وَاِذْ اَخَذْنَا م۪يثَاقَكُمْ لَا تَسْفِكُونَ دِمَٓاءَكُمْ وَلَا تُخْرِجُونَ اَنْفُسَكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ ثُمَّ اَقْرَرْتُمْ وَاَنْتُمْ تَشْهَدُونَ ٨٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَإِذْ | hani |
|
| 2 | أَخَذْنَا | almıştık |
|
| 3 | مِيثَاقَكُمْ | sizden kesin söz |
|
| 4 | لَا |
|
|
| 5 | تَسْفِكُونَ | dökmeyeceksiniz |
|
| 6 | دِمَاءَكُمْ | birbirinizin kanını |
|
| 7 | وَلَا |
|
|
| 8 | تُخْرِجُونَ | çıkarmayacaksınız |
|
| 9 | أَنْفُسَكُمْ | birbirinizi |
|
| 10 | مِنْ | -dan |
|
| 11 | دِيَارِكُمْ | yurtlarınız- |
|
| 12 | ثُمَّ | sonra |
|
| 13 | أَقْرَرْتُمْ | kabul etmiştiniz |
|
| 14 | وَأَنْتُمْ | ve siz |
|
| 15 | تَشْهَدُونَ | şahidsiniz |
|
Mü'minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.
Bu sebeple ayette “kanlarınızı dökmeyeceksiniz, yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız’’ fiilleri hüm değil küm zamiri ile geliyor... Onlar sizin parçanız onlara yaptığınız aynı kendinize yapmışsınız gibidir mesajı veriliyor. (Nouman Ali Han- Özlü Tefsir Dersleri)
54. ayette ‘’kendi kendinizi öldürün’’ buyurulmuştu. Bunu müfessirlerimizin bazısı intihar, bazısı nefis terbiyesi olarak yorumlamıştı. Din kardeşini öldürmek çok kötü bir şey olduğu için kendini öldürmek gibi ifade edilmiş. Burada da benzer bir ifade vardır.
وَاِذْ اَخَذْنَا م۪يثَاقَكُمْ لَا تَسْفِكُونَ دِمَٓاءَكُمْ وَلَا تُخْرِجُونَ اَنْفُسَكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ ثُمَّ اَقْرَرْتُمْ وَاَنْتُمْ تَشْهَدُونَ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Zaman zarfı اِذْ, takdiri اذكر (Hatırla, düşün) olan mahzuf fiile mütealliktir. اَخَذْنَا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَخَذْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. م۪يثَاقَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَسْفِكُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. دِمَٓاءَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. لَا تُخْرِجُونَ atıf harfi وَ ile makabline matuftur.
لَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تُخْرِجُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنْفُسَ mef‘ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مِنْ دِيَارِكُمْ car mecruru تُخْرِجُونَ fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَقْرَرْتُمْ atıf harfi ثُمَّ ile mahzuf müstenefe cümlesine matuftur. تفهّمتم ثمّ أقررتم (Anladınız sonra kabul ettiniz) demektir.
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. اَقْرَرْتُمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُمْ fail olarak mahallen merfûdur. وَاَنْتُمْ تَشْهَدُونَ cümlesi, hal olarak mahallen mansubdur.
وَ haliyyedir. Munfasıl zamir اَنْتُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. تَشْهَدُونَ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
تَشْهَدُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ثُمَّ : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُخْرِجُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi خرج ’dir.
اَقْرَرْتُمْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi قرر ‘dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَاِذْ اَخَذْنَا م۪يثَاقَكُمْ لَا تَسْفِكُونَ دِمَٓاءَكُمْ وَلَا تُخْرِجُونَ اَنْفُسَكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ
Ayet, atıf harfi وَ ile önceki ayetteki إذ أخذنا ميثاقكم ‘a atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan اَخَذْنَا م۪يثَاقَكُمْ cümlesi, اِذْ ’in muzâfun ileyhi konumundadır.
اَخَذْنَا fiili azamet zamirine isnadla tazim edilmiştir. Cümle kasem hükmündedir.
