فَيَذَرُهَا قَاعاً صَفْصَفاًۙ ١٠٦
فَيَذَرُهَا قَاعاً صَفْصَفاًۙ
Fiil cümlesidir. فَ matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَذَرُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. قَاعاً kelimesi يَذَرُهَا ’daki gaib zamirin hali olup fetha ile mansubdur. صَفْصَفاً ikinci hali olup fetha ile mansubdur.
Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette ikiside müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَيَذَرُهَا قَاعاً صَفْصَفاًۙ
Bu ayet, atıf harfi فَ ile önceki ayetteki mekulü’l kavle atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَيَذَرُهَا ’daki هَا zamiri, önceki ayetteki الْجِبَالِ ’ye aittir.
قَاعاً mef’ûlun bih veya يَذَرُهَا fiilindeki gaib zamirden haldir. صَفْصَفاًۙ ise hal veya قَاعاً ’dan bedeldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır.
Ayette eş anlamlı olan قَاعاً ve صَفْصَفاً kelimelerinin ikisini birden zikrederek anlamın kuvvetlenmesi için ıtnâb yapılmıştır. Bu iki kelime arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
قَاعاً boş, صَفْصَفاًۙ da dümdüz, bir sıra gibi demektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Ebu Müslim hem قَاعاً hem de صَفْصَفاًۙ kelimelerinin, dümdüz ve pürüzsüz yer anlamına geldiğini söylemiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)