وَهَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ مُوسٰىۢ ٩
وَهَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ مُوسٰىۢ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. هَلْ istifham harfidir. اَتٰي elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir ك mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. حَد۪يثُ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. مُوسٰىۢ muzâfun ileyh olup, gayri munsarif olduğundan elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَهَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ مُوسٰىۢ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Cümle istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İstifham üslubunda olmasına rağmen soru manası taşımayıp muhatabın dikkat kesilmesini sağlamak amacıyla geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayette tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Müsnedün ileyh olan حَد۪يثُ مُوسٰىۢ , tazim kastıyla izafet formunda gelerek, az sözle çok anlam ifade etmiştir.
اَتٰي fiilinin حَد۪يثُ ’ya isnadı istiaredir. Mecaz-ı aklî yoluyla haber bir şahıs yerine konularak önemi vurgulanmıştır. Ayrıca ifadede tecessüm sanatı vardır.
هَلْ , sadece tasdik amaçlı kullanılır. Bu kelimeyle tasavvur amaçlı soru sorulamaz. Bu sebeple, kendisinden sonra أم ve muâdil gelmesi imkansızdır. Çünkü bu çelişki doğurur. Zira هل ile soru sormak, iki olgu arasındaki ilişkinin hükmünü bilmemeyi gerektirir.
ھلَ ْile gelen istifham; sorulan şeyin gerçekleştiğini ifade ettiğinden soru manasında olmayıp, sorulan sorunun tahakkuk ettiğine/edeceğine delalet eder. Bu sebeple gelecek olan cevap da tahakkuk manasıyla olacaktır. İstifham bu yüzden mecazî, tehekkümî ve inkârîdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Yunus/102)
Kur’an-ı Kerim’de هل soru edatının mazi fiil ile geçtiği de görülmektedir. Ayetler incelendiğinde هل soru harfinin mazi fiillerle de sıradan evet ya da hayır cevabına yönelik olmadığı, aksine içeriğin pekiştirilmesine yönelik olduğu görülür. وَهَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ مُوسٰى [Musa’nın sözü sana geldi mi?] ayetinde, anlatıldığı üzere muhatabın evet ya da hayır deme ihtimali bulunmamaktadır. “Kesinlikle onun sözünü bilirsin, unutma, hatırla” gibi anlamlara gelmektedir. Zaten ayetin devamında da [Hani o bir ateş görmüştü…] şeklinde hatırlatıcı ve tamamlayıcı bilgi verilmektedir. Dahası Hz. Muhammed muhatap alınarak Musa olayı diğer Müslümanlara ibretlik olarak anlatılmaktadır. Diğer bir ayette de bizzat نعم cevabı verilerek فَهَلْ وَجَدْتُمْ مَا وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقاًّۜ [Rabbinizin vaat ettiklerini gerçek buldunuz mu? Evet