Bakara Sûresi 85. Ayet

ثُمَّ اَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ تَقْتُلُونَ اَنْفُسَكُمْ وَتُخْرِجُونَ فَر۪يقاً مِنْكُمْ مِنْ دِيَارِهِمْۘ تَظَاهَرُونَ عَلَيْهِمْ بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِۜ وَاِنْ يَأْتُوكُمْ اُسَارٰى تُفَادُوهُمْ وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيْكُمْ اِخْرَاجُهُمْۜ اَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍۚ فَمَا جَزَٓاءُ مَنْ يَفْعَلُ ذٰلِكَ مِنْكُمْ اِلَّا خِزْيٌ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُرَدُّونَ اِلٰٓى اَشَدِّ الْعَذَابِۜ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ  ٨٥

Ama siz, birbirinizi öldüren, içinizden bir kesime karşı kötülük ve zulümde yardımlaşarak; size haram olduğu hâlde onları yurtlarından çıkaran, size esir olarak geldiklerinde ise, fidye verip kendilerini kurtaran kimselersiniz. Yoksa siz Kitab’ın (Tevrat’ın) bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 ثُمَّ Ama
2 أَنْتُمْ siz
3 هَٰؤُلَاءِ
4 تَقْتُلُونَ öldürüyorsunuz ق ت ل
5 أَنْفُسَكُمْ birbirinizi ن ف س
6 وَتُخْرِجُونَ ve çıkarıyorsunuz خ ر ج
7 فَرِيقًا bir grubu ف ر ق
8 مِنْكُمْ sizden
9 مِنْ
10 دِيَارِهِمْ yurtlarından د و ر
11 تَظَاهَرُونَ birleşiyorsunuz ظ ه ر
12 عَلَيْهِمْ onlara karşı
13 بِالْإِثْمِ günah ا ث م
14 وَالْعُدْوَانِ ve düşmanlıkla ع د و
15 وَإِنْ ve eğer
16 يَأْتُوكُمْ size geldiklerinde ا ت ي
17 أُسَارَىٰ esir olarak ا س ر
18 تُفَادُوهُمْ fidyelerini veriyorsunuz ف د ي
19 وَهُوَ ve o
20 مُحَرَّمٌ yasaklanmış iken ح ر م
21 عَلَيْكُمْ size
22 إِخْرَاجُهُمْ onları çıkarmak خ ر ج
23 أَفَتُؤْمِنُونَ yoksa siz inanıyorsunuz da ا م ن
24 بِبَعْضِ bir kısmına ب ع ض
25 الْكِتَابِ Kitabın ك ت ب
26 وَتَكْفُرُونَ inkar mı ediyorsunuz ك ف ر
27 بِبَعْضٍ bir kısmını ب ع ض
28 فَمَا nedir?
29 جَزَاءُ cezası ج ز ي
30 مَنْ kimsenin
31 يَفْعَلُ yapan ف ع ل
32 ذَٰلِكَ bunu
33 مِنْكُمْ sizden
34 إِلَّا başka
35 خِزْيٌ rezil olmaktan خ ز ي
36 فِي -nda
37 الْحَيَاةِ hayatı- ح ي ي
38 الدُّنْيَا dünya د ن و
39 وَيَوْمَ ve gününde ي و م
40 الْقِيَامَةِ kıyamet ق و م
41 يُرَدُّونَ onlar itilirler ر د د
42 إِلَىٰ
43 أَشَدِّ en şiddetlisine ش د د
44 الْعَذَابِ azabın ع ذ ب
45 وَمَا değildir
46 اللَّهُ Allah
47 بِغَافِلٍ gafil غ ف ل
48 عَمَّا -dan
49 تَعْمَلُونَ yaptıklarınız- ع م ل
 

Rivâyetlere göre Beni Kureyza yahudileri, müşrik Araplardan Evs kabilesinin müttefiki, Beni Nadir yahudileri de yine müşrik Araplardan Hazrec kabilesinin müttefikiydi. Bu yahudiler müttefiki bulundukları kabileler birbirleriyle savaşınca karşılıklı olarak onlara yardım ederler, birbirlerini öldürürler ve vatanlarından sürgün ederlerdi. Birbirlerine yahudi olanlardan esir düşenleri de fidye ile kurtarmaya çalışırlardı.

