Tâ-Hâ Sûresi 67. Ayet

فَاَوْجَسَ ف۪ي نَفْسِه۪ خ۪يفَةً مُوسٰى  ٦٧

Bunun üzerine Mûsâ, içinde bir korku hissetti.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَأَوْجَسَ bu yüzden duydu و ج س
2 فِي
3 نَفْسِهِ içinde ن ف س
4 خِيفَةً bir korku خ و ف
5 مُوسَىٰ Musa
 
İsrâiloğulları’nın Mısır’daki varlığının ve Hz. Mûsâ tarafından eski yurtlarına götürülmeleri için ortaya konan çabanın Firavun yönetimi nezdinde oluşturduğu siyasî kaygılar, psikolojik bir harp ortamı doğurmuştu. Böyle bir ortamda, o günün şartları içinde geniş kitleleri derinden etkilemekte olan ve dinî bir hüviyet de taşıyan sihir olgusunu ön plana çıkaran bir mücadele metodu, Hz. Mûsâ’nın peygamberliğini ve liderliğini kabul ettirmesini kolaylaştırabilecekti. Çünkü Firavun ve çevresindeki ileri gelenler de sihri tevhid çağrısına karşı kullanabilecekleri en etkili silâh olarak görüyorlar ve sihirbazlara bir taraftan baskı, bir taraftan da teşvik uygulayarak bu mücadeleden mutlak zaferle çıkacaklarını sanıyorlardı. İlâhî irade böyle bir atmosferde Hz. Mûsâ’yı sihirbazların bütün hünerlerini boşa çıkaracak mûcizelerle donatıp Firavun ve çevresindekilere bir imtihan fırsatı daha vermek şeklinde tecelli etmişti. Bu âyetlerde ve Kur’an’ın başka yerlerinde açıklandığı üzere, bizzat bu silâhı kullanan sihirbazlar dahi apaçık hakikati gördükleri için imana geldikleri halde Firavun ve adamları inkârcılıktaki inatlarını sürdürdüler, Firavun bununla da yetinmeyip iman eden sihirbazları çok ağır ceza ve işkencelerle tehdit etme yoluna girdi. Fakat birkaç saat öncesine kadar Firavun’un gözüne girip ödül almak için yarışan bu insanlar imanın lezzetini tattıktan sonra âhiret mutluluğunun–hayatın bağışlanması tarzında bile olsa– dünyadaki hiçbir ödülle değişilemeyeceğini idrak edip bunu açıkça ifade etme cesaretini gösterdiler (bu olayla ilgili bilgilerin Kitâb-ı Mukaddes’tekilerle karşılaştırılması için bk. A‘râf 7/103-126). Tefsirlerde 56. âyette Firavun’a gösterildiği ifade edilen kanıtların neler olduğu açıklanırken genellikle tevhide (Allah’ın birliğine) ilişkindeliller ve Hz. Mûsâ’nın peygamberliğini ortaya koyan mûcizeler üzerinde durulur. Ayrıca, bunlardan “bütün kanıtlarımızı” şeklinde söz edilmiş olmakla beraber Arap dilindeki kullanımlar dikkate alınarak bu ifadenin, “pek çok âyetimizi / kanıtımızı, bunca âyetimizi / kanıtımızı” şeklinde anlaşılmasının uygun olacağı belirtilir (bk. Râzî, XXII, 70-71). 58. âyetin “uygun bir yer” şeklinde tercüme ettiğimiz kısmı, “iki tarafa eşit uzaklıkta bir yer, seyircilerin görüşünü engellemeyecek düz bir alan, iki tarafın da rızâ göstereceği bir yer, şu anda bulunduğumuz mekân” gibi mânalarla açıklanmıştır (bk. Râzî, XXII, 71-72). 59. âyette “şenlik günü” diye çevrilen yevmü’z-zîne tamlaması hakkında değişik açıklamalar yapılmıştır; bunların ortak noktası, Hz. Mûsâ’nın o toplumda şenlik veya kutlama amacı taşıyan ve halkı bir araya getiren belirli bir güne atıfta bulunmuş olduğudur. Bu ifadenin Firavun’a ait olduğu yorumu da yapılmıştır (Zemahşerî, II, 438; Râzî, XXII, 72-73). 63. âyetin “tuttuğunuz örnek yolu” şeklinde tercüme ettiğimiz kısmına “sahip olduğunuz onurlu ve seçkin konumu” şeklinde mâna vermek de mümkündür (bk. Taberî, XVI, 182-183; İbn Atıyye, IV, 51). 67-68. âyetlerden, sihirbazların halkın gözünü bağlayan bir büyü ortaya koyması karşısında Hz. Mûsâ’nın dahi bir an için etkilenip insanların buna kapılmalarından endişe duyduğu (İbn Atıyye, IV, 51-52), fakat Allah’ın gerçeği bildirmesiyle mâneviyatının yükseltildiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte 69. âyet onun üstün gelmesinin sihir yarışını kazanma anlamında alınmaması için sihirbazların ortaya koydukları çabanın dinen asla tasvip edilmediğine de dikkat çekilmiştir (sihir konusunda bilgi için bk. Bakara 2/102). 
Kuran Yolu Tefsiri
 

