Bakara Sûresi 222. Ayet

وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْمَح۪يضِۜ قُلْ هُوَ اَذًىۙ فَاعْتَزِلُوا النِّسَٓاءَ فِي الْمَح۪يضِۙ وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ حَتّٰى يَطْهُرْنَۚ فَاِذَا تَطَهَّرْنَ فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ اَمَرَكُمُ اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ التَّوَّاب۪ينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّر۪ينَ  ٢٢٢

Sana kadınların ay hâlini sorarlar. De ki: “O bir ezadır (rahatsızlıktır). Ay hâlinde kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah’ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَيَسْأَلُونَكَ ve sana soruyorlar س ا ل
2 عَنِ -den
3 الْمَحِيضِ adet görme- ح ي ض
4 قُلْ de ki ق و ل
5 هُوَ o
6 أَذًى eziyettir ا ذ ي
7 فَاعْتَزِلُوا çekilin ع ز ل
8 النِّسَاءَ kadınlardan ن س و
9 فِي süresince
10 الْمَحِيضِ adet ح ي ض
11 وَلَا
12 تَقْرَبُوهُنَّ onlara yaklaşmayın ق ر ب
13 حَتَّىٰ kadar
14 يَطْهُرْنَ temizleninceye ط ه ر
15 فَإِذَا zaman
16 تَطَهَّرْنَ temizlendikleri ط ه ر
17 فَأْتُوهُنَّ onlara varın ا ت ي
18 مِنْ -den
19 حَيْثُ yer- ح ي ث
20 أَمَرَكُمُ size emrettiği ا م ر
21 اللَّهُ Allah’ın
22 إِنَّ şüphesiz
23 اللَّهَ Allah
24 يُحِبُّ sever ح ب ب
25 التَّوَّابِينَ tevbe edenleri ت و ب
26 وَيُحِبُّ ve sever ح ب ب
27 الْمُتَطَهِّرِينَ temizlenenleri ط ه ر
 

  أذي Ezeye :

  أذَى kelimesi canlı varlıklara dokunan zararı anlatır. Bu canlının nefsine, cismine ya da kazancına yönelik dünyevi veya uhrevi zarar olabilir. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 24 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri ezâ ve eziyettir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

 

وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْمَح۪يضِۜ


 Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَسْـَٔلُونَ  fiili  نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  عَنِ الْمَح۪يضِ  car mecruru  يَسْـَٔلُونَكَ  fiiline mütealliktir.


قُلْ هُوَ اَذًىۙ فَاعْتَزِلُوا النِّسَٓاءَ فِي الْمَح۪يضِۙ وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ حَتّٰى يَطْهُرْنَۚ


Fiil cümlesidir.  قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘ dir. Mekulü’l kavl  هُوَ اَذًى ’dır. قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  اَذًى  haber olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Maksur isimdir. 

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir.Takdiri, إذا كان كذلك فاعتزلوا (Durum böyle olduğunda uzaklaşın) şeklindedir. 

اعْتَزِلُوا  fiili  ن ‘ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur.  النِّسَٓاءَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. فِي الْمَح۪يضِ  car mecruru  النِّسَٓاءَ ‘ nin mahzuf haline veya  اعْتَزِلُوا  fiiline mütealliktir.

وَ  atıf harfidir. لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır.  تَقْرَبُو  fiili  ن ‘ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُنَّ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

حَتّٰى  gaye bildiren cer harfidir.  يَطْهُرْنَ  muzari fiilini gizli  اَنْ ’ le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  حَتّٰى  harf-i ceriyle  تَقْرَبُو  fiiline mütealliktir.

يَطْهُرْنَ  fiili (نَ) nûnu’n- nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni muzari fiil olup, mahallen mansubdur. Faili nûnu’n-nisve olarak mahallen merfûdur. 

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin nekre halinde sonundaki elif-i maksure kelimenin kök harflerinden biriyse bütün irab halleri takdiren olur ve tenvinli fetha ile yazılır ve okunur. Eğer ki kök harflerinden biri değilse bütün irab halleri yine takdiren olur, ancak tek fetha ile yazılır ve okunur. Çünkü sondaki illet harfi ilave olunca kelime gayr-ı munsarif olup cer ve tenvini kabul etmez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 حَتّٰٓى  edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette harf-i cer şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamut talilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra. Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

ٱعۡتَزِلُوا۟  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  عزل ’ dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. 