Allah burada bir nevi diyor ki; bu ne biçim iştir? Hem onları, kendinizden olan yahudileri öldürmek için savaşıyorsunuz, hem de fidye ile onları kurtarmaya çalışıyorsunuz. Bu nasıl iştir? Bunlar bu tür bir yargılama ile karşılaştıkları zaman da diyorlar ki, bu fidye kitabımızın emridir. Kitabımız kardeşlerimiz hakkında fidyeyi emretmektedir. Böyle bir durumda fidye vererek yahudileri kurtarmak zorundayız bizler. Eğer onlar sizin kardeşleriniz ise niye vatanlarından çıkarıyorsunuz? Niye onları öldürmeye çalışıyorsunuz? Değilse niye fidye vermeye çalışıyorsunuz? Sürgün ederken bu adamlar sizin kardeşleriniz değilken, fidye vermeye gelince sanki kardeşleriniz oluyorlar. Veya fidyeyi emrederken sanki kitabı dinlediğini iddia eden sizler, savaşırken, sürgün ederken sanki o kitap sizin kitabınız değil. Bu nasıl iştir böyle? İşinize gelen yerde kitaba sığınıyorsunuz, ama işinize gelmeyen yerde kitabı diskalifiye ediyorsunuz.

Sonra buyurur ki Allah:

"Yoksa siz kitabın bir bölümüne inanıp da bir kıs­mını inkâr mı ediyorsunuz?"

Kitabın bir kısmını gündemde tutuyorsunuz da, bir kısmını örtmeye mi çalışıyorsunuz? Kitabın bir kısmının mü'mini oldunuz da bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Bir kısmını gündeme getirip, onları eyleme dönüştürme çabası içine giriyorsunuz da, bir kısmını görmezlikten gelmeye mi çalışıyorsunuz? Ne bu haliniz? Denilmektedir.

Bu hemen hemen bugün bütün müslümanların derdidir. Bugün de bakıyoruz bir bölüm âyetler gün yüzüne çıkarılırken, bir kısım âyetler de kenara çekilmeye çalışılıyor. Bir kısım âyetler hep gündemde tutulmaya çalışılırken, bir kısım âyetler de duyulmasın diye âdeta ağza bile alınmamaya çalışılıyor. (Ali Küçük Tefsiri)

 

ثُمَّ اَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ تَقْتُلُونَ اَنْفُسَكُمْ وَتُخْرِجُونَ فَر۪يقًا مِنْكُمْ مِنْ دِيَارِهِمْۘ تَظَاهَرُونَ عَلَيْهِمْ بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ

 

İsim cümlesidir. ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. Ayet  ثُمَّ  atıf harfi ile önceki ayete matuftur.

Munfasıl zamir  اَنْتُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur. İşaret ismi  هٰٓؤُ۬لَٓاءِ  haber olarak mahallen merfûdur. Muzaf mahzuftur. Takdiri, أنتم مثل هؤلاء  (Siz onlar gibisiniz) şeklindedir. تَقْتُلُونَ  cümlesi, اَنْتُمْ ’ un ikinci haberi olarak mahallen merfûdur. 

Fiil cümlesidir. تَقْتُلُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنْفُسَكُمْ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. تُخْرِجُونَ  atıf harfi وَ ‘ la  تَقْتُلُونَ ‘ye matuftur.     

تُخْرِجُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. فَر۪يقًا  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

مِنْكُمْ  car mecruru, فَر۪يقًا ’ın mahzuf sıfatına mütealliktir. مِنْ دِيَارِ  car mecruru  تُخْرِجُونَ ’ye mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. تَظَاهَرُونَ عَلَيْهِمْ  cümlesi, تُخْرِجُونَ  ‘deki failin hali olarak mahallen mansubdur. 

تَظَاهَرُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Fiildeki ikinci  تَ  mahzuftur.  عَلَيْهِمْ  car mecruru  تَظَاهَرُونَ  fiiline mütealliktir.  

