قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِمَّٓا اَنْ تُلْقِيَ وَاِمَّٓا اَنْ نَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَلْقٰى ٦٥
قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِمَّٓا اَنْ تُلْقِيَ وَاِمَّٓا اَنْ نَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَلْقٰى
Fiil cümlesidir. قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli, يَا مُوسٰٓى ’dır. قَالُوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
يَا nida harfidir. Münada مُوسٰى müfred alem olup damme üzere mebni mahallen mansubdur. Gayri munsariftir. Nidanın cevabı اِمَّٓا اَنْ تُلْقِيَ ‘dir.
İsim cümlesidir. اِمَّٓا tahyir harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, mübteda olarak mahallen merfûdur. Haberi mahzuftur. Takdiri; إلقاؤك أوّل (İlk senin atman) şeklindedir.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
تُلْقِيَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir.
اِمَّٓا tahyir harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel atıf harfi وَ ile önceki masdar-ı müevvele matuf olup, mahallen merfûdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
نَكُونَ nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. نَكُونَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri نحن ’dir. اَوَّلَ kelimesi نَكُونَ ‘nin haberi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası اَلْقٰى ‘dır. Îrabdan mahalli yoktur.
اَلْقٰى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.
اِمَّا ; yargıyı seçmeli olarak birbirine bağlayan bir tercih edatıdır. اِمَّا ile yapılan atıfta genellikle yargılardan yalnızca birinin gerçekleşmesi söz konusudur. el-Mâlekî, talebî cümlelerden sonra kullanılan اِمَّا edatının tahyir ve ibaha, haberî cümlelerden sonra kullanılan اِمَّا edatının ise şek ve tereddüt ifade ettiğini söyler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, (Doktora Tezi)
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُلْقِيَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi لقي ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِمَّٓا اَنْ تُلْقِيَ وَاِمَّٓا اَنْ نَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَلْقٰى
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Allah Teâlâ, sihirbazların Hz. Musa'ya söylediklerini bildiriyor.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالُوا fiilinin mekulü’l-kavli olan يَا مُوسٰٓى , nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Nidanın cevabı olan اِمَّٓا اَنْ تُلْقِيَ cümlesine dahil olan اِمَّٓا , muhayyerlik ifade eden tahyir harfidir. Mekulü’l-kavlde mütekellim sihirbazlar, muhatap Hz. Musa (a.s)’dır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki تُلْقِيَ cümlesi, masdar teviliyle mahzuf mübteda için haberdir. Takdiri; إلقاؤك أول (ilk atışın…) şeklindedir. Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.
Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Muhayyerlik ifade eden tahyir harfinin dahil olduğu ikinci masdar harfi اَنْ ve akabindeki اَنْ نَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَلْقٰى cümlesi, nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi olup faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel önceki masdar-ı müevvele matuftur. كاَنَ ’nin haberi olan اَوَّلَ ’nin muzâfun ileyhi مَنْ ’in sıla cümlesi اَلْقٰى , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
تُلْقِيَ - اَلْقٰى kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr, اِمَّٓا ve اَنْ ‘lerin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِمَّٓا ; iki yargıyı seçmeli olarak birbirine bağlayan bir tercih edatıdır. اِمَّٓا ile yapılan atıfta genellikle yargılardan yalnızca birinin gerçekleşmesi söz konusudur. Mâlekî talebi cümlelerden sonra kullanılan اِمَّٓا edatının tahyîr ve ibâha, haberî cümlelerden sonra kullanılan اِمَّٓا edatının ise şek ve tereddüt ifade ettiğini söyler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
اَنْ edatı mabâdiyle birlikte gizli bir fiille mansubdur ya da mahzuf mübtedanın haberidir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)