 فَاِذَا تَطَهَّرْنَ فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ اَمَرَكُمُ اللّٰهُۜ

 

Fiil cümlesidir. فَ  istînâfiyyedir. إِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfı olup cevabı  أْتُوهُنَّ  fiiline mütealliktir. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir.  تَطَهَّرْنَ  ile başlayan fiil cümlesi , muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

تَطَهَّرْنَ  fiili (نَ) nûnu’n- nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni mazi fiildir. Faili nûnu’n-nisve olarak mahallen merfûdur.

فَ  harfi  اِذَٓا ‘ nın cevabının başına gelen rabıta harfidir.

أْتُو  fiili  ن ‘ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُنَّ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  مِنۡ حَیۡثُ  car mecruru  أْتُو  fiiline mütealliktir. اَمَرَكُمُ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

أَمَرَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  كُمُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ٱللَّهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. 

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: a) (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 حَيْثُ  mekân zarfıdır. Bu edat cümleye muzâf olur. Edattan sonraki cümle isim ve fiil cümlesi olabilir. Edat kendisinden önceki bir fiilin mekân zarfı, yani mef‘ûlun fihidir. Sonu damme üzere mebni olduğundan mahallen mansubdur.(Arap Dilinde Edatlar, Hasan Akdağ) 

تَطَهَّرْنَ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi طهر ’dir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.


اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ التَّوَّاب۪ينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّر۪ينَ

 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder. 

اللّٰهَ  lafza-i celâl  إِنَّ ’ nin ismi olup fetha ile mansubdur.  يُحِبُّ  cümlesi,  اِنَّ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

يُحِبُّ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’ dir.  التَّوَّاب۪ينَ  mef’ûlun bih olup, nasb alameti  ي ’ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanırlar. 

وَ  atıf harfidir.  يُحِبُّ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’ dir.  الْمُتَطَهِّر۪ينَ  mef’ûlun bih olup nasb alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanırlar. 

يُحِبُّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if'âl babındandır. Sülâsîsi  حبب ‘ dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

الْمُتَطَهِّر۪ينَ  sülâsi mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan  تَفَعَّلَ  babının ism-i failidir. 

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

التَّوَّاب۪ينَ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

 

وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْمَح۪يضِۜ

 

Ayet,  وَ ’ la 217. ayette geçen  يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الشَّهْرِ الْحَرَامِ قِتَالٍ ف۪يهِ  cümlesine atfedilmiştir. 215, 217, 219 ve bu ayet, benzer şekilde başlamıştır. Bu ayetler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. 

Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

‘İstemek’ manasındaki  سْـَٔل  fiili, عَنِ  harfi ceriyle kullanıldığında, sormak anlamına gelir. Bu tazmin sanatıdır.

Bazı fiiller mef’ûllerini harf-i cerle alırlar. Bu harfler fiilin manasına tesir eder. Bazı nahivcilerin görüşüne göre harf-i cerin fiile mana kazandırmasına tazmin denir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قُلْ هُوَ اَذًىۙ

 

Ayetin ikinci cümlesi beyanî istînâf olarak fasılla gelmiştir. Cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  هُوَ اَذًى  cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اَذًى , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

قُلۡ هُوَ اَذًى  cümlesinde teşbih-i belîğ vardır. Benzetme edatı ile benzetme yönü gizlenmiş, böylece belîğ olmuştur. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir) 

اَذًى  denizin üzerindeki kişiyi rahatsız eden dalgadır. O dönemdeki belirtiler mide bulantısı, karın ağrısı vs, dalgalı deniz üzerinde rahatsız olan kişinin çektiklerine benzer. O yüzden kadınlardan hayız esnasında uzaklaşın.