بِالْاِثْمِ  car mecruru  تَظَاهَرُونَ  ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, متلبسين بالإثم (Günaha sarılmış olarak) şeklindedir. الْعُدْوَانِ  atıf harfi وَ ‘ la  الْاِثْمِ  ‘e matuftur.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

ثُمَّ : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ   harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَقْتُلُونَ  [öldürüyorsunuz] ifadesi, ثُمَّ اَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ  [ama siz öyle kimselersiniz ki] ifadesinin beyanıdır. Bir görüşe göre  هٰٓؤُ۬لَٓاءِِ, burada  الَّذٖي  manasında ism-i mevsūldür. (Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)

 تَظَاهَرُونَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tefâ’ul babındadır. Sülâsîsi  ظهر ‘dir. Fiildeki ikinci  تَ  hafifletilerek hazfedilmiştir.

Tefâ’ul babı müşareket manasında kullanılır. Müşareket: Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile meful aynı işi yapmıştır. Müşareket bâbı olan müfaale babıyla bu bab arasındaki fark: Müfaale babında lafızda fail olan, işi başlatan ve galip durumunda olandır. Bu babda ise fail ile meful arasında işi yapma konusunda müsavilik (eşitlik) olandır. Bu sebeple tefaul babında her ikisi de faillikte aynı olup mağlup olan olmadığından bazen meful zikredilmez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُخْرِجُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  خرج’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

 وَاِنْ يَأْتُوكُمْ اُسَارٰى تُفَادُوهُمْ وَهُوَمُحَرَّمٌ عَلَيْكُمْ اِخْرَاجُهُمْۜ

 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَأْتُو  şart fiili olup نَ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اُسَارٰى  hal olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. 

فَ  karînesi olmadan gelen  تُفَادُوهُمْ  cümlesi şartın cevabıdır.

تُفَادُو  fiili  نَ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef‘ûlün bih olarak mahallen mansubdur. هُوَمُحَرَّمٌ عَلَيْكُمْ اِخْرَاجُهُمْۜ cümlesi, hal olarak mahallen mansubdur.

وَ  haliyyedir. İsim cümlesidir. Şan zamiri  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. مُحَرَّمٌ  haber olup damme ile merfûdur.  عَلَيْكُمْ  car mecruru  مُحَرَّمٌ  ‘a mütealliktir.  اِخْرَاجُهُمْ  ism-i mef’ûl  مُحَرَّمٌ ‘un naib-i faili olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  هُمْۜ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Veya, munfasıl zamir هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  مُحَرَّمٌ عَلَيْكُمْ اِخْرَاجُهُمْ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. مُحَرَّمٌ  mukaddem haber olup damme ile merfûdur.  عَلَيْكُمْ  car mecruru  مُحَرَّمٌ  ‘a mütealliktir.  اِخْرَاجُهُمْ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُفَادُو  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi  فدي ’dir. 

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

مُحَرَّمٌ ; sülâsi mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i mef’ûlüdür.

اَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْض

 

Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir. Ayet  فَ  atıf harfi ile mukadder istînâfa matuftur. Takdiri, أتفعلون ذلك (Bunu yapar mısın?) şeklindedir.

تُؤْمِنُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. بِبَعْضِ  car mecruru  تُؤْمِنُونَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الْكِتَابِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  تَكْفُرُونَ بِبَعْضٍ  cümlesi, atıf harfi  وَ  ile makabline matuftur. 

تَكْفُرُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. بِبَعْض  car mecruru  تَكْفُرُونَ  fiiline mütealliktir. 

تُؤْمِنُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  أمن ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

 فَمَا جَزَٓاءُ مَنْ يَفْعَلُ ذٰلِكَ مِنْكُمْ اِلَّا خِزْيٌ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ

 

 

İsim cümlesidir.  فَ  istînâfiyyedir. مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. جَزَٓاءُ  mübteda olup damme ile merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  يَفْعَلُ ’ dur. Îrabtan mahalli yoktur.  

يَفْعَلُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. İşaret ismi  ذٰلِكَ  mef‘ûlün bih olarak mahallen mansubdur. ل  harfi buud, yani uzaklık bildiren harf,  ك  ise muhatap zamiridir.

مِنْكُمْ  car mecruru  يَفْعَلُ  ‘ daki failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, حال كونه منكم (Onun hali sizden olmasıdır) şeklindedir. اِلَّا  hasr edatıdır. 

