قَالَ يَٓا اٰدَمُ اَنْبِئْهُمْ بِاَسْمَٓائِهِمْۚ فَلَمَّٓا اَنْبَاَهُمْ بِاَسْمَٓائِهِمْۙ قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنّ۪ٓي اَعْلَمُ غَيْبَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ ٣٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَ | (Allah) dedi ki |
|
| 2 | يَا ادَمُ | Adem |
|
| 3 | أَنْبِئْهُمْ | bunlara haber ver |
|
| 4 | بِأَسْمَائِهِمْ | onların isimlerini |
|
| 5 | فَلَمَّا | ne zaman ki |
|
| 6 | أَنْبَأَهُمْ | bunlara haber verince |
|
| 7 | بِأَسْمَائِهِمْ | onların isimlerini |
|
| 8 | قَالَ | (Allah) dedi ki |
|
| 9 | أَلَمْ | değil miydim? |
|
| 10 | أَقُلْ | size demiş |
|
| 11 | لَكُمْ | size |
|
| 12 | إِنِّي | şüphesiz ben |
|
| 13 | أَعْلَمُ | bilirim |
|
| 14 | غَيْبَ | gayblarını |
|
| 15 | السَّمَاوَاتِ | göklerin |
|
| 16 | وَالْأَرْضِ | ve yerin |
|
| 17 | وَأَعْلَمُ | ve bilirim |
|
| 18 | مَا | şeyleri |
|
| 19 | تُبْدُونَ | sizin açıkladıklarınız |
|
| 20 | وَمَا | ve şeyleri |
|
| 21 | كُنْتُمْ | olduğunuz |
|
| 22 | تَكْتُمُونَ | gizlemekte |
|
قَالَ يَٓا اٰدَمُ اَنْبِئْهُمْ بِاَسْمَٓائِهِمْۚ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l kavl يَٓا اٰدَمُ ’ dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
يَٓا nida harfidir. اٰدَمُ münadadır. Müfred alem olup damme üzere mebni, mahallen mansubdur. Nidanın cevabı اَنْبِئْهُمْ بِاَسْمَٓائِهِمْ ‘ dır.
اَنْبِئْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِاَسْمَٓائِهِمْ car mecruru اَنْبِئْهُمْ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْبِئْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi نبأ ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
فَلَمَّٓا اَنْبَاَهُمْ بِاَسْمَٓائِهِمْۙ
فَ istînâfiyyedir. لَمَّٓا , kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. اَنْبَاَهُمْ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَنْبَاَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِأَسۡمَاۤىِٕهِمۡۖ car mecruru اَنْبَاَهُمْ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ. muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لَمَّا ; muzârinin başında cezm, kalb ve nefî harfi, mazinin başında ise zaman zarfıdır.
لَمَّا ; maziden önce vakta ki,...dığı zaman, manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)
اَنْبَاَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نبأ ’dir.
قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنّ۪ٓي اَعْلَمُ غَيْبَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavl اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Hemze istifham harfidir. لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
اَقُلْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri, انا ’dir. لَكُمْ car mecruru اَقُلْ fiiline mütealliktir. Mekulü’l-kavl اِنّ۪ٓي اَعْلَمُ غَيْبَ ‘dir. اَقُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
ي mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اَعْلَمُ cümlesi اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
اَعْلَمُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’ dir. غَيْبَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. السَّمٰوَاتِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. الْاَرْضِ atıf harfi وَ ‘ la makabline matuftur.
وَاَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ
Cümle, atıf harfi و ‘ la birinci اَعْلَمُ fiiline matuftur.
Fiil cümlesidir. اَعْلَمُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri, انا ’dir. مَا müşterek ism-i mevsûl, mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası تُبْدُونَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
تُبْدُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. مَا müşterek ism-i mevsûl, atıf harfi و ‘la birinci مَا ‘ya matuftur. İsm-i mevsûlun sılası كُنتُمۡ تَكۡتُمُونَ 'dür. Îrabtan mahalli yoktur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كُنتُمۡ nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تُمْ muttasıl zamiri كُنتُمۡ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur. تَكْتُمُونَ cümlesi, كُنتُمۡ ’ün haberi olarak mahallen mansubdur.
تَكْتُمُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna, veya geçmişte mutat olarak yapılan ve adet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından adet haline getirmiştir. (Arap Dilinde Kane Fiili Ve Kur’ân’da Kullanımı M.Vecih Uzunoğlu)
تُبْدُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi بدو 'dir.