فَاَوْجَسَ ف۪ي نَفْسِه۪ خ۪يفَةً مُوسٰى

 

 

 

Fiil cümlesidir.  فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَوْجَسَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. ف۪ي نَفْسِه۪  car mecruru  اَوْجَسَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır.Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. خ۪يفَةً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  مُوسٰى  muahhar fail olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur.

اَوْجَسَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  وجس ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

فَاَوْجَسَ ف۪ي نَفْسِه۪ خ۪يفَةً مُوسٰى

 

Ayet, atıf harfi  فَ  ile önceki ayetteki …اِذَا حِبَالُهُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. فَاَوْجَسَ  fiiline müteallik  مِنَ  car mecruru ve mef’ûl olan  خ۪يفَةً  Hz. Musa’nın o andaki hislerini, ruh halini ortaya koymak ve fasılaya riayet için faile takdim edilmiştir. 

Ayetin  فَاَوْجَسَ مُوسٰى ف۪ي نَفْسِه۪ خ۪يفَةً  şeklinde gelmesi durumunda, nazmın musikisinin bozulduğu görülür. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)  

خ۪يفَةً ‘deki nekrelik, kesret veya kıllet için olduğu gibi, daha önce tatmadığı cinsten bir korkuya da delalet edebilir.

ف۪ي نَفْسِه۪  ibaresindeki  فِي  harfinde istiare vardır. Car ve mecrurun ilişkisi, zarf ve mazruf ilişkisine benzetilmiştir.  نَفْسِ , içine girilecek bir şeye benzetilmiştir. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

خٖيفَةً - اَوْجَسَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Hz. Musa ansızın bu manzara ile karşılaşınca beşer tabiatının gereği olarak içinde bir çeşit korku hissetti. Zira beşer yaratılışında yılandan nefret etmek ve onların sokmak gibi zararlarında sakınmak duygusu vardır. Diğer bir görüşe göre ise Hazret-i Musa, ‘insanların kafasının karışıp kendisine uymamalarından endişe etti’, demektir. Ancak bundan sonraki ifadelerden anlayacağımız gibi gerçek bu değildir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

الوجس  kelimesi gizli ses anlamınadır.  التوجس  ise ‘işitmek, kulak vermek’ manasınadır. Buna göre ayetin manası: Musa, kendi içinde ansızın karşılaştığı manzaradan dolayı insan olması hasebiyle yılandan kaçma, ısırması ve benzeri tehlikeli durumlarından sakınma sebepleriyle yılandan bir parça korku duydu, olur. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)