خِزْيٌ  kelimesi  جَزَٓاءُ ’nun haberi olup damme ile merfûdur. فِي الْحَيٰوةِ  car mecruru  خِزْيٌ ’e mütealliktir. الدُّنْيَا  kelimesi  الْحَيٰوةِ ’ın sıfatı olup elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur. Maksur isimdir.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الدُّنْيَا , sıfat-ı müşebbehedir.“Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُرَدُّونَ اِلٰٓى اَشَدِّ الْعَذَاب

 

و  istînâfiyyedir. Zaman zarfı olan  يَوْمَ  kelimesi  يُرَدُّونَ  fiilinin mef‘ûlun fihi olup fetha ile mansubdur.  الْقِيٰمَةِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

يُرَدُّونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. اِلٰٓى اَشَدِّ  car mecruru  يُرَدُّونَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الْعَذَابِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَشَدِّ ; ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. مَا  olumsuzluk harfi olup  لَيْسَ  gibi amel eder. İsmini ref haberini nasb eder.

اللّٰهُ  lafza-i celâl  مَا ’ nın ismi olup damme ile merfûdur. بِ  harf-i ceri zaiddir. غَافِلٍ lafzen mecrur,  مَا ’nın haberi olarak  mahallen mansubdur.

مَا  müşterek ism-i mevsûl عَنْ  harf-i ceriyle غَافِلٍ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası تَعْمَلُونَ ‘ dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

تَعْمَلُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. 

Burada  بِ  harfi manayı pekiştirmek için gelmiş olup zaiddir. Olumlu cümlelerde  ل harfinin tekit ifade etmesi gibi olumsuz cümlelerde de لَيْسَ ve مَا 'nın haberinin başında gelen  بِ  harfi tekid bildirir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, II, 142)

Kur'an-ı Kerim'de  بِ  harfi 22 yerde  لَيْسَ ’ nin, 19 yerde de  مَا ’ nın haberinin başında zaid olarak gelmiştir. (Ahmet Yüksel, Biçim, Anlam ve İmlâ Yönüyle Arapçada Zaidlik)

 غَافِلٍ , sülâsi mücerredi  غفل olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

ثُمَّ اَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ تَقْتُلُونَ اَنْفُسَكُمْ وَتُخْرِجُونَ فَر۪يقًا مِنْكُمْ مِنْ دِيَارِهِمْۘ  تَظَاهَرُونَ عَلَيْهِمْ بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ

Ayet tertip ve terahî ifade eden  ثُمَّ  atıf harfiyle önceki ayetteki  ثُمَّ اَقْرَرْتُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber iibtidaî kelamdır.  اَنْتُمْ  müsnedün ileyh, هٰٓؤُ۬لَٓاءِ  müsneddir. Müsnedin işaret ismiyle gelmesi, işaret edilenleri tahkir ifade eder.

تَقْتُلُونَ  cümlesi,  اَنْتُمْ ’ün ikinci haberidir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İsim cümlesinde müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Aynı üslupta gelen  تُخْرِجُونَ فَر۪يقاً مِنْكُمْ مِنْ دِيَارِهِمْۘ  cümlesi hükümde ortaklık sebebiyle  öncesine atfedilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

فَر۪يقًا ’ daki tenkir, tazim ve kesret ifade eder.

تَظَاهَرُونَ عَلَيْهِمْ بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَان  cümlesi kemâl-i ittisal nedeniyle fasılla gelmiştir.  تُخْرِجُونَ  fiilinin failinden hâl-i müekkide olarak ıtnâbtır. Vav’la gelmeyen bu hal cümlesi onların bu hallerinin sürekli bir özellik olduğuna işaret eder.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

ظهر - sırt, تظاهر - destekledi demektir. Türkçede bu kökten tezahürat kelimesini kullanıyoruz.

كُمْ  ve  مِنْ ‘ lerin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s- sadr sanatları vardır.

إثْم  ve  عُدْوَانِ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

Bu ayette  هٰٓؤُ۬لَٓاءِ  kelimesi  الذي  manasında gelmiştir.  تَقْتُلُونَ اَنْفُسَكُمْ  cümlesi sıla kabul edilmiştir.

