قُلْنَا لَا تَخَفْ اِنَّكَ اَنْتَ الْاَعْلٰى ٦٨
قُلْنَا لَا تَخَفْ
Fiil cümlesidir. قُلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli, لَا تَخَفْ ‘dir. قُلْنَا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَخَفْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir.
اِنَّكَ اَنْتَ الْاَعْلٰى
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
كَ muttasıl zamiri olarak mahallen mansubdur. اَنْتَ munfasıl zamir اِنَّ ’nin ismini tekid eder. الْاَعْلٰى kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur.
Te’kid: Tabi olduğu kelimenin veya cümlenin manasını kuvvetlendiren, pekiştiren, manasındaki kapalılığı gideren ve aynı irabı alan sözdür. Te’kide “tevkid” de denilir. Te’kid eden kelimeye veya cümleye “te’kid (müekkid- ٌمُؤَكِّد)”, te’kid edilen kelime veya cümleye de “müekked (مَؤَكَّدٌ)” denir. Te’kid, çoğunlukla muhatabın zihninde iyice yerleşmesi veya onun tereddüdünü gidermek için yapılan vurguya denir. Te’kid, lafzî ve manevi olmak üzere ikiye ayrılır.
Lafzi te’kid: Harfin, fiilin, ismin hatta cümlenin tekrarı ile olur. Zamirler zamir ile te’kid edilebilirler. Bu durumda sayı ve cinsiyet yönünden te’kid müekkede uyar. Ayette lafzi tekid şeklindedir.
Manevi te’kid: Manevi te’kit marifeyi tekit eder, belirli kelimelerle yapılır. Bu kelimeler: كُلُّ , اَجْمَعُونَ , اَجْمَعِينَ dir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْاَعْلٰى ; ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قُلْنَا لَا تَخَفْ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قُلْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
قُلْنَا fiilinin mekulü’l-kavli olan لَا تَخَفْ cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.
اِنَّكَ اَنْتَ الْاَعْلٰى
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ve fasıl zamiriyle tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi lâzım-ı faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümledeki اَنْتَ fasıl zamiridir. Bu zamir, tekid ifade eder. Böylece kendisinden sonra gelen kelime de sıfat değil haber olur. Haber, cümlede sıfattan daha kuvvetli bir rükundur.
Bir başka tekid unsuru da haberin marife gelmesidir. Haberin marife oluşu bu vasfın müsnedün ileyhte kemâl derecede olduğunu belirtmiştir.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ , isim cümlesi ve fasıl zamiri sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
Müsned olan الْاَعْلٰى , ism-i tafdil kalıbında gelerek durumun devamlılığındaki mübalağaya işaret etmiştir.
الْاَعْلٰى ‘da istiare vardır. Bu kelimenin aslı ألعلْوٌ yani irtifadır. Yeryüzünde görünür şekilde açıkça yükselmektir. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fî Sûreti Meryem, s. 212) İnsanlar arasında nüfuz sahibi olmak, başarıya ulaşmak manasında müstear olmuştur. Mübalağa ifade eden bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
Müsned olan الْاَعْلٰى , onun yaşadığı korkunun delili olmak üzere marife gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
İsim cümlesi sübut ve istimrar ifade etmiştir. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Birden fazla tekid unsuru taşıyan cümle Hz. Musa’nın korkusunu gidermek ona destek vermek amacına matuftur. Peygamberlerde bulunan yüce vasıflar sebebiyle Allah (c.c), Hz. Musa’da meydana gelen bu korkuyu reddetmek için ifadeyi inkârî haber şeklinde inzal etmiştir.
Allah Teâlâ, اِنَّكَ اَنْتَ الْاَعْلٰى [Çünkü üstün (gelecek), muhakkak sen olacaksın.] buyurarak ona güvence vermiştir. Bu ifadede pek çok çeşit mübalağa ve tekid çeşitleri bulunmaktadır:
a) Tekid edatı olan اِنَّ ‘nin getirilmesi. b) Zamirlerin tekrarlanması. c) Haberde, elif lâmın gelmiş olması. d) Yücelik lafzının getirilmesi ki الْاَعْلٰى ulûv (maddi üstünlüğü) ifade eder. Tafsilatlı olanına gelince, bu da Cenab-ı Hakk'ın, "Elindekini bırakıver..." emridir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)