قَالَ يَٓا اٰدَمُ اَنْبِئْهُمْ بِاَسْمَٓائِهِمْۚ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l kavli olan يَٓا اٰدَمُ اَنْبِئْهُمْ بِاَسْمَٓائِهِمْ cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nidanın cevabı olan اَنْبِئْهُمْ بِاَسْمَٓائِهِمْ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
فَلَمَّٓا اَنْبَاَهُمْ بِاَسْمَٓائِهِمْۙ قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنّ۪ٓي اَعْلَمُ غَيْبَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ
فَ , istînâfiyyedir. Şart üslubunda gelen terkipte لَمَّا edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan اَنْبَاَهُمْ بِاَسْمَٓائِهِمْ şart cümlesi, لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106)
Haynûne manasındaki لَمَّا aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, c. 7, s. 424)
لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنّ۪ٓي اَعْلَمُ غَيْبَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İstifham harfi hemze; takriri manadadır.
Takrîr: (itirafa zorlama) Muhatabın bildiği birşey soru şeklinde dile getirilir ve ondan bunu tasdik etmesi istenir. Bunda iknâ edici, inandırıcı delil vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri, Meânî İlmi)
İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen azarlama ve itirafa zorlama amacı taşıyan cümle mecaz-ı mürsel mürekkebtir.
اَقُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنّ۪ٓي اَعْلَمُ غَيْبَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş faide-i haber inkârî kelamdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , isnadın tekrarı ve isim cümlesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı, Kadr/1)
اِنَّ ’nin haberi olan اَعْلَمُ غَيْبَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ cümlesi müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiil sıygasında cümle olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İki هُمْ zamiri farklı şeyleri temsil etmektedir. Birincisi meleklere, ikincisi ise eşyaya aiddir.
اَنْبَاَ - اَنْبِئْهُمْ kelimeleri arasında cinas-ı iştikak, بِاَسْمَٓائِهِمْۚ kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ales-sadr sanatları vardır.
قَالَ - اَقُلْ , kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. السَّمٰوَاتِ - الْاَرْضِ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr, اَعْلَمُ - غَيْبَ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
Burada Allah Teâlâ bize ikna metodunu gösteriyor olabilir. Bize gelen soruları geçiştirip, kestirip atmak yerine ispat edip, delil getirerek cevaplamak gerekir. Soru-cevap metodu ile ilim öğrenmeli ve öğretmeliyiz.
فَلَمَّٓا اَنْبَاَهُمْ بِاَسْمَٓائِهِمْ [Âdem onlara eşyanın isimlerini haber verince] cümlesinde hazif yoluyla mecaz vardır. Takdiri: فَاَنْبَاَهُمْ بِهِاَ فَلَمَّٓا اَنْبَاَهُمْ [Onlara onları haber ver. Âdem onlara haber verince] şeklindedir. Manası anlaşıldığı için hazf edilmiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
وَاَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ
Cümle atıf harfi وَ ’ la اِنّ۪ٓ ’nin haberine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ‘nın sıla cümlesi olan تُبْدُونَ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Cümledeki ikinci مَا müşterek ism-i mevsûlü, atıf harfi و ‘ la birinciye atfedilmiştir. Atıf sebebi tezattır.
Ikinci mevsûlün sıla cümlesi olan كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ , menfi كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
كَان ’ nin haberi olan تَكْتُمُونَ ‘nin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.
كَان ’ nin haberi muzari fiil olduğunda genellikle devam edegelen maziye, âdet haline gelmiş davranışlara delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ‘nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)
كَان ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi, durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidi,Vakafât, s.103)
مَا كَان ’li olumsuz sıygalar gerçekleşmesi aklen caiz olmayan umumi olumsuzluk için kullanılır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, 3/79)
تُبْدُونَ - تَكْتُمُونَ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
Farklı iki şeyi temsil eden مَا ’larda ve اَعْلَمُ fiilinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ales-sadr sanatları vardır.
كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ cümlesiyle تُبْدُونَ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
اِنّ۪ٓي اَعْلَمُ غَيْبَ السَّمٰوَات [Ben, göklerdeki gaybı bilirim] cümlesindeki اَعْلَمُ fiili, اَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ cümlesinde tekrar zikredilmiştir. Bu da verilen habere önem vermek ve Allah'ın ilminin bütün eşyayı kuşattığına dikkat çekmek içindir. Buna ıtnâb sanatı denir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)