وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪يۙ ٢٧
وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪يۙ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
احْلُلْ dua manasında, sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. عُقْدَةً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مِنْ لِسَان۪ي car mecruru عُقْدَةً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪يۙ
Hükümde ortaklık nedeniyle önceki ayete, atıf harfi وَ ‘la atfedilen bu ayet de Hz. Musa’nın duasıdır. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır
Cümle emir üslubunda gelse de vaz edildiği emir anlamından çıkarak dua manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
مِنْ لِسَان۪يۙ car-mecruru, عُقْدَةً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mef’ûl olan عُقْدَةً ‘deki nekrelik nev ifade eder.
عُقْدَةً (bağ) kelimesinin harf-i tarifsiz getirilmesi aslında bunun az olduğuna delalet etmektedir. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)
حَلُّ العقدةً السان ifadesinde istiare vardır. Bununla kastedilen ise (Musa’nın) dilindeki dolaşıklığın giderilmesidir ki burada dolaşıklık düğüm manasındaki عُقْدَ ile ifade edilmiş, dolaşıklığın giderilmesinin istenmesi de düğümün çözülmesi ile anlatılmıştır. Bu suretle gerdanlık dizisinin cüzleri ile söz dizisinin parçaları arasında uyum sağlanmıştır. Ayrıca bu tabirle Musa’nın (a.s) dilinden korku tutulmasının giderilmesi, dilinin Firavun ve yardımcılarının taşkınlığına karşı yeterli olması da kastedilmiş olabilir. Bu suretle Hz. Musa Allah Teâlâ’nın elçiliği görevini korkusuz bir şekilde yerine getirebilecek, korku ve dehşete kapılması yüzünden dili dolaşıp tutulmadan kudretli ve emin bir şekilde sözlerini söyleyebilecekti. Bu ifade, Musa (a.s) asasını yılana dönüşmeden önce korku yüzünden konuşamadığında لِسَانٌ فُلاَنٌ مَعْقُودٌ (Falancanın dili düğümlenmiştir) ve konuşmaya kadir olduğunda da لِسَانٌ فُلاَنٌ مُنْطَلِقٌ (Falancanı dili açıktır) denilmesi gibidir. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları)
Bu istiarede dil ipe benzetilmiş, ipin düğümü çözüldüğündeki düzenlilik, konuşmadaki akıcılığa benzetilmiştir. Câmi’, her ikisindeki akıcılığın arzu edilmesi, asıl haline dönmesidir.
O dilindeki düğümün tamamen çözülmesini istemedi. Ancak anlaşılmasına mani olmamasını istedi. Bunun içindir ki, nekre kılmış ve يَفْقَهُوا 'yu da emrin cevabı yapmıştır. مِنْ لِسَان۪يۙ car mecruru, عُقْدَةً 'in sıfatı veya احْلُلْ 'ün sılasıdır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl; Ebüssuûd, İrşâdü’l -Akli’s-Selîm)
Konuşmamayı ifade için şu dört kelime kullanılır: الإصاخة ، الإنصات , السكوت , الصمت ‘dır. الصمت ; bunların genel olanıdır; çünkü bu kelime hem konuşabilen hem de konuşamayanlar hakkında kullanılır. السكوت ise; konuşabilen kişinin konuşmaması demektir. الإنصات ; dinlemeyle birlikte susmaktır. الإصاخة ise; mesela bir sır ve uzak bir yerden gelen ses gibi, anlaşılması zor olan şeylere kulak vermek, dinlemektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)