Zaman ismi olan إذ ’ in masdara değil de fiil cümlesine muzâf olmasıyla bu vaktin tazimi anlaşılır. Fiil teceddüde ve şimdiki zamana delalet eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Hac/26)
Fasılla gelen لَا تَسْفِكُونَ دِمَٓاءَكُمْ cümlesi, kasemin cevabıdır. Takdiri, قلنا (dedik) olan mahzuf fiilin mekulü’l-kavlidir. Bu takdire göre mahzufla birlikte cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Fiilin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mahzuf fiilin mekulü’l-kavli olan لَا تَسْفِكُونَ دِمَٓاءَكُمْ cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Lafzen haber olmakla beraber, manen inşâ cümlesidir. Çünkü nehiy manasındadır. Zira; bir konuda söz almak, emir veya nehy demektir. Bundan sonra gelen haber de emir veya nehy olarak tevil edilir.
Aynı üslupta gelen وَلَا تُخْرِجُونَ اَنْفُسَكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ cümlesi hükümde ortaklık sebebiyle öncesine atfedilmiştir. Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Matufun aleyh gibi lafzen haber olmakla beraber, manen inşâ cümlesidir.
لَا nefyi tekid için tekrarlanmıştır. Böylece iki fiilin birlikte nefyinin yanında, ayrı ayrı olarak da nefyi ifade edilmiştir.
تَسْفِكُونَ دِمَٓاءَكُمْ cümlesi öldürmekten kinayedir. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, Soru; 741)
Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.
Bu sebeple ayette geçen لَا تَسْفِكُونَ دِمَٓاءَكُمْ وَلَا تُخْرِجُونَ اَنْفُسَكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ fiilleri هُمْ değil كُمْ zamiri ile gelmiştir. “Onlar sizin parçanız, onlara yaptığınız şeyin aynısını kendinize yapmışsınız gibidir” mesajı verilmektedir.
54. ayette فَاقْتُلُٓوا اَنْفُسَكُمْ buyurulmuş, bunu müfessirlerimizin bazısı intihar, bazısı nefis terbiyesi olarak yorumlamıştır. Din kardeşini öldürmek çok kötü bir şey olduğu için kendini öldürmek gibi ifade edilmiştir. Burada da benzer bir ifade vardır.
Söz alındığını ifade ettikten sonra yapmamaları gerekenlerin sıralanması cem’ ma’at-taksim sanatıdır.
Buradaki hitap, daha önce belirtilen iki şeyden birini üstün sayma (tağlib) yolu ile bütün Yahudilere müteveccihdir. Bu ayet, Yahudilerin kul hukukuna dair kendilerinden alınan ahdin icablarını ihlal ettiklerini açıklamaktadır. Amaç yasaklara riayeti sağlamaktır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Müfessir Süddî diyor ki; Allah Yahudilerden dört konuda kesin söz almıştır: Öldürmeyi bırakmaları, halkı ülkeden çıkarmamaları, masiyet konusunda birbirleriyle yardımlaşmamaları ve esir düşenlerle ilgili fidye meselesidir. Ancak Yahudiler fidye ödeyerek esirleri kurtarma meselesi dışında diğer konularda verdikleri ve yerine getirmekle emrolundukları tüm sözlerini unuttular, hepsinden döndüler ve yüz çevirdiler. (Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl Ve Hakâîku’t-Te’vîl)
ثُمَّ اَقْرَرْتُمْ وَاَنْتُمْ تَشْهَدُونَ
Tertip ve terahî ifade eden ثُمَّ atıf harfiyle takdiri تفهّمتم (Anladınız) olan istînâf cümlesine atfedilmiştir.
ثُمَّ birbirine bağladığı manalar arasında kısa da olsa bir süre olduğunu ifade eder. Yani terahi ifade eder, sıralama bildirir. Terahi, sözlükte sonra olmak ve gecikmek anlamındadır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Hal وَ ’ıyla gelen وَاَنْتُمْ تَشْهَدُونَ cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
ثُمَّ اَقْرَرْتُمْ [Sonra ikrar etmiştiniz] yani sonra verdiğimiz bu sözü kabul etmiş, bunu yerine getirmenin üzerinize vecibe olduğunu itiraf etmiştiniz; “ki hâlâ buna şahitlik ediyorsunuz.” Bu ifade, “falan kimse şu konuda kendisi aleyhine ikrarda bulunmakta, buna şahitlik etmektedir” ifadesine benzer. (Zemahşerî, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
كُمْ ‘ lerin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.