يَوْمَئِذٍ لَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلاً ١٠٩
يَوْمَئِذٍ لَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلاً
يَوْمَئِذٍ zaman zarfı, إذ için muzâf olup تَنْفَعُ fiiline mütealliktir. إذ mahzuf cümleye muzâftır. Kelimenin sonundaki tenvin mahzuf muzâfun ileyhten ivazdır.
Fiil cümlesidir. لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَنْفَعُ damme ile merfû muzari fiildir. الشَّفَاعَةُ fail olup damme ile merfûdur. اِلَّا hasr edatıdır. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اَذِنَ لَهُ ’dür. Îrabdan mahalli yoktur.
اَذِنَ fetha üzere mebni mazi fiildir. لَهُ car mecruru اَذِنَ fiiline mütealliktir. الرَّحْمٰنُ fail olup damme ile merfûdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
رَضِيَ fetha üzere mebni mazi fiildir. لَهُ car mecruru رَضِيَ fiiline mütealliktir. قَوْلاً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
يَوْمَئِذٍ لَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلاً
Ayet beyanî istinaf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Zaman zarfı يَوْمَئِذٍ amili olan لَا تَنْفَعُ fiiline önemine binaen takdim edilmiştir. Âşûr da aynı görüştedir.
يَوْمَئِذٍ izafetinde, muzâfun ileyh olan cümlenin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Tenvin, cer mahallindeki muzâfun ileyhten ivazdır.
Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Kasrla tekid edilmiş muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Menfî sıygada gelen cümle, kasr üslubu nedeniyle müspet mana kazanmıştır.
Nefy harfi لَا ve istisna harfi اِلَّا ile oluşmuş kasır üslubu, şefaatin sadece Rahman’ın izin verdiği kimselere fayda edeceğini kesin bir dille bildirmiştir. Bu ifade gerçeğe mutabıktır. Mevsûfa hasredilen sıfat, başkasında hakiki manada bulunmadığı ve söylenen, vakıaya uygun olduğu için, hakiki tahkiki kasrdır.
Kasr, fiille mef’ûlu arasındadır. لَا تَنْفَعُ maksûr/sıfat, mef’ûl olan مَنْ maksurun aleyh/mevsûf olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur.
Şefaat edebilecek kişinin ism-i mevsûlle ifade edilmesi tazim içindir.
Muzari fiil istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لَا تَنْفَعُ fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَنْ ’in sılası olan اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اَذِنَ fiilline müteallik لَهُ car mecruru, ihtimam için faile takdim edilmiştir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde الرَّحْمٰنُ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
Aynı üslupta gelen وَرَضِيَ لَهُ قَوْلاً cümlesi, atıf harfi وَ ‘la sıla cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. رَضِيَ fiilline müteallik لَهُ car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan قَوْلاً ’deki nekrelik, tazim ifade eder. Bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.
Şefaat edenin derecesinin, yüksek bir derece olduğu, zorunlu olarak bilinen bir husustur. Dolayısıyla şefaat işi ancak, Allah'ın bu hususta kendilerine müsaade ettiği ve Allah katında hoşnut olunmuş kimseler için söz konusu olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Şu halde Allah'ın izin vermediği kimseden şefaat asla sadır olmayacaktır. [Ondan hiçbir şefaat kabul olunmaz.] ayetinin manası ise şefaat izni verilmeyecektir, demektir. Yoksa şefaat vaki olduktan sonra kabul olunmayacaktır, demek değildir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)