خَالِد۪ينَ ف۪يهِۜ وَسَٓاءَ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ حِمْلاًۙ ١٠١
خَالِد۪ينَ ف۪يهِۜ وَسَٓاءَ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ حِمْلاًۙ
خَالِد۪ينَ kelimesi, يَحْمِلُ ’deki failin hali olup nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker kelimeler harfle îrablanır. ف۪يهِ car mecruru خَالِد۪ينَ ’ye mütealliktir.
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
سَٓاءَ zem anlamı taşıyan camid fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. سَٓاءَ fiilinin mahsusu mahzuftur. Takdiri, وزرهم (Onların yükü) şeklindedir. لَهُمْ car mecruru حِمْلاً ’nin mahzuf haline mütealliktir.
يَوْمَ zaman zarfı mahzuf hale mütealliktir. الْقِيٰمَةِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. حِمْلاً temyiz olup fetha ile mansubdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
سَاءَ zem fiili bir şahsı veya nesneyi yermek maksadıyla kurulan cümlelerde olur. Cümleye kattığı genel anlam hayret ve mübalağa ifadesidir. Zem fiili ile kurulan cümlelerde fail; marife veya gizli zamir olur, ondan sonra da mahsus gelir. Fail zamir ise temyizle yahut مَا ile belirtilir. Bu fiilin failinin geliş şekilleri şunlardır:
1. Failinin ال ’lı İsme Muzaf Olarak Gelmesi 2. سَاءَ ’nin Temyiz Alması 3. سَاءَ Fiilinin مَا Harfi ile Gelmesi (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Temyiz; kendisinden önce geçen mübhem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harf-i cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin irabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan?” soruları sorulur.Temyiz ikiye ayrılır:
1. Melfûz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.
2. Melhûz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülmeyen mümeyyez.Ayette melfûz mümeyyez şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
خَالِد۪ينَ, sülasi mücerredi خلد olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
خَالِد۪ينَ ف۪يهِۜ وَسَٓاءَ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ حِمْلاًۙ
خَالِد۪ينَ önceki ayetteki يَحْمِلُ ’deki failin halidir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır.
ف۪يهِ car-mecruru, خَالِد۪ينَ ‘ye mütealliktir.
ف۪يه car-mecrurundaki عذاب الوزر ’ye ait olan zamire dahil olan ف۪ي harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi فِی harfi zarfiye manası içerir. İçi olan bir şeye benzetilen ağırlık, mazruf mesabesindedir. Mübalağa için bu harf kullanılmıştır. Günahlar, bir kabın içinde muhafaza edilen bir şeye benzetilmiştir. Camî, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa ifade eden bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
Bu ifade sebebiyet alakası ile mecaz-ı mürseldir. Kıyamet gününde insanda yük yoktur, fakat yüklendiklerinin sebep olduğu azap vardır.
İsm-i fail vezninde gelerek fiil gibi amel eden خَالِد۪ينَ , car mecrur ف۪يهِۜ ‘ye müteallak olmuştur. خلد aslında uzun bir zaman dilimi demektir, ama daha çok çokluktan kinaye olarak ‘kalıcı ’anlamında kullanılır. Üstelik bu kalıp da onun bu anlamını pekiştirmektedir.
Hal konumundaki وَسَٓاءَ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ حِمْلاً cümlesi gayr-ı talebî inşâî isnaddır. سَٓاءَ , zem anlamı taşıyan camid fiildir. Tekid ifade eder.
Zem fiili سَٓاءَ ’ nin faili, temyiz olan حِمْلاً ile açıklanmıştır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Zem fiilinin takdiri وزرهم (Onların yükü) olan mahsusunun hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
وَسَٓاءَ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ حِمْلاًۙ [Kıyamet gününde günah, onlar için ne kötü bir yüktür] cümlesinde istiare vardır. Burada günah, istiâre-i tasrîhiyye yoluyla ağır yüke benzetilmiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Kıyamet gününün ve taşıdıkları şeyin, zamir yerine zahir isim olarak gelişi, dikkat çekerek korkutma amaçlı iltifat ve ıtnâb sanatıdır.
حِمْلاً ve وِزْراً kelimeleri arasında muvazene ve seci sanatları vardır.