Bakara Sûresi 50. Ayet

وَاِذْ فَرَقْنَا بِكُمُ الْبَحْرَ فَاَنْجَيْنَاكُمْ وَاَغْرَقْـنَٓا اٰلَ فِرْعَوْنَ وَاَنْتُمْ تَنْظُرُونَ  ٥٠

Hani, sizin için denizi yarmış, sizi kurtarmış, gözlerinizin önünde Firavun ailesini suda boğmuştuk.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَإِذْ hani
2 فَرَقْنَا yarmıştık ف ر ق
3 بِكُمُ sizin için
4 الْبَحْرَ denizi ب ح ر
5 فَأَنْجَيْنَاكُمْ sizi kurtarmış ن ج و
6 وَأَغْرَقْنَا ve boğmuştuk غ ر ق
7 الَ ailesini ا و ل
8 فِرْعَوْنَ Fir’avn
9 وَأَنْتُمْ ve siz de
10 تَنْظُرُونَ görüyordunuz ن ظ ر
 

Ayet-i kerimede Âle Firavn (Firavun ailesi) tabiri kullanılmıştır. Aslında bu işkenceyi yapanlar Firavun’un ailesi değil, adamlarıdır. Firavun deyince sadece Firavun anlaşılmamalı, üst makamda bulunan yönetici sınıf anlaşılmalıdır. Ebu Musa, aslında âl kelimesinin nesep birliği ifade ettiğini söylemiştir.

Bunların menfaat üzere kurulu bir ilişkileri var. Mele’ sınıfı. Birbirlerini çektikleri, yönettikleri için bir aileden de daha yakın olmuşlar ve böyle isimlendirilmişler.

Kıpti dilinde deniz yemm demektir. Hz. Musa kıssalarında genellikle yemm kelimesi kullanılmış ama burada bahr kullanılmıştır.

Bu ayette denizde boğulmaktan kurtarmadan bahsettigi ve bu kurtarmanın hızlıca yapılması sebebiyle ‘enceynâ’ (ifal bâbı) fiili kullanılmış. 49. ayette ‘sizi Firavun’un ailesinden kurtardık’ derken kurtarma için ‘necceynâ’ (tefil bâbı) fiili kullanılmıştı. Burada bir incelik var. 49. Ayetteki kurtarma zamana yayılmış bir kurtarma iken, bu ayetteki kurtarma hızlıca olmuştur.

 
Hürmet edilen anlamındaki “Muharrem” ayını Hz. Peygamber (s.a.s.) “Allah’ın ayı” diye nitelendirmiştir (Müslim, Sıyâm, 202). Bu niteleme Muharrem ayının faziletine, feyz ve bereketinin bolluğuna işarettir. Bu ayda ibadeti teşvik eden Peygamber Efendimiz, “Ramazan’dan sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem’de tutulan oruçtur” (Müslim, Sıyâm, 202-203) demiştir.

Muharrem’i değerli kılan hususlardan biri, içerisinde Aşûre gününün bulunmasıdır. Peygamberimiz, “Aşûre günü orucunun, bir önceki yılın günahlarına kefaret olmasını Allah’tan ümit ediyorum” diyerek Aşûre orucunu tutmaya teşvik etmiştir. (Tirmizî, Savm, 48) Peygamber Efendimiz Medine’ye geldiğinde Yahudilerin bu günde oruç tuttuklarını görmüş, sebebini sorduğunda Yahudiler, “Bugün Musa ile İsrailoğulları’nın Firavun’dan kurtuldukları gündür. Biz onu kutlamak için bu günde oruç tutuyoruz” cevabını vermişlerdir. Bunun üzerine Allah Resûlü, “Biz Musa’ya sizden daha yakınız” diyerek Aşûre gününde oruç tutulmasını emretmiştir. (Buhârî, Savm, 69) Ancak Yahudilerin tek gün tuttuğu bu orucu, bir gün öncesi veya bir gün sonrasını da ekleyerek iki gün olarak tutmak daha uygun görülmüştür.
 

