Tâ-Hâ Sûresi 102. Ayet

يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ وَنَحْشُرُ الْمُجْرِم۪ينَ يَوْمَئِذٍ زُرْقاًۚ  ١٠٢

O gün günahkârları, (gözleri korkudan donup) gömgök kesilmiş olarak haşredeceğiz.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يَوْمَ o gün ي و م
2 يُنْفَخُ üflenir ن ف خ
3 فِي
4 الصُّورِ Sur’a ص و ر
5 وَنَحْشُرُ ve toplarız ح ش ر
6 الْمُجْرِمِينَ suçluları ج ر م
7 يَوْمَئِذٍ o gün
8 زُرْقًا kör bir durumda ز ر ق
 

Riyazus Salihin, 410 Nolu Hadis
Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Sûr sahibi boruyu ağzına koymuş, ne zaman üflemekle emrolunursa hemen üfleyeceği ânın iznini bekleyip durmakta iken ben nasıl sevinebilirim?”  Bu haber, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabına ağır geldi. Bunun üzerine Resûlullah:
“Hasbünallah ve ni’me’l-vekîl: Allah bize yeter, o ne güzel vekildir, deyiniz” buyurdu.
(Tirmizî, Kıyamet 8; Tefsîru sûre (39)
 

Zeraqa زرق :  زُرْقَة beyazla siyah arasındaki renklerden biri olan mavidir. Ayeti kerimede bu kelime ile anlatılan ise 'gözlerinde nur olmayan' manasıdır. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de isim olarak sadece 1 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri mızrak ve zerk etmektir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ وَنَحْشُرُ الْمُجْرِم۪ينَ يَوْمَئِذٍ زُرْقاًۚ

يَوْمَ zaman zarfı önceki ayetteki يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ’den bedel olarak mahallen mansubdur. يُنْفَخُ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

 

يُنْفَخُ damme ile merfû meçhul muzari fiildir. فِي الصُّورِ car mecruru naib-i faildir. نَحْشُرُ fiili atıf harfi وَ ’la يُنْفَخُ ’ya matuftur.

نَحْشُرُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. الْمُجْرِم۪ينَ mef’ûlun bih olup nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

يَوْمَئِذٍ zaman zarfı, إذ için muzâf olup نَحْشُرُ fiiline mütealliktir. إذ mahzuf cümleye muzâftır. Kelimenin sonundaki tenvin mahzuf muzâfun ileyhten ivazdır. زُرْقاً kelimesi الْمُجْرِم۪ينَ ’nin hali olarak fetha ile mansubdur.

Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “...rek, ...rak, ...dığı halde iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelun minh” denir.

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الْمُجْرِم۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if‘al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

زُرْقاً kelimesi فُعْل vezninde sıfat-ı müşebbehedir.“Benzeyen sıfat” demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ وَنَحْشُرُ الْمُجْرِم۪ينَ يَوْمَئِذٍ زُرْقاًۚ

Zaman zarfı يَوْمَ , önceki ayetteki يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ’den bedeldir. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır. يَوْمَ ‘nin muzâfun ileyhi olan يُنْفَخُ فِي الصُّورِ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidâî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) يُنْفَخُ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef‘ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef‘ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kur’ân-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmûlat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

وَنَحْشُرُ الْمُجْرِم۪ينَ يَوْمَئِذٍ زُرْقاً cümlesi, atıf harfi وَ ‘la يُنْفَخُ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidâî kelamdır. نَحْشُرُ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir. نَحْشُرُ fiiline müteallik zaman zarfı يَوْمَئِذٍ ‘nin sonundaki tenvin, takdir edilen muzâfun ileyh cümlesinden ivazdır. Muzâfun ileyh cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. يَوْمَ kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

الْمُجْرِم۪ينَ ‘den hal olan زُرْقاً, mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Kinaye ve tevriye kastıyla gelen زُرْقاً kelimesinde tıbâk-ı tedbîc sanatı vardır. زُرْقاً gök gözlü demektir. Çünkü gök, Araplara göre göz için en kötü ve istenmeyen renktir. Zira Rumlar onların en azılı düşmanları idiler, onlar da gök gözlü idiler. Bunun içindir ki düşmanı nitelerken; ciğeri kara, bıyığı kırmızı, gözü mavi denilir. Ya da kör olarak toplayacağız demektir, çünkü körün göz bebeği mavileşir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Câmi‘; her ikisinin de yani körlüğün de simgesi mavi gözlü olmak olan düşmanlığın da sevilmemesidir. Ebüssûud ve Fahreddin er-Râzî tefsirinde de aynı ifadeler yazılıdır. Mücrimleri o gün kör olarak haşrederiz ifadesinde istiare vardır. زُرْقاً kelimesi, mavileşti anlamında sıfat-ı müşebbehedir. Ayette kör manasında kullanılmıştır. Ebu Müslim şöyle demiştir: “Ayette bahsedilen mavilikten murad, onların gözlerinin belermesidir. Mavi gözler belerir. Çünkü böyle insanların gözlerinin görme gücü zayıf olduğu için, baktığı şeyi iyice görebilmek maksadı ile ona gözünü iyice dikip bakar. Böyle bir durum ise, başına hoşlanmadığı bir şeyin gelmesinden korkan kimsenin halidir. Bu tıpkı [O (Allah) bunları, gözlerinin belerip kalacağı bir gün için geciktirmektedir. (İbrahim Suresi, 42)] ayetinde olduğu gibidir.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Fahreddin Râzî tefsirinde geçen bu bilgiyi günümüzdeki bilim insanları da destekler nitelikte şu açıklamayı yapmışlardır: Açık renkli gözlere sahip kişilerin güneş ışınlarından daha fazla etkileneceğini anlatan Op. Dr. Akçay, şunları söyledi: “Açık renkli gözlerde melanin pigmenti azdır. Melanin pigmenti vücudumuzu ultraviyoleye karşı koruyan bir yapı taşıdır. Bu nedenle açık tenli, açık renk gözlere sahip kişilerde koruma mekânizması zayıftır. Güneş ve güneş ışınlarına karşı çok daha fazla hassastırlar. Açık gri ve mavi gözler güneşin zararlı ışınlarından en çok etkilenen gözlerdir.” (https://www.dunyagoz.com/tr/kurumsal/haberler/gunes-isinlari-mavi-gozluler-icin-daha-zararli)

Fahreddin er-Râzî gibi tefsir alimlerimizin feraseti günümüzde ortaya çıkan bilimsel veriler ile bir kez daha ortaya çıkmıştır.