وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَ فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ اَبٰى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِر۪ينَ ٣٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَإِذْ | hani |
|
| 2 | قُلْنَا | demiştik |
|
| 3 | لِلْمَلَائِكَةِ | Meleklere |
|
| 4 | اسْجُدُوا | secde edin |
|
| 5 | لِادَمَ | Adem’e |
|
| 6 | فَسَجَدُوا | hemen secde ettiler |
|
| 7 | إِلَّا | hariç |
|
| 8 | إِبْلِيسَ | İblis |
|
| 9 | أَبَىٰ | kaçındı |
|
| 10 | وَاسْتَكْبَرَ | ve kibirlendi |
|
| 11 | وَكَانَ | ve oldu |
|
| 12 | مِنَ | -dan |
|
| 13 | الْكَافِرِينَ | inkarcılar- |
|
İblis kelimesinin kök manası ümitsizliğe düşmektir.
Fesecedû ‘ve hemen, gecikmeksizin secde ettiler’ demektir. Fiilin başında bulunan fe harfinin böyle bir manası vardır. Gecikmeksizin, süratle Allah’ın emrine uyduklarını ifade eder. Burada akla takılabilecek bir konu da Allah’tan başkasına secde edip etmemenin doğruluğudur. Hemen belirtmek gerekir ki burada kastedilen secde namaz ve ibadet secdesi olmayıp tazim, hürmet ve selam secdesidir. Hz. Yakub ve oğullarının Hz. Yusuf’a secdesi de bu kabildendir.
وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَ فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyedir. Zaman zarfı اِذْ, takdiri اذكر olan mahzuf fiile mütealliktir. قُلْنَا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
قُلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. لِلْمَلٰٓئِكَةِ car mecruru قُلْنَا fiiline mütealliktir. Mekulü’l-kavl اسْجُدُوا ’dür. قُلْنَا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اسْجُدُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiilidir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. لِاٰدَمَ car mecruru اسْجُدُوا fiiline mütealliktir. Gayri munsarif olduğundan kesra almamıştır.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
سَجَدُٓوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلَّٓا istisna harfidir. اِبْل۪يسَ müstesna olup fetha ile mansubdur.
(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ِاِلَّٓا اِبْل۪يسَ ifadesi muttasıl istisnadır, çünkü İblis, binlerce melek içerisinde tek kalmış bir cindir. Bu sebeple, tağlîb kullanımı gereği önce فَسَجَدُٓوا [secde ettiler] denilmiş, ardından da tek bir şeyin istisnası kabilinden olmak üzere اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ ifadesiyle İblis istisna edilmiştir. Bu istisnanın munkatı’ istisna olarak düşünülmesi de mümkündür.(Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)
اَبٰى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِر۪ينَ
Cümle, mukadder قدْ ile hal olarak mahallen mansubdur.
Fiil cümlesidir. اَبٰى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. اسْتَكْبَرَ fiili atıf harfi وَ ‘ la makabline matuftur.
اسْتَكْبَرَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.
وَ itiraziyye veya hal olmasıda caizdir. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref, haberini nasb eder.
كَانَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri هُو ’dir. مِنَ الْكَافِر۪ينَ car mecruru كَان ’ nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanırlar.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اسْتَكْبَرَ fiili sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi كبر ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamları katar.
الْكَافِر۪ينَ ; sülâsî mücerredi كفر olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَ فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ
وَ , istînâfiyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Zaman zarfı اِذْ , takdiri اذكر (Hatırla, düşün) olan mahzuf fiile mütealliktir. Bu takdire göre cümle, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
اِذْ ‘in muzâfun ileyhi olan قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Azamet zamiri dolayısıyla fiil tazim ifade eder.
قُلْنَا fiilinin mekulü’l-kavli olan اسْجُدُوا لِاٰدَمَ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Meleklere emir olan mekulü’l-kavl cümlesinden sonra emrin cevabının فَ ile gelmesi hemen secde etmiş olduklarına işaret eder.
فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَ cümlesinde فَ , istînâfiyyedir. Önceki cümleyle aralarında nedensel bağlantı vardır. اِلَّٓا ,istisna edatıdır. Munkatı’ olan istisnada اِبْل۪يسَۜ , müstesnadır.
سجد yakın anlamı ‘secde etmek, tapmak’ demektir. Fakat burada meleklerin Rabbimizin emrine itaat edip boyun eğdikleri kastedilmektedir ki bu da kelimenin ikinci ve uzak anlamıdır. Dolayısıyla tevriye vardır. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları)
اسْجُدُوا - سَجَدُٓوا kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
لِاٰدَمَ - اِبْل۪يسَۜ - لِلْمَلٰٓئِكَةِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Önceki ayetteki müfret mütekellim zamirden azamet zamirine iltifat sanatı vardır.
اِذْ قُلْنَا fiilinin çoğul olarak gelmesi saygı ifade etmek içindir. Bu fiil وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ cümlesine atfedilmiştir. Burada heybeti artırmak ve azameti göstermek için üçüncü şahıstan birinci şahsa dönüş vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
لِلْمَلٰٓئِكَةِ - اِبْل۪يسَۜ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
اِذْ kelimesinin düşün, hatırla manası vardır. Çünkü geçmişte olan bir olayı hatırlatır, ona atıf yapar.