Kıpti dilinde deniz yemm demektir. Hz. Musa kıssalarında genellikle yemm kelimesi kullanılmış olmasına rağmen burada bahr tercih edilmiştir. Allah-u Âlem..

  Bu ayette denizde boğulmaktan kurtarmadan bahsettiği ve bu kurtarmanın hızlıca yapılması sebebiyle ‘enceynâ’ yani fiil ifal bâbı kullanılmış, 49. ayette ise ‘sizi Firavun’un ailesinden kurtardık’ derken kurtarma için ‘necceynâ’  yani tefil bâbı fiili getirilmiştir. Buradaki incelik, 49. ayetteki kurtarma zamana yayılmış bir kurtarma iken, bu ayetteki kurtarma hızlıca olmuştur.

 

وَاِذْ فَرَقْنَا بِكُمُ الْبَحْرَ فَاَنْجَيْنَاكُمْ وَاَغْرَقْـنَٓا اٰلَ فِرْعَوْنَ وَاَنْتُمْ تَنْظُرُونَ

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Zaman zarfı  اِذْ, takdiri أذكر  olan mahzuf fiile mütealliktir. فَرَقْنَا  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

فَرَقْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. بِ  sebebiyyedir. بِكُمُ  car mecruru  فَرَقْنَا  fiiline mütealliktir. الْبَحْرَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

اَنْجَيْنَاكُمْ  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile  فَرَقْنَا ’ ya matuftur. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Aetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْجَيْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَغرَقْنَٓا  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile  فَرَقْنَا ’ya matuftur. 

اغْرَقْنَٓا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. اٰلَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. فِرْعَوْنَ muzâfun ileyh olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır. وَاَنْتُمْ تَنْظُرُونَ  cümlesi, hal olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. وَ  hâliyyedir. Munfasıl zamir  اَنْتُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur. تَنْظُرُونَ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. 

تَنْظُرُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْجَيْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  نجو’dir. 

اغْرَقْنَٓا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi غرق ’dır. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.


 


(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır.

a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur.

b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder.

c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur.

d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır.

a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur.

b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder.

c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur.

d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır.

a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur.

b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder.

c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur.

d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgis

 

وَاِذْ فَرَقْنَا بِكُمُ الْبَحْرَ فَاَنْجَيْنَاكُمْ وَاَغْرَقْـنَٓا اٰلَ فِرْعَوْنَ وَاَنْتُمْ تَنْظُرُونَ

Zaman zarfı  اِذْ , önceki ayetteki zaman zarfına matuftur. Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan  فَرَقْنَا بِكُمُ الْبَحْرَ  cümlesi  اِذْ ’in muzâfun ileyhidir.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car-mecrur  بِكُمُ , ihtimam için, mef’ûl olan  الْبَحْرَ ‘ye takdim edilmiştir

Zaman ismi olan  إذ ’ in masdara değil de fiil cümlesine muzâf olmasıyla bu vaktin tazimi anlaşılır. Fiil teceddüde ve şimdiki zamana delalet eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Hac/26)

Allah Teâlâ, Kur'an'da ne zaman kendisinden azamet zamiriyle bahsetse hemen öncesinde veya sonrasında vahdaniyetinin bilinmesi için kendisine ait tekil bir zamir gelir. (Fâdıl Sâlih Samerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 467) 

اَنْجَيَ  fiili  اِفعال  babından olup zorluktan ve sıkıntıdan kurtarma konusunda hızlı olunması gereken durumlarda kullanılır. Aynı kökten türeyen  نَجَّي  fiili ise  تفعيل  babındandır ve çoğunlukla kurtarma fiilinde bir müddet bekleme ve ona zaman tanımanın söz konusu olduğu yerlerde kullanılır. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Kur’an Kelimelerinin Sırlı Dünyası, s. 113) 

فَاَنْجَيْنَاكُمْ  cümlesi atıf harfi  فَ  ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. 