تَقْتُلُونَ ; اَنْفُسَكُمْ  fiilinin zamirinden haldir, amili de ism-i işaretteki manadır ya da geçen cümlenin açıklamasıdır. Veya  هٰٓؤُ۬لَٓاءِ  işaret ismi  الذي  anlamındadır. Cümle de sılası, toplamı da haberdir. (Beyzâvî,Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

تَقْتُلُون اَنْفُسَكُمْ  cümlesinde, ‘’başkasını öldürüyorsunuz’’ yerine, ‘’kendi­nizi öldürüyorsunuz’’ tabiri kullanılmıştır. Zira başkasının kanını akıtan, sanki kendi kanını akıtmış gibidir. Böyle bir ifade, mecaz kabilindendir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

“Nefsi öldürmek” ibaresi üç yerde geçmiştir. İkisi Nisa Suresi’nde 29 ve 66, biri de Bakara 85. ayettedir. Hem hakikat hem de sebep alakasıyla mecaz olabilir.

Buradaki, [Siz öyle bir toplumsunuz] ifadesiyle kendilerinden kesin söz alındıktan sonra giriştikleri öldürme, sürgün etme ve düşmanlık gibi olaylar sebebiyle adeta haklarında uzak bir olasılık gibi görülen ger­çek karşısında bir tür hayret ve şaşkınlık ifade edilmiştir. Çünkü kesin söz vermişler, bu sözü verdiklerini de kabullenmişler ve ayrıca bunlara da tanıklık etmişlerdir. ‘’Bütün bu gerçeklere rağmen böyle yaparsınız ha!’’, demektir. (Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl Ve Hakâîku’t-Te’vîl)

 

وَاِنْ يَأْتُوكُمْ اُسَارٰى تُفَادُوهُمْ وَهُوَمُحَرَّمٌ عَلَيْكُمْ اِخْرَاجُهُمْۜ

 

Şart üslubunda haberî isnad olan cümle,  وَ ’la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir.  Fakat burada şart cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. Şart cümlesinin haber manalı olması bu atfı mümkün kılmıştır.

Şart cümlesi olan  يَأْتُوكُمْ اُسَارٰى , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اُسَارٰى  kelimesi fiilin failinin durumunu bildiren hal olarak ıtnâb sanatıdır.

فَ  karînesi olmadan gelen cevap cümlesi  تُفَادُوهُمْ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Fiillerin muzari fiil sıygasıyla gelmesi hudûs, teceddüt, tecessüm ve istimrar ifade etmiştir. 

اِنْ  şart harfi, asıl şart edatlarındandır. Çoğu zaman şartın vukuunda şek ifade eder. 

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106)

Hal  وَ ’ıyla gelen  وَهُوَمُحَرَّمٌ عَلَيْكُمْ اِخْرَاجُهُمْ  cümlesi,  تُخْرِجُونَ  fiilindeki failin halidir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Munfasıl zamir هُوَ  mübteda,  مُحَرَّمٌ  haberdir. Car-mecrur  عَلَيْكُمْ , ism-i mef’ûl vezninde gelen  مُحَرَّمٌ ‘a mütealliktir. 

Masdar vezninde gelerek mübalağa ifade eden  اِخْرَاجُهُمْ  izafeti, مُحَرَّمٌ ‘daki zamirden bedel veya naib-i faildir.

Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.

“Siz öyle kimselersiniz ki” sözünden sonra onların özelliklerinin sıralanması, cem mea taksim sanatıdır.

كُمْ  ve  هُمْ ‘lerin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَتُخْرِجُونَ - اِخْرَاجُهُمْ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

[Oysa bu size haram idi] ifadesindeki  هُوَ  zamiri ‘’durum şudur ki’’ anlamında şân zamiridir. Bu zamirin [onların çıkarılmaları] ifadesi ile tefsir edilen müphem bir zamir olması da mümkündür. (Zemahşerî, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Müsnedün ileyh هو  şeklinde şan zamiri olarak geldiğinde garabete delalet eder. Bu durumda muhatab bundan sonra gelen şeyi merak eder.

[Onları çıkarmak size haram olduğu halde] ifadesinde üç yorum vardır:

İlkine göre هو  zamiri, اِخْرَاجُهُمْ  kelimesine işaret eder ki cümlenin sonunda doğrudan kelimenin kendisi, tekid maksadıyla açık bir şekilde zikredilmiştir.

