden gibi, nefsini günah kirlerinden temizleyip arındırdığı için ‘nâsik’ ismi verilmiştir. Yine Allah’a yaklaştıran ibadetlerin en şereflilerinden olduğu için kesilen kurbana da ‘nusuk’  denmiştir.


وَاَتِمُّوا الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلّٰهِۜ فَاِنْ اُحْصِرْتُمْ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِۚ وَلَا تَحْلِقُوا رُؤُ۫سَكُمْ حَتّٰى يَبْلُغَ الْهَدْيُ مَحِلَّهُۜ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  اَتِمُّوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. الْحَجَّ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansudur. الْعُمْرَةَ  atıf harfi و ’ la makabline matuftur. لِلّٰهِ  car mecruru  اَتِمُّوا  fiiline mütealliktir. 

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اُحْصِرْتُمْ  şart fiili olup, sükun üzere mebni meçhul mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Muttasıl zamir  تُمْ  naib-i fail olarak mahallen merfûdur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

İsim cümlesidir. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  mübteda olarak mahallen merfûdur. Haberi mahzuftur. Takdiri, واجب عليكم (Size gereklidir.) şeklindedir. İsm-i mevsûlun sılası  اسْتَيْسَرَ ‘ dır. Îrabtan mahalli yoktur.

اسْتَيْسَرَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir.  مِنَ الْهَدْيِ  car mecruru  اسْتَيْسَرَ ‘ deki failin mahzuf haline mütealliktir. 

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَحْلِقُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. رُؤُ۫سَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

حَتّٰى  gaye bildiren cer harfidir. يَبْلُغَ  fiilini gizli  اَنْ  ile nasb ederek anlamını masdara çeviren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  تَحْلِقُوا  fiiline müteallik olup, mahallen mecrurdur. 

يَبْلُغَ  fetha ile mansub muzari fiildir. الْهَدْيُ  fail olup damme ile merfûdur. مَحِلَّ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mansubdur.

حَتّٰٓى  edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette harf-i cer şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَتِمُّوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  تمم ’dir. 

اُحْصِرْتُمْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  حصر ‘dır.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.  

اسْتَيْسَرَ  fiili, sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsisi, يسر ‘dir. 

Bu bab fiile taleb,tahavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamlar katar. 

 


 فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَر۪يضًا اَوْ بِه۪ٓ اَذًى مِنْ رَأْسِه۪ فَفِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ اَوْ صَدَقَةٍ اَوْ نُسُكٍۚ

 

İsim cümlesidir. فَ  atıf harfidir. مَنْ  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كَانَ ‘nin dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir.

كَانَ ’ nin ismi, müstetir olup takdiri هُو ’dir. مِنْكُمْ  car mecruru  كَانَ ’ nin isminin mahzuf haline mütealliktir. مَر۪يضًا  kelimesi  كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur.

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder.  بِه۪ٓ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. اَذًى  muahhar mübteda olup elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Maksur isimdir. مِنْ رَأْسِه۪  car mecruru  اَذًى ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

فِدْيَةٌ  mübteda olup damme ile merfûdur. Haberi mahzuftur. Takdiri, فعليه فدية (fidye vermesi gerekir) şeklindedir.  مِنْ صِيَامٍ  car mecruru  فِدْيَةٌ ’ nin mahzuf sıfatına mütealliktir. صَدَقَةٍ  ve  نُسُكٍ  kelimeleri atıf harfi  اَوْ ’ le  صِيَامٍ ’ a matuftur. 

Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ile matufun aleyh arasında irab bakımından, siga bakımından, cümlelerin haberî veya inşaî olması bakımından uyum olur. mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz.Matufun irabı her zaman için matufun aleyhe uyar.

اَوْ : Türkçede “veya, yahut, ya da, yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 فَاِذَٓا اَمِنْتُمْ۠ فَمَنْ تَمَتَّعَ بِالْعُمْرَةِ اِلَى الْحَجِّ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِۚ 

 

Fiil cümlesidir. فَ  atıf harfidir. إِذَا  şart manalı ,cümleye muzâf olan,cezmetmeyen zaman zarfı olup, cevaba mütealliktir. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. اَمِنْتُمْ۠  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

اَمِنْتُمْ۠  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ۠  fail olarak mahallen merfûdur. 

فَ  harfi  اِذَٓا ‘ nın cevabının başına gelen rabıta harfidir.

مَنْ  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.

تَمَتَّعَ  şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir.  بِالْعُمْرَةِ  car mecruru  تَمَتَّعَ  fiiline mütealliktir. اِلَى الْحَجِّ  car mecruru  تَمَتَّعَ  ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, تمتّع مستمرّا بالتمتّع إلى الحج (Haccın faydalarından yararlanın) şeklindedir.