“Kadınların ay halini sorarlar.” Yani hayız durumunu sorarlar. Hayız mutat bir vakitte rahimden çıkan pis kandır. Buradaki soru mutlaktır. Sorudaki kapalılık cevapla açıklanmıştır. Onların sorusu hayızlı kadınlarla cinsel ilişkide bulunma konusundadır. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl Ve Hakâîku’t-Te’vîl)

Cenab-ı Hak, Bakara Suresinde altı soru zikretmiştir. Bunlardan ilk üçünü  وَ  olmadan, son üçünü de  وَ  ile başlatmıştır. Bunun sebebi şudur: Onların ilk üç hadise hakkındaki soruları ayrı ayrı durumlarda vaki olmuştur. Bu sebeple orada atıf harfi getirilmemiştir. Çünkü bu sorulardan her biri ayrı ayrı birer sorudurlar. Onlar son üç soruyu ise aynı anda yöneltmişlerdir. Dolayısıyla cem ifade eden atıf harfiyle getirilmiştir. Sanki şöyle denmek istenmiştir: “Soru soranlar, içki, kumar ve şunu şunu aynı anda sana soruyorlar. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)  


 فَاعْتَزِلُوا النِّسَٓاءَ فِي الْمَح۪يضِۙ وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ حَتّٰى يَطْهُرْنَۚ 


فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıtadır. Cevap olan  فَاعْتَزِلُوا النِّسَٓاءَ فِي الْمَح۪يضِ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Takdiri, …إذا كان كذلك  (Durum böyle olduğunda …)  olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

فِي الْمَح۪يضِ  ibaresindeki  فِی  harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi  فِی  harfi cerinde zarfiye manası vardır. مَحِیضِ , içi olan bir nesneye benzetilmiştir. Câmi’ her ikisindeki mutlak irtibattır. Bu şekilde kadınların durumunun zorluğu vurgulanmıştır.

Umumi bir ifade kullanılarak kadınlar söylenmiştir ama aslında herkes kendi karısından ayrılacaktır. Umum-husus alakası ile mecaz-ı mürsel sanatı vardır.

Hükümde ortaklık nedeniyle makabline atfedilmiş olan  وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ حَتّٰى يَطْهُرْنَ  cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Emir üslubundan nehiy üslubuna iltifat sanatı vardır.

Gaye bildiren harf-i cer  حَتّٰى ‘nın, gizli  أنْ ‘le masdar yaptığı  يَطْهُرْنَ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel mecrur mahalde olup,  حَتّٰى  ile birlikte  لَا تَقْرَبُوهُنَّ  fiiline mütealliktir. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

يَطْهُرْنَ  kelimesinde irsâd sanatı vardır.

Birbirine atfedilmiş bu iki cümle ibhamdan sonra izah kabilinden ıtnâbtır.

لَا تَقْرَبُوهُنَّ  -  اعْتَزِلُوا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. Bu iki kelime cinsel ilişkiden kinayedir.

ٱلۡمَحِیضِ  kelimesi konudaki önemine binaen tekrarlanmıştır. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اعْتَزِلُوا -  تَقْرَبُوهُنَّ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

لَا تَقْرَبُوهُنَّ  [Onlara yaklaşmayın.] Bu, cimadan kinaye olup "onlarla cima etmeyin" demektir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir) 

Önceki ayette kendisinde şirk necaseti bulunan müşrik kadınla evlenmek yasaklanmakta, ikincisinde ise kendisinde hayız necaseti bulunan Müslüman kadınla cinsel birliktelik men edilmektedir. Bunlar müminlere değer katan emirlerdir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

 

فَاِذَا تَطَهَّرْنَ فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ اَمَرَكُمُ اللّٰهُۜ

 

فَ  istînâfiye,  اِذَا  şart manalı, cümleye muzaf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı, şartın cevap cümlesidir. Şart cümlesi ve  اِذَا ’nın muzafun ileyhi olan  تَطَهَّرْنَ  , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi  فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ اَمَرَكُمُ اللّٰهُ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Cümle emir üslubunda geldiği halde gerçek manada emir değildir. Vaz edildiği emir anlamından çıkarak ibaha ifade eden terkip, mecaz-ı mürsel mürekkeptir.