Allah’ın Âdem (a.s)’a secde emrini vermesi, Âdem (a.s)’ın bu isimleri biliyor olması yani ilmi yüzündendir. Bu secde Allah’a olan secde gibi değildir. Allah’ın emrine boyun eğmek, yönelmek gibi anlamları vardır.
فَسَجَدُٓوا cümlesinde فَ istînâfiyye veya atıf harfidir. İblis müstesnadır. İblis meleklerden olmadığı için istisnanın munkatı’ olduğu söylenmiştir. (İrâbu'l Müyesser)
Başka bir görüş de اِلَّٓا اِبْل۪يسَ ifadesinin muttasıl istisna olduğu şeklindedir. Çünkü İblis, binlerce melek içerisinde tek kalmış bir cindir. Bu sebeple, tağlîb kullanımı gereği önce فَسَجَدُٓوا [secde ettiler] denilmiş, ardından da tek bir şeyin istisnası kabilinden olmak üzere اِلَّٓا اِبْل۪يس ifadesiyle İblis istisna edilmiştir. Bu istisnanın, munkatı’ istisna olarak düşünülmesi de mümkündür. (Zemahşerî, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
فَسَجَدُٓوا [Secde ettiler] kelimesindeki فَ onların gecikmeden, süratle Allah'ın emrine uyduklarını ifade eder. Bu ayette hazif yoluyla îcâz vardır. Takdiri de فَسَجَدُٓوا له (Ve hemen ona secde ettiler) şeklindedir. اَبٰى [kabul etmedi] kelimesinde de aynı durum olup tümleci düşürülmüştür. Takdiri أبى السجود (Secdeden yüz çevirdi) şeklindedir.(Sâbûnî , Safvetü’t Tefasir)
المَلائِكَةُ asıl itibariyle مَلَكٍ kelimesinin çoğuludur. Aslı مَلائِكُ cemi sigasındadır. Sonundaki ةُ harfi ise tekid içindir. Bu ayetteki mana, meleklerin hilafet görevini yerine getirme konusunda noksan olduklarıdır. Bu yüzden emir, azamet nûnuyla beyan edilmiştir. 30. ayet ise sadece, meleklerin görüşlerini ortaya koymalarına yönelik Allah Teâlâ’nın muradını bildirmiştir. İnsanoğlunun istişareye muhtaç olması dolayısıyla, Âdem’in yaratılışı aşamasında istişarenin önemini ilan etme yoluna gidilerek, terbiye ve idare eden olarak bizzat rab sıfatı zikredilmiştir. Dolayısıyla rab sıfatı bu terbiyeye mazhar olanlara şan ve şeref kazandırmıştır. Zamirin ilâhî terbiyeye mazhar olan en şerefli varlığa, Nebi (s.a.v)’e izafeti de uygun olmuştur. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Ayette yer alan emri hazır kipi اسْجُدُوا emrin hakiki anlamda kullanılarak vücup ifade ettiğini gösteren en güzel örneklerdendir. اسْجُدُوا [secde edin] emrinin vücup ifade ettiğini belirten Beyzâvî, ayeti şöyle izah eder: Meleklerin secdesi Hz Âdem’e saygı gösterme olmakla beraber gerçekte secde edilen Allah Teâlâ’dır. Sanki Allah Teâlâ onu eşsiz şeylere hatta bütün varlıklara örnek olarak ve ruhani ve cismani âlemde bulunanlara bir numune, melekler için de kendilerine takdir edilen kemâlata ulaşmak için bir araç, Âdem’le aralarındaki derece farklarının açığa çıkması için bir temas noktası olarak yaratınca, onda gördükleri büyük kudrete ve parlak ayetlere baş eğmek ve onun aracılığı ile kendilerine verdiği nimetlere şükretmek için, Âdem’e secdeyi emretmiştir. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı)
اَبٰى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِر۪ينَ
Cümle beyânî istînâf olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Veya اَبٰى , mansub mahalde اِبْل۪يسَ ’den hâl-i müekkide olarak ıtnâbdır. وَ ’la gelmeyen bu hal cümlesi onun bu halinin sürekli bir özellik olduğuna işaret eder.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Aynı üslupta gelerek makabline atfedilen وَاسْتَكْبَرَ cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كَانَ مِنَ الْكَافِر۪ينَ cümlesi öncesine matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir.
Nakıs fiil كان ‘nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur مِنَ الْكَافِر۪ينَ ‘nin müteallakı olan كان ‘nin haberi mahzuftur.
الْكَافِر۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek durumun devam ve sübutuna işaret etmiştir.
اِبْل۪يسَۜ - اِسْتَكْـبَرَ - الْكَافِر۪ينَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
كَان ’nin haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, c. 5, s.124)
اَبٰى fiili yüz çevirdi demektir. Yüz çevirmek kibirlenmenin dışa vurumudur.
اَبٰى - اسْتَكْبَرَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı, اسْجُدُوا - فَسَجَدُٓوا kelimeleri arasında ise iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Nesefî’ye göre اَبٰى cümlesi gizli bir sorunun cevabı olabilir, o takdirde cümleler arasında şibhi kemâl-i ittisâl olur. (Selim Güzel, Ta-Ha Suresinin Meânî İlmi Açısından Tahlili)