ف  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

Müşterek ism-i mevsûl  مَا  mübteda olarak mahallen merfûdur. Haberi mahzuftur. Takdiri, فعليكم ما (size düşen şey...) şeklindedir. İsm-i mevsûlun sılası اسْتَيْسَرَ ‘ dir. Îrabtan mahalli yoktur.

اسْتَيْسَرَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو’ dir. مِنَ الْهَدْيِ  car mecruru mahzuf hale mütealliktir. 

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: a)  (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b)  (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c)  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

تَمَتَّعَ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi  متع ’dir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar. 

اسْتَيْسَرَ  fiili, sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsisi, يسر ‘dir. 


فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلٰثَةِ اَيَّامٍ فِي الْحَجِّ وَسَبْعَةٍ اِذَا رَجَعْتُمْۜ 


İsim cümlesidir. فَ  atıf harfidir. مَنْ  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.

لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir. 

يَجِدْ  şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.   

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

صِيَامُ  mübteda olup damme ile merfûdur. Haberi mahzuftur. Takdiri, فعليه صيام (oruç tutması gerekir) şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır.  ثَلٰثَةِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. اَيَّامٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  فِي الْحَجِّ  car mecruru  صِيَامُ ‘ a mütealliktir.  سَبْعَةٍ  atıf harfi  وَ  ile  ثَلٰثَةِ ’ e matuftur.

إِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kesin olan durumlar için gelir.  رَجَعْتُمْ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

رَجَعْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ۠  fail olarak mahallen merfûdur. 

3 ile 10 arası sayıların temyizinde, önce sayı, sonra temyiz gelir. Sayı muzaf, temyiz muzafun ileyh olur. Muzafun harekesi cümledeki konumuna göre değişir. Muzafun ileyh daima mecrurdur. Bu yüzden sayı muzaf olduğu için cümledeki konumuna göre irabını alır, temyiz muzafun ileyh olduğu için daima mecrurdur. Temyiz çoğul ve belirsiz olur. Sayı ile temyiz cinsiyet yönünden birbirinin zıttı olur. (Temyiz çoğul olduğu için eril veya dişil olduğunu anlamak için tekiline bakılır.) (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


تِلْكَ عَشَرَةٌ كَامِلَةٌۜ ذٰلِكَ لِمَنْ لَمْ يَكُنْ اَهْلُهُ حَاضِرِي الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ 

İsim cümlesidir. İşaret ismi  تِلْكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. ل  harfi buûd yani uzaklık bildiren harf, ك  ise muhatap zamiridir. عَشَرَةٌ  haberi olup damme ile merfûdur.  كَامِلَةٌ kelimesi  عَشَرَةٌ  ‘nin sıfatı olup damme ile merfûdur.

İşaret ismi  ذٰلِكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. ل  harfi buûd yani uzaklık bildiren harf, ك  ise muhatap zamiridir. مَنْ  müşterek ism-i mevsûl  لِ  harf-i ceriyle mahzuf habere mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  لَمْ يَكُنْ اَهْلُهُ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.

لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder 

يَكُنْ  nakıs, sükun ile meczum muzari fiildir. اَهْلُهُ  kelimesi  يَكُنْ ‘ün ismi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. حَاضِرِي  kelimesi يَكُنْ ‘ ün haberi olup nasb alameti  ي ‘dir. İzafetten dolayı  نْ  düşmüştür. الْمَسْجِدِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. الْحَرَامِ  kelimesi  الْمَسْجِدِ ’nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur.

حَاضِرِي  ifadesi çoğuldur ve  كان ’nin haberi olduğundan mahallen mansubdur. İzafet sebebiyle sonundaki  نْ  harfi hazfedilmiştir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr) 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette ikiside müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَامِلَةٌۜ  , sülâsi mücerredi  كمل  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ۟

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. اتَّقُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. اللّٰهَ  lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

وَ  atıf harfidir. اعْلَمُٓوا  fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنَّ  ve masdar-ı müevvel, اعْلَمُٓوا  fiilinin iki mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

اللّٰهَ  lafza-i celâl  اَنَّ ’ nin ismi olup fetha ile mansubdur. شَد۪يدُ  kelimesi  اَنَّ ’ nin haberi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْعِقَابِ۟  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

اتَّقُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi وقى ’dir. İftial babının fael fiili  و ي ث  olursa fael fiili  ت  harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي  olmuş, sonra و  harfi  ت 'ye dönüşmüş إتّقي  olmuştur.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

وَاَتِمُّوا الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلّٰهِۜ

 

 

و istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Ayetin ilk cümlesi, emir üslubunda talebî inşaî isnaddır.

وَالْعُمْرَةَ , temasül nedeniyle  الْحَجَّ ‘ye atfedilmiştir.  لِلّٰهِۜ  car-mecruru, وَاَتِمُّوا  fiiline mütealliktir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ, muhatap müslümanlardır.  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

الْحَجَّ - الْعُمْرَةَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

الْحَجَّ  ve  الْعُمْرَةَ  kelimelerinin marife gelişi cins içindir. Bu iki ibadet diğerlerinden farklı olarak muhataplar katında meşhur ibadetlerdendir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)   

Bu ikisini sizden hiçbir kusur ve noksanlık vâki olmaksızın, âdap ve merasimlerine, şartlarına riayet ederek, Allah rızası için tam ve kâmil biçimde gerçekleştirin demektir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Ayetin indiği dönem göz önüne alındığında ince bir idmâc olduğu ortaya çıkmaktadır.  Zira bu ayet indiği zaman henüz hac farz kılınmamıştı. Bu yüzden hacdan bahsedilmesinde, o anda müşriklerin elinde olan Kâbe’nin ileride müminlerin eline geçeceğine bir müjde ve haccın farz kılınacağına bir işaret vardır. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları)

 فَاِنْ اُحْصِرْتُمْ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِۚ

 

Ayetin ikinci cümlesi  فَ  ile istînâf cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubundan şart üslubuna iltifat sanatı vardır.

Şart üslubundaki terkipte şart cümlesi olan  اُحْصِرْتُمْ  müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اُحْصِرْتُمْ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)  

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi olan  فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müşterek ism-i mevsûl  مَا  , mübteda konumundadır. Mevsulü her zaman takibeden sılası olan  اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Haber mahzuftur. Takdiri, واجب عليكم (Size gereklidir.) şeklindedir.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşmuş terkip, şart üslubunda faideî haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

اِنْ , şart cümlesinin vuku bulması nadir olan durumlarda kullanılan şart harfidir.

Şart edatı  اِنْ , mazi fiilin başına gelebilir. Bu durumda, hasıl olmamış bir şeyi hasıl olmuş gibi göstermeyi, ya da fiilin gerçekleşmesi konusundaki şiddetli arzuyu ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

مَا اسْتَيْسَرَ  mübteda olarak merfûdur. Cümle ...عليكم ما استيسر [Ona kolayına gelen -bir kurban - gerekir] şeklinde takdir edilir. Yahut, فاهدوا ما استيسر  [Kolayınıza gelen -bir kurban- sevk edin! ] takdirine göre mansub kılınmıştır.(Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’ t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

 

وَلَا تَحْلِقُوا رُؤُ۫سَكُمْ حَتّٰى يَبْلُغَ الْهَدْيُ مَحِلَّهُۜ

 

Cümle, atıf harfi  وَ ‘la  istînâf cümlesine atfedilmiştir. Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubundan nehiy üslubuna iltifat sanatı vardır.

Gaye bildiren harf-i cer  حَتّٰى ‘nın, gizli  أنْ ‘le masdar yaptığı  يَبْلُغَ الْهَدْيُ مَحِلَّهُ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel mecrur mahalde olup,  حَتّٰى  ile birlikte  تَحْلِقُوا   fiiline mütealliktir. Muzari fiil hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لَا تَحْلِقُوا رُؤُ۫سَكُمْ  [Başlarınızı kesmeyin] ifadesinde cüz-kül veya kevn-i sâbık alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Kesilen baştaki saçlardır. 

رَّأۡسِ - رُءُوسَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

[Eğer alıkonulursanız.] Yani bir hastalık veya düşman sebebiyle tamamlama fırsatı bulamazsanız demektir. Halîl b. Ahmed şöyle demiştir: “Hasr, hapsetmek anlamına gelir. İhsâr hacının bir hastalık veya başka bir mazeretle hac şartlarını yerine getirememesidir.” Bazı sahabeden rivayet edildiğine göre bacağı kırılan veya topal hale gelen yolundan engellenmiş demektir.” Bu, hanefîlerin  görüşüdür. İmam Şâfiî şöyle demiştir: İhsâr sadece düşman tarafından yapılabilir. Çünkü Hz. Peygamber aleyhisselam ve ashabının umreden alıkonulması düşmanlar sebebiyleydi. Çünkü Allah Teâlâ ayetin devamında “güvenliğe kavuştuğunuzda” buyurmuştur. Bu da düşman korkusunun gitmesi demektir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)

لَا تَحْلِقُوا رُؤُ۫سَكُمْ حَتّٰى يَبْلُغَ الْهَدْيُ مَحِلَّهُۜ [Hediye yerine varıncaya kadar  başınızı tıraş etmeyin.] Hitap hacdan alıkonulanlaradır. Yani Harem’e gönderdiğiniz kurbanın, kesilmesi gereken “mahalline” vardığını bilinceye dek ihramdan çıkmayın! Borcun mahalli ise onun kazasının vacip olduğu vakittir ki, bu Ebû Hanîfe Rahimehullah’ın mezhebidir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)


فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَر۪يضًا اَوْ بِه۪ٓ اَذًى مِنْ رَأْسِه۪ فَفِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ اَوْ صَدَقَةٍ اَوْ نُسُكٍۚ

 

Cümle  فَ  ile … لَا تَحْلِقُوا  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Nehiy üslubundan şart üslubuna iltifat sanatı vardır.

Şart üslubundaki terkipte  مَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَر۪يضاً اَوْ بِه۪ٓ اَذًى مِنْ رَأْسِه۪  cümlesi şarttır. Şart ismi  مَنْ  mübteda,  كان ’nin dahil olduğu  كَانَ مِنْكُمْ مَر۪يضاً اَوْ بِه۪ٓ اَذًى مِنْ رَأْسِه۪  şeklindeki isim cümlesi haberdir. 

Cümlede takdim tehir sanatı vardır.  كَانَ ’nin isminin mahzuf haline müteallik  مِنكُم  car-mecruru ihtimam için  كَانَ ’nin haberi olan  مَر۪يضاً ‘e takdim edilmiştir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Muhayyerlik ifade eden  اَوْ  atıf harfiyle müsned olan  مَر۪يضاً ‘e atfedilen  بِه۪ٓ اَذًى مِنْ رَأْسِه۪  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Car mecrur  بِه۪ٓ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  اَذًى , muahhar mübtedadır. 

مِنْ رَأْسِه۪  car mecruru  اَذًى ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

فَ  karinesiyle gelen   فَفِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ اَوْ صَدَقَةٍ اَوْ نُسُكٍ   şeklindeki cevap cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır. فِدْيَةٌ , takdiri  فعليه فدية (fidye vermesi gerekir) olan mahzuf haber için mübtedadır. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

مَر۪يضًا - اَذًى  ve  صِيَامٍ - صَدَقَةٍ - نُسُكٍۚ  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَر۪يضًا اَوْ بِه۪ٓ اَذًى مِنْ رَأْسِه۪  [Sizden her kim hasta olursa yahut başından bir rahatsızlığı varsa] ifadesinde kastedilen kişiye eziyet veren ve ağır gelen baş ağrısı, yarım baş ağrısı ve bit gibi şeylerdir. [Bu kişiye fidye gerekir.] Yani eğer başını tıraş ederse ona fidye gereklidir. Burada ‘gereklidir’ ifadesi hazfedilmiştir. مِنْ اَيَّامٍ اُخَرَۜ [Diğer zamanlarda birkaç gün…] (Bakara 2/185) ayetinde olduğu gibi. [Oruç veya sadaka veya kurban olmak üzere fidye gerekir.] Bu ayeti kerime Kâ‘b b. Acre hakkında nazil olmuştur. Bu zat, yüzünde bitler uçuşurken Hz. Peygamber aleyhisselamın yanına uğramıştı. Hz. Peygamber (s.a.v) kendisine “Ey Kâ‘b! Başındaki bu bitler sana zarar veriyor mu?” diye sormuştu. “Evet” diye cevap vermiş, bunun üzerine bu ayet nazil olmuştur. Hz. Peygamber ona üç gün oruç tutmasını veya altı fakire her birine yarım olmak üzere toplamda üç sâ’ buğday vermesini veya bir koyun kesmesini söyledi. Burada kullanılan  اَوْ  edatı muhayyerlik için getirilmiştir.  نُسُكٍۚ  ibadet maksadıyla Allah’a yaklaşmak için kesilen kurbandır. Ayette bahsedilen hasta, başını tıraş ettiği zaman rahatlayacak veya şifa bulacak hastadır. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)

نُسُكٍۚ  daha çok hacda yapılan ibadetler için kullanılır. (Oruç, sadaka veya bir Hac ibadeti.)


فَاِذَٓا اَمِنْتُمْ۠ فَمَنْ تَمَتَّعَ بِالْعُمْرَةِ اِلَى الْحَجِّ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِۚ

 

Cümle atıf harfi  وَ ‘ la مَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَر۪يضاً  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. 

اِذَا şart manalı, cümleye muzaf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı, şartın cevap cümlesidir. Şart cümlesi olan  اَمِنْتُمْ۠ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

فَ  karinesiyle gelen  اِذَٓ ‘nın cevap cümlesi olan  فَمَنْ تَمَتَّعَ بِالْعُمْرَةِ اِلَى الْحَجِّ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِۚ , şart üslubunda gelmiştir. Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi  فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müşterek ism-i mevsûl  مَا  , mübteda konumundadır. Mevsulü her zaman takibeden sılası olan   اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Haber mahzuftur. Takdiri, واجب عليكم (Size gereklidir.) şeklindedir.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşmuş terkip, şart üslubunda faideî haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır. 

Hac ve umrenin tamamlanmasıyla ilgili olan ifade, ayetin başında emir üslubunda burada ise şart üslubunda gelerek  tekrarlanmıştır. İki cümle arasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

الْعُمْرَةِ - الْحَجِّ  kelimeleri arasında murâât-ı nazîr, bu iki kelimenin ayette tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.


فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلٰثَةِ اَيَّامٍ فِي الْحَجِّ وَسَبْعَةٍ اِذَا رَجَعْتُمْۜ


Cümle atıf harfi  فَ  ile  فَمَنْ تَمَتَّعَ بِالْعُمْرَةِ اِلَى الْحَجِّ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Şart üslubundaki terkipte  فَمَنْ لَمْ يَجِدْ  şart cümlesi şarttır. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi formunda gelmiştir.

Şart ismi  مَنْ  mübtedadır. Haber olan  لَمْ يَجِدْ  cümlesi menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin menfî muzari fiil sıygasında cümle olarak gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar anlamları katmıştır. Ayrıca muzari fiilde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır.

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi  فَصِيَامُ ثَلٰثَةِ اَيَّامٍ فِي الْحَجِّ وَسَبْعَةٍ اِذَا رَجَعْتُمْۜ , mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

صِيَامُ ثَلٰثَةِ اَيَّامٍ  izafeti muahhar mübtedadır. Haber mahzuftur. Takdiri … فعليه صيام (oruç tutması gerekir) olan haberin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. 

فِي الْحَجِّ  car-mecruru  صِيَامُ ’ya mütealliktir.

اِذَا , şarttan mücerret, cümleye muzaf olan zaman zarfıdır. Müteallakı, صِيَامُ ’un mahzuf haberidir. Muzafun ileyh olan  رَجَعْتُمْ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır 

Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

فِي الْحَجِّ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla  الْحَجِّ , içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü hac, hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Mübalağa için bu üslup kullanılmıştır.

 

تِلْكَ عَشَرَةٌ كَامِلَةٌۜ 


تِلْكَ عَشَرَةٌ كَامِلَةٌۜ  cümlesi, itiraziyye olarak fasılla gelmiştir. İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i muteriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâbtır.  

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedün ileyhin uzağı işaret etmekte kullanılan işaret ismi ile marife olması, dikkatleri işaret edilene yoğunlaştırmak ve onu yüceltmek içindir.  تِلْكَ ‘de istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  تِلْكَ  ile hükümlere işaret edilmiştir. Müsnedün ileyhin uzağı işaret etmekte kullanılan işaret ismi ile marife olması, dikkatleri işaret edilene yoğunlaştırmak ve onu yüceltmek içindir.  تِلْكَ ‘de istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  تِلْكَ  ile hükümlere işaret edilmiştir. Müsnedün ileyhin uzağı işaret etmekte kullanılan işaret ismi ile marife olması, dikkatleri işaret edilene yoğunlaştırmak ve onu yüceltmek içindir.  تِلْكَ ‘de istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  تِلْكَ  ile hükümlere işaret edilmiştir. تِلْكَ  mübteda,  عَشَرَةٌ كَامِلَةٌۜ , haberdir.

Cümlede müsnedün ileyhin cem ve tecessüm ifade eden işaret ismiyle marife olması işaret edilenleri tazim ifade eder. 

Hacdaki oruç günlerine işaret eden  تِلْكَ ‘de istiare sanatı vardır.

Bilindiği gibi işaret isimleri mahsus şeyler için kullanılır. Burada olduğu gibi aklî bir şeye işaret ismiyle işaret edilirse aklî olan hissî olana benzetilmiş olduğundan, istiare oluşur. Câmi’ her ikisindeki vücudun tahakkukudur.

عَشَرَةٌ için sıfat olan  كَامِلَةٌۜ , mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Bir cümlenin öğeleri arasına veya anlamca ilgili iki cümle arasına anlamı pekiştirmek, güzelleştirmek veya tenzih, tazim, tenbih, dua gibi amaçlarla bir kelime, cümle yahut cümleler getirilerek ıtnâb sağlanır. Bu cümleler, genellikle öndeki kelime veya cümleyle bağlantılı olarak sırası ve yeri gelmişken hemen kaydedilmesi gerekli açıklayıcı notlar şeklinde gelir. (TDV İslam ansiklopedisi. Itnâb bab.) 

Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamda bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan/57, s. 190)

عَشَرَةٌ  kelimesi, كَامِلَةٌ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

ثَلٰثَةِ - سَبْعَةٍ - عَشَرَةٌ  kelimeleri arasında murâât-ı nazîr sanatı vardır. 

تَمَتَّعَ , [metalanmak] demektir. Muta nikahı ve temettü haccı bu fiilden türemiş kullanımlardır.

سَبْعَةٍ اِذَا رَجَعْتُمْ  cümlesinde gaipten muhataba dönüş vardır. Bu da edebî güzelliklerden iltifat sanatıdır.

عَشَرَةٌ كَامِلَةٌ  ifadesinde tafsilden sonra icmal vardır. Bu, ıtnâb kabi­linden bir sanattır. Oruca devam etmenin onu basite almamanın veya gün­lerinin sayısını eksiltmemenin gerektiğini vurgular. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir) 

[Her kim kurban kesecek imkân bulamazsa.] Yani  الْهَدْيِ /kurban için imkân bulamazsa demektir. [Hac sırasında üç gün oruç tutar.] Yani hac günlerinde üç gün oruç tutması gerekir. Bu da Zilhicce’nin dokuz günüdür. İsterse peş peşe isterse farklı günlerde tutar. Çünkü ayette [üç gün oruç] ifadesi “peş peşe” kaydı olmaksızın, mutlak olarak kullanılmıştır. [Memleketine döndüğünüzde de yedi gün.] Hacdan döndüğünüzde yani onu bitirdiğinizde yedi gün oruç tutmanız gerekir. Şâfiî’ye göre burada kastedilen hac yapan kişinin memleketine dönmesidir. Yani memleketine dönmeden yedi gün oruç tutmak câiz olmaz. تَمَتَّعَ  fiili üçüncü şahıs kalıbında gelmiştir, çünkü burada مَنْ edatının fiilidir. [Oruç] kelimesinin başında gizli bir “üzerine gerekir” ifadesi vardır. Çünkü bu kelimedeki zamir فَمَنْ لَمْ يَجِدْ [Kurban kesmeye imkân bulmayan] ifadesine döner. [Döndüğünüz zaman yedi gün] ifadesi umuma hitaptır. Çünkü ayetin başı [Güvene kavuştuğunuzda] şeklindedir. Takdiri şöyledir: Siz temettü haccı yaptığınız zaman size bunlar gerekir. Burada tekil ve üçüncü şahıs iki cümle arasında bulunan men edatına, çoğul ve ikinci şahıs kipleri ise başında mezkûr olan şahıslara dönmektedir. [Böylece tam on gün olur.] Yani hedy kurbanının bedeli olarak noksansız on gün olur. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)


ذٰلِكَ لِمَنْ لَمْ يَكُنْ اَهْلُهُ حَاضِرِي الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ 


Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisaldir. 

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

ذٰلِكَ  mübtedadır. Haberin mahzuf oluşu, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Müsnedün ileyh işaret ismiyle marife olmuştur. İşaret ismi, işaret edilen kelimeyi kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna delalet eder.

Müşterek ismi mevsûl  مَنْ  harf-i cer nedeniyle mecrur mahalde olup  ذَ ٰ⁠لِكَ ’nin mahzuf haberine müteallıktır. 

İşaret isminde istiare vardır. Ayette, Allah’ın inananlara vaadine işaret edilmiştir.  

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

Müşterek ism-i mevsûlün sılası olan  لَمْ يَكُنْ اَهْلُهُ حَاضِرِي الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ , menfi muzari sıygada nakıs fiil  كَان ‘nin dahil olduğu isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

الْمَسْجِدِ  , nakıs fiil  كَان ’nin haberi olan  حَاضِرِي  için, الْحَرَامِ  ise  الْمَسْجِدِ  için sıfattır. Sıfat, metbuunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

تِلْكَ - ذٰلِكَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazir sanatı vardır.  

كَانَ - یَكُنۡ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi;  müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamda bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan/57, s. 190)

[Bu söylenenler, ailesi Mescid-i Harâm civarında oturmayanlar içindir.] Yani temettü haccı Mekke’de ikamet etmeyenler içindir. Burada ailenin zikredilmesi insanın genelde ailesiyle birlikte ikamet etmesi sebebiyledir. Ailenin ikamet etmesiyle kişinin ikamet etmesi kastedilmiştir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr) 

ذٰلِكَ  işaret ismiyle  تَمَتَّعَ ‘ ya işaret olunmaktadır. Çünkü biz Hanefilere göre Mescid-i Harâm’da oturanlar için Temettü haccı da Kıran haccı da yoktur. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)

وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ۟

 

 

و , istînâfiyedir. İstînâfiyye  وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında  ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ۟  cümlesi atıf harfi  وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Tekid ve masdar harfi  اَنَّ ’nin dahil olduğu isim cümlesi  اَنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ۟ , masdar tevilinde  اعْلَمُٓوا  fiilinin iki mef’ûlü yerindedir.

Masdar-ı müevvel;  اَنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

اَنَّ ’nin haberi olan  شَد۪يدُ الْعِقَابِ  izafeti, sözü kısaltmış ve veciz (az sözle çok şey ifade etmek) hale getirmiştir. Bu izafet sıfatın mevsufuna muzâf olması şeklinde lafzî izafettir. Bu üslup, mübalağa içerir.  Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.

Müsned olan  شَد۪يدُ  mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.

İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri C.7 S. 238)

شَد۪يدُ  ve  الْعِقَابِ۟  kelimeleri arasında mürâât-ı nazir sanatı vardır.

Ayeti kerime  اَنَّ اللّٰهَ ذو عقاب شَد۪يدُ  şeklinde gelebilirdi. الْعِقَابِ۟ , شَد۪يدُ ’ın sıfatı olmasına rağmen öne geçmiş ve mevsufuna muzâf olmuştur. ‘Allah’ın cezası şiddetlidir’ yerine, [Allah, cezası şiddetli olandır] buyurulmuştur. Bu ifadede bir vurgu vardır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) ve sahabe hicretin 6. yılında umreye niyet etmişler ama geri dönmüşlerdi. Bu ayet bir yıl sonra yani yedinci yılda nazil olmuştur. Araplar Hac aylarında umre yapmazlardı. Bu ayetle buna izin verilmiş oldu.

وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ۟  cümlesinde, işin büyüklüğünü göstermek ve kalplere korku salmak için zamir yerine, Allah lafzı açık isim olarak getirilmiştir.(Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir) 

Günün Mesajı
Müminin baskı, işkence ve sürgün edilmek şeklinde fitneye maruz bırakılması öldürülmesi gibidir, hatta ondan da daha ağırdır. Fitne; içinde altın madeni bulunan toprak kütlelerini kazana atıp kaynatmak ve neticede altın elde etmek demektir. Terim olarak Allah'a şirk koşmak ve bunu bir hayat tarzı haline getirmek, küfrü yaymak Allah'ın haram kıldığı amelleri aldırmaksızın işlemek gibi geniş bir anlam ifade eder. Allah yolunda infak edin ve kendi elinizle, kendinizi tehlikeye atmayın. Burada kastedilen infak ve cihadı terk etmektir. Günah işleyip Allah'ın rahmetinden ümit kesmek şeklinde de yorumlanmıştır.
Sayfadan Gönüle Düşenler

Umre hatıraları;

 Bazen zaman dursun ister insan.

Zamandaki sırrı anlayıp bereketine ulaşmak. Anlarda gizlenmiş her kırıntının lezzetini yaşamak ister.

Bulunduğu yerden gitmemek. Huzurdan ve cemaatten uzaklaşmamak. Bedeni yorulmasın ve nefsi sıkılmasın ki zamanın içinde kaybolup, hep orada kalsın.

Ezan sesini topladım, kulaklarımı doldurmak için. Oraların resimlerini çektim gözlerimle, gönlüme kaydetmek için. Yaşadığım her anı, kendime anlattım, zihnime kazımak için. Kabe'yi ve Ravza’yı izlerken ‘belki’ dedim ‘hiç gözümü kırpmadan ve nefes almadan bakıp dinlersem. Buralardan ayrıldıktan sonra istediğim her an görür ve duyabilirim.’ Gözlerimi kapattım, derin derin içime çektim her parçayı. Mekke’nin çetin, Medine’nin yumuşak havasını soludum.

Gözlerimi açtığımda artık oralarda olmadığımı hatırladım. Karanlık çöktü, hüzünle beraber. Hasret ne çabuk gelip yerleşmiş. Kalbim, dünyaya dönüşüne ağlarmış. Ve oralarda olmayışına.

Zaman dursun istiyor insan.

Ancak zaman kararlı ve durmaya niyeti yok. Akıp gidiyor. Kaydedilen sesler, çekilen resimler, hatırlanan anılar özlemi pekiştirdikçe pekiştiriyor.

Allahım huzuruna gelmek isteyen her kuluna hayırla tez vakit gelmeyi nasip et. Başka topraklardayken, Mekke'ye ve Medine'ye, (yılın başka aylarındayken Ramazan'a ve Zilhicce’ye) olan özlemimizi ve muhabbetimizi eksiltme. Kat kat çoğalt. Kutsal topraklardan eli ve kalbi sevapta bol, günahta az dönenlerden eyle. Her daim orada geçirdiği her anın ve izninle geçireceği her yeni anın değerini bilenlerden eyle. Ayağımızı ve gönlümüzü oralardan kesme. Rabbim! Merhametine muhtacız. Dualarımızı hayırla ve ibadetlerimizi bereketle kabul buyur.

 

***

 

İnsan hayatı, küçük ya da büyük nice pişmanlıklarla doludur. Belki de, bunun en önemli sebeplerinden biri: insanın anı yaşayamamasıdır. Umutlarından ya da korkularından dolayı geleceğinde kaybolur; hüzünlerinden ya da özlemlerinden dolayı da geçmişine döner.

Anın içinde bulunduğu kısa sürelerin içindeyken hayıflanır ama nice düşünceleri ve duyguları yoğuran haline kapılarak, aynı hataları tekrarlar. Kendisini başarılı ya da başarısız gören herkes aynı dertten muzdariptir. Zira, her insanın bir umudu, korkusu, özlemi ve hüznü vardır.

Dünya hayatını kolaylaştıran, imtihanları hafifleten ve hakiki sakinliği hissettiren anlar; insanın bilinçli bir şekilde bulunduğu anı şükür ile değerlendirmesidir. Allah’ın huzurunda olduğu bilinciyle bulunduğu mekanda, O’nun rızasını gözeterek ibadet etmesi; anı yaşamaktır. 

Bu yüzden, müslümanlar için hac ve umre ibadetlerinin yeri ayrıdır. Anı yaşamanın tadına varan kalpler, devamlı o topraklara dönmek ister. Kendisini ibadete çağıran nice hatırlatıcıların eşliğinde maddi ve manevi anlamda dinlenir. Kalabalıklara rağmen sessizlikteki huzuru yudumlar.

Mekke ve Medine topraklarındaki bu hali, kendi evinde yaşamanın yolu yok mudur? Belki de, şimdiki zamana dönmek için benliğine doğru soruları sormayı öğrenmelidir. Şüphesiz ki: “Bulunduğum bu anı, Allah rızası için nasıl daha verimli bir hale getirebilirim?” sorusu uyandırıcıdır.  

Anı yaşamak; sadece kendini, bedenini, nefesini ve isteklerini dinleyerek huzuru yakalama çabası değildir. Bu, dinden ve tevhid inancından uzaklaşmanın sonucunda, kendisine fazlasıyla değer vererek, kaybettiklerini arayanların uydurduğu ama nefse hizmet ettiği için de çoğunluğa cazip gelen bir yalandır. 

Allah’ı zikrederek, O’nun yarattıklarını düşünerek, her türlü noksanlıktan uzak bir Yaratıcının kulu olduğu bilinciyle hareket etmektir. Kısacası; anı yaşamak durmak değil, bilinçli adımlarla yaşamaya devam etmektir. Üstün hallere bürünmeden ve acaip işler başarma gerginliğinden uzaklaşarak, ufak görünümlü ama Allah’ın kulu olduğu bilinciyle şimdiye dön ve şükür ile anın tadına var.

Senin rızan için yapılan her işin mükafatını veren Allahım! Sana sonsuz şükürler olsun. Bizi; Senin rahmetin ve Senin adın ile hayırlı, bereketli, huzurlu ve verimli bir ömür yaşayanlardan ve bu ömrün sonunda, Sana ve nimetlerine kavuşan kullarından eyle. Geçmişin kederinden, geleceğin endişesinden arındır. Geçmişinden öğrenenlerden, geçici ve kalıcı olan iki cihandaki geleceklerine doğru şekilde hazırlananlardan eyle. Gönüllerimizi ve zihinlerimizi; bizi Sana daha iyi bir kul olduracak, ahlakımızı güzelleştirecek, ibadetlerimizi samimileştirecek, imtihan yüklerimizi hafifletecek, kalplerimize ferahlık getirecek ve hakiki huzur ile dolduracak hayırlı duygu ve düşüncelerle meşgul eyle.

Amin.

Zeynep Poyraz  @zeynokoloji