مِنْ حَيْثُ  zaman zarfı,  فَأْتُوهُنَّ ‘ye mütealliktir.  اَمَرَكُمُ اللّٰهُ cümlesi,  حَيْثُ ‘nün muzâfun ileyhi konumundadır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Bu cümlede lafza-i celâlin müsnedün ileyh olması, emrin ne kadar önemli olduğunun işaretidir.

Allah'ın emrinden maksat, kadınlardan faydalanmanın mübahlığıdır. Bu da ancak nikâh akdiyle sağlanır. Buradaki  مِن  harfi ta’lil ve sebebiyet içindir.  حَيْثُ  kelimesi mecazen mekân manasında müsteardır. Nehiyden önceki mübahlık halini ifade eder. Sanki faydalanılmaları caiz değildi veya yasaktı da sonra mübah kılınmıştır. Onların durumu, bir yere hapsedilip sonra salıverilen ve dilediği yere giden birinin durumuna benzetilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)   

Nehiyden sonra geldiği için  فَأۡتُوهُنَّ [onlara gidin] ifadesi emir değildir, mübahlık ifade eder. Yaklaşabilirsiniz anlamındadır.  مِنۡ حَیۡثُ ; zaman ve mekân zarfıdır. ‘’İstediğiniz zaman’’ manasını taşır.

Yahudiler adetli kadını hayattan tamamen dışlıyorlardı. Hristiyanlar ise bu dönemi hiç dikkate almıyorlar ve o dönemde ilişki kurabiliyorlardı. Yani, ifrat-tefrit yapıyorlardı.

Vücutta statik elektrik yükü vardır. Bu yük öfkelenince dört katına, cünüp olunca 12 katına çıkar. Gusül ile bu yük atılır. Bunun için öfkelenince de abdest almak tavsiye edilir.

حَتَّىٰ یَطۡهُرۡنَ [Temizlenmelerine dek],  تَطَهَّرۡنَ [temizlenirler] şeklinde aynı fiil ile gelmiştir. Birincisi adetin bitmesini, ikincisi yıkanıp temizlenmeyi, gusül abdestini ifade eder.

 اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ التَّوَّاب۪ينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّر۪ينَ


Ta’liliyye olarak fasılla gelen son cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.

Lafza-ı celâl müsnedün ileyh,  يُحِبُّ التَّوَّاب۪ينَ  cümlesi müsneddir.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması teberrük, telezzüz ve muhabbet duyguları uyandırmak içindir. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar ifade etmektedir. Ayrıca muzari fiil olayı zihinde canlandırmayı sağlayarak muhatabı etkiler. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla, sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi) 

إِنَّ ’ nin haberine matuf olan  وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّر۪ينَ  cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

یُحِبُّ  fiilinin tekrarı tekid ifade eden ıtnâbtır. Ayrıca bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

تَطَهَّرۡنَ -  ٱلۡمُتَطَهِّرِینَ -  یَطۡهُرۡنَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Ebü’l-Kāsım el-Hakîm şöyle demiştir: ‘’Allah günahlardan tevbe edenleri, ayıplardan/kusurlardan temizlenenleri sever.’’ Günahlar hırsızlık, zina, içki içme gibi açık olan fiiler; ayıplar/kusurlar ise kin, kötülük, ahlâksızlık ve haset gibi gizli olan fiillerdir. Cenab-ı Hak tövbe edenleri, temizlenenlerden önce zikretmiştir. Böylece isyan edenleri teskin etmek ve ümitsizliğe düşmemelerini sağlamak istemiştir. Bu konudaki başka bir yorum şöyledir: Çünkü tövbe edenler hiçbir günahla kirlenmeyen ve hep temiz kalanlardan daha fazladır. Bu sebeple ayetlerin çoğu şöyle başlar:  فَمِنكُمۡ كَافِرࣱ وَمِنكُم مُّؤۡمِنࣱ  [Sizden inkâr eden ve inanlar vardır.] (Tegābun 64/2),  فَمِنۡهُمۡ ظَالِمࣱ لِّنَفۡسِهِ  [Onlardan bir kısmı nefsine zulmeder.] (Fâtır 35/32) (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)