İkinci yoruma göre  هو  zamiri, اِخْرَاجُهُمْۜ  kelimesine işaret eder, ancak daha önce çıkarma, öldürme, dayanışma, günah, düşmanlık gibi fiiller zikredilmiş olduğu için bu zamirin bunlardan herhangi birine işaret etme ihtimali bulunur. Bu yüzden maksadı beyan etmek ve zamirin kendisine işaret ettiğini tayin etmek için  اِخْرَاجُهُمْ  (çıkarma) kelimesi tekrar zikredilmiştir.

Üçüncü yoruma göre de هو  zamiri söz ve habere işaret eder. Sanki, “Haber şu ki (bilesiniz ki) onları çıkarmak size haramdır.” demiş olur. Bunun benzeri “De ki: Allah birdir.” [İhlas 112/1]  ayetinde mevcuttur. (Ömer Nesefî /Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)

Burada  هُوَ  zamiri, şan (dikkat çekme) zamiridir. Ya da müphem (kapalı) bir zamir olup, اِخْرَاجُهُمْ  ibaresi bunun tefsiridir. (Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl Ve Hakâîku’t-Te’vîl)

Ayette bir mefûle müteaddi fiilden türeyen  مُحَرَّمٌ  ism-i mef’ûlü, mefûlü olan  اِخْرَاجُهُمْ kelimesini naib-i fail olarak almışken, şibih cümlesini mefûl olarak almıştır. İki mef’ûle müteaddi ism-i mefûl, birinci mef’ûlü naibi fail, ikinci mefûlü yine mefûl olarak almaktadır. İsm-i mefûlün kalıbı asli olduğu zaman bazen de olsa naib-i failine izafeti mümkündür. إِنَّ أَلْقَوِيَّ مُسَاعَدُ اَلزَّمِيلِ (Muhakkak ki kuvvetli olan kişi arkadaşına yardım eder.) örneğinde olduğu gibi ism-i mef’ûl tamlayan, naib-i faili tamlanan olmaktadır. Eğer kalıp kıyasî olmayan kalıplardan ise, böyle isim tamlaması mümkün değildir. (Hasan Duran/Kur’ân-I Kerîm’de Teceddüt Ve Sübût Manası İçin Yapılan ‘udûl Çeşitleri) 

اَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْض

 

Ayet, takdiri  أتفعلون ذلك (Bunu yapar mısınız?) olan mukadder istînâfa  فَ  ile atfedilmiştir. Cümle, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Hemze inkarî istifham harfidir.

İstifham üslubunda olmasına rağmen soru manası taşımayıp tevbih ve takrir anlamına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

İnkâr, (reddetme, yadsıma) manasına delalet etmek üzere en çok kullanılan istifham harfi hemzedir. Hemzeyi her zaman sorulan şey takip eder. İnkâr manasında olan istifham iki kısımdır: Azarlama ve yalanlama. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri, Meânî İlmi) 

Aynı üslupta gelerek makabline atfedilen  وَتَكْفُرُونَ بِبَعْض  cümlesinin atıf sebebi tezattır. Müspet muzari fiil sıygasında gelen cümle istifhama dahildir.

اَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ  cümlesiyle  وَتَكْفُرُونَ بِبَعْض  cümlesi arasında mukabele sanatı ve ihtibak sanatı vardır.

بِبَعْضِ الْكِتَابِ  dedikten sonra sadece  بِبَعْض  lafzıyla yetinilmiş  الْكِتَابِ , hazfedilmiştir. Bu ihtibak sanatıdır. 

İhtibak, sözden düşürülmüş olan kelime veya ifadelerin, zikredilen kelime veya ifadeden hareketle tespit edilerek yerine konulmasıdır. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, II, 831) 

بَعْض  kelimesi aslında her zaman muzâf olur. Ama burada tekrar olmasın diye muzâfun ileyh gelmemiş, o yüzden de tenvin almıştır. Buna avz (عوض)  tenvini denir. Tenvin, mahzuf muzâfun ileyh yerine geçmiştir.

بَعْض  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s - sadr,  فَتُؤْمِنُونَ  ve  وَتَكْفُرُونَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

Güvenli oldu, emniyette oldu anlamındaki  اٰمَن  fiilinin  بِ  harfi ile gelerek ‘iman etti’ manasında olması, tazmin sanatıdır.

Şu halde ayetin nazmı kerîminin ifade ettiğine göre, onlara yapılan kınamanın (tevbih) sebebi, Tevrat'ın bir kısmına iman ettikleri halde bir kısmını inkâr etmeleridir. Çünkü hitab makamında bir şeyin takdimi, o takdim edilen şeyin asaletini ve en az bir yönü ile önde olmasını gerektirir. Burada önce imanın daha sonra inkâr ve uyarının zikri gelişigüzel bir sıralama değildir. Bu sıralama vukuu itibariyledir. Hülasa,  onların burada tevbihe muhatab olmalarının sebebi, aslında Tevrat'a imanları olduğu halde, bu imanlarına tamamen ters düşen ve sanki bir kısmına iman ettikleri halde bir kısmını inkâr eder bir uygulama biçimi sergilemeleridir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

اَفَتُؤْمِنُونَ  cümlesinde soru edatı olan hemze inkâr ve kınama ifade eder. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

كَفر  ve  اٰمَنَ  fiilleri  بِ  harfi ceri ile birlikte kullanılır. Bu durum, küfür veya imanın insana yapıştığını ifade edebilir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)

Onlar esirlerini fidye ile kurtarmak dışında emrolundukları bütün emirlerden yüz çevirmişlerdir. Bundan dolayı yüce Allah onları, Kur'an-ı Kerim'de kıyamete kadar okunacak ayeti ile azarlayarak: ‘’Yoksa siz kitabın (Tevrat'ın) bir kısmına inanıyorsunuz da bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?" diye buyurmuştur. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

 

فَمَا جَزَٓاءُ مَنْ يَفْعَلُ ذٰلِكَ مِنْكُمْ اِلَّا خِزْيٌ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ

 

فَ , istînâfiyyedir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

مَا جَزَٓاءُ مَنْ يَفْعَلُ ذٰلِكَ مِنْكُمْ  mübteda, خِزْيٌ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ  haberdir.

Mübtedaya dahil olan  مَا , kasr ifadesi için gelmiş nefy harfidir.  مَا  ve اِلَّا  ile oluşan kasr mübteda ve haber arasındadır. Kasr-ı mevsuf ale’s sıfattır.

Muzâfun ileyh konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ’in sılası olan  يَفْعَلُ ذٰلِكَ مِنْكُمْ  , muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mef’ûl konumundaki  ذٰلِكَ , işaret edileni tahkir ifade eder. İsm-i işaret, müşarun ileyhi göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle ona dikkat çeker. İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكَ  ile onların yaptıkları günahara işaret edilmiştir. 

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)

Cümlede medhe benzeyen bir şeyle zemm-i tekid sanatı vardır.

الدُّنْيَا  kelimesi  الْحَيٰوةِ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla dünya hayatı içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü  الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا , hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. 

ذَ ٰ⁠لِكَ  ile müşârun ileyh en kâmil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamda bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sûreleri Belâgî Tefsiri, Duhan/57, C. 5, s. 190) 

[Dünya hayatında bir rezillik] ifadesinde خِزْيٌ  kel­imesinin nekre getirilmesi, bu cezanın şiddetini ve büyüklüğünü gösterir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir) 

Dünyada” kendilerinden” alınan cizyenin eksiltilmesi şeklinde “ azabın hafifletilmesi” söz konusu olmadığı gibi, “onlara hiç kimse yardımda edemeyecektir”; onları savunamayacaktır. Aynı şey ahiret azabı içinde geçerlidir. (Zemahşerî, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُرَدُّونَ اِلٰٓى اَشَدِّ الْعَذَاب

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Cümle müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir.  الْقِيٰمَةِ ’nin muzâfı olan zaman zarfı  يَوْمَ , siyaktaki önemine binaen amili olan  يُرَدُّونَ ’ye, takdim edilmiştir.

Az sözle çok anlam ifade eden  اَشَدِّ الْعَذَاب  izafetinde, sıfat mevsûfuna muzâf olarak mübalağa ifade etmiştir. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.

İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri C.7 S. 238)

اَشَدَّ الْعَذَابِ (Azabın en şiddetlisi) tabiri cehennem azabından kinayedir. Bu izafet, sıfatın mevsûfuna muzâf olması babında mübalağa ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Mümin/46)

خِزْيٌ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ  cümlesiyle  وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُرَدُّونَ اِلٰٓى اَشَدِّ الْعَذَاب  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

İstînâfiyye olarak gelen cümlede takdim-tehir vardır.  يَوْمَ الْقِيٰمَةِ  mef’ûlu, Yahudilerin dünya ve ahiret cezalarındaki şiddetin farklılığı belirtmek için öne geçmiştir. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim,soru;751)

Muzari fiilin tercih edilmesi olayın zihinde daha kolay canlandırılması içindir. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

 وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

 

وَ , istînâfiyedir. Nefy harfi  مَا ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden menfî isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.  مَا  harfi  ليس  gibi amel etmiştir. مَا ‘nın haberi olan  بِغَافِلٍ ’deki  بِ  harfi tekid ifade eden zaid harftir.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle  marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. 

Olumlu cümlelerde  ل  harfinin tekid ifade etmesi gibi olumsuz cümlelerde de  لَيْسَ  ve  مَا ’nın haberinin başında gelen  بِ  harfi tekid bildirir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, II, 142)

عن harf-i ceriyle birlikte  بِغَافِلٍ ‘ye müteallik masdar harfi  مَا ‘nın sılası olan  تَعْمَلُونَ ,  müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Haber olan  غَافِلٍ ‘nin ism-i fail sıygasında gelerek isim cümlesindeki sübut ve istimrar anlamını kuvvetlendirmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir.  İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

[Allah gafil değildir.] sözü “Allah onların yaptıklarını bilir.” ifadesinden daha güçlüdür. Olumsuz cümlelerde daha fazla vurgu vardır.

Allah yaptıklarınızdan gafil değildir cümlesi, bünyesinde ‘amellerinizin karşılığını verecek ve sizi mutlaka azaba uğratacaktır’ anlamını barındırmaktadır. Cümle, amellerinin karşılığının verilmesi konusunda tehdittir. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir. Mecaz-ı mürsel mürekkebdir. 

Cümlede iki farklı görevdeki  مَا ’lar arasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

غَافِلٍ - تَعْمَلُونَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.

İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder. Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail ise hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. İsm-i fail, isim cümlesi bağlamında kullanılıp başında tekid lamı (lâm-ı muzahlaka) bulunursa, bu durum sübut manasını artırır. (Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Fail’in İfade Göstergesi (Manaya Delâleti), Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi) 

Ayetin bu son cümlesi mesel tarikinde tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır. Önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.

Tezyîl, bir cümlenin diğer bir cümleyi takip etmesi ve tekid etmek amacıyla birincinin manasını kapsaması ve onu sağlamlaştırmasına verilen isimdir. Bu iki şekilde olmaktadır: Birinci cümle, ikinci cümlenin ya mantukunu ya da mefhumunu tekid etmektedir. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz Kur’an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)

Kur’an-ı Kerim’de  بِ  harfi 22 yerde  لَيْسَ ’nin, 19 yerde de  مَا ’nın haberinin başında zaid olarak gelmiştir. (Ahmet Yüksel, Biçim, Anlam ve İmla Yönüyle Arapçada Zaidlik) 

[Allah yapmakta olduğunuz şeylerden gafil değildir] ifadesi bir vaîd, yani tehdittir.

Bu ifadenin altında “Her davranışınız değerlendirilmektedir” anlamı yatmaktadır. Bir anlamın içine başka bir anlamın gizlenmesi idmâc sanatıdır. Lazım-melzum alakasıyla yaptıklarınızın karşılığı verilecektir manası taşır. Mecaz-ı mürseldir.

Bu cümle 74. ayetteki cümlenin tekrarıdır. İki cümle arasında tekrir ve reddü’l-acüz ale's’-sadr sanatları vardır.

Cenab-ı Allah´ın: [Allah, sizin yaptıklarınızdan habersiz değildir] ifadesi şiddetli bir tehdit, günaha karşı büyük bir engelleme ve taattan dolayı da bü­yük bir müjdedir. Çünkü Cenab-ı Allah´ın kâdir olanların en muktediri olması­nın yanı sıra, gaflet de O’nun hakkında imkânsız olunca, bu ifade hak­ların hak edenlere muhakkak ulaşacağını gösterir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Bu cümle, Kur’an-ı Kerim’de birkaç defa aynen tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)