Aynı üslupta gelen  وَاَغْرَقْنَٓا اٰلَ فِرْعَوْنَ  cümlesi tezat nedeniyle  فَاَنْجَيْنَاكُمْ  cümlesine atfedilmiştir.

وَاَغْرَقْنَٓا اٰلَ فِرْعَوْنَ  cümlesiyle  فَاَنْجَيْنَاكُمْ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

فَرَقْنَا , فَاَنْجَيْنَاكُمْ , اَغْرَقْنَٓا  fiilleri, azamet zamirine isnadla tazim edilmiştir.

Hal  وَ ’ıyla gelen  اَنْتُمْ تَنْظُرُون  cümlesi,  فأنجيناكم  fiilindeki  كم  zamirinden hal olarak gelmiştir.

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

49. ayetteki  اَنْجَيْنَاكُمْ  fiili ile bu ayetteki  نَجَّيْنَاكُمْ  fiilinde, aynı fiilin iki sıygası arasında güzel bir iltifat sanatı, bu iki fiil arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.

فَاَنْجَيْنَاكُمْ -  اَغْرَقْنَٓا  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.

فَرَقْنَا - اَغْرَقْنَٓا  kelimeleri arasında ise cinas ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.

Ayet-i kerimede  اٰلَ فِرْعَوْنَ [Firavun ailesi] tabiri kullanılmıştır. Aslında bu işkenceyi yapanlar Firavun’un ailesi değil, adamlarıdır. Firavun deyince sadece Firavun anlaşılmamalı, üst makamda bulunan yönetici sınıf anlaşılmalıdır. Ebu Musa, aslında  اٰلَ kelimesinin nesep birliği ifade ettiğini söylemiştir.

Bunların menfaat üzerine kurulu bir ilişkileri vardır. Mele’ sınıfı birbirlerini çektikleri, yönettikleri için bir aileden de daha yakın olmuşlar ve böyle isimlendirilmişlerdir. Kıpti dilinde denize  يَمَّ  denmektedir. Hz. Musa kıssalarında genellikle يَمَّو  kelimesi kullanılmış, ama burada بحر  kullanılmıştır.

Bu ayette denizde boğulmaktan kurtarmaktan bahsettiği ve bu kurtarmanın hızlıca yapılması sebebiyle  أنْجَيْنا (if’âl babı) fiili kullanılmış. 49. ayette ‘sizi Firavun’un ailesinden kurtardık’ derken kurtarma için  نَجَّينا (tef’il babı) fiili kullanılmıştı. Burada bir incelik vardır. 49. ayetteki kurtarma zamana yayılmış bir kurtarma iken, bu ayetteki kurtarma hızlıca olmuştur.

Son cümle mef’ûl olan  آلُ فِرْعَوْنَ a ait bir hal de olabilir. تَنْظُرُونَ  fiilinin mef’ûlü mahzuftur. Çünkü fiil lazım menziline konmuştur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Şayet ‘’بكم  ifadesi ne anlama geliyor?’’ dersen, şöyle derim: Bu hususta iki değerlendirme söz konusudur. İlkine göre: onların suya girdikleri ve girmeleri ile birlikte suyun ayrıldığı, yani onların suya girmesiyle, adeta bir şeyin içine girip onu ortadan ikiye ayıran bir başka şey gibi su ayrılmıştır. İkincisine göre ise: ”onu sizin sebebinizle, sizi kurtarmak için ayırdık” şeklinde bir anlam söz konusudur. Bu durumda  بِكُم  ifadesi hal konumundadır. (Zemahşerî, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

فرقنا بكم  cümlesindeki  ب  harf-i ceri, ilsak veya mülâbese içindir. Burada Allah’ın kudretini hatırlatma vardır. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati'l Kur'ani'l Kerim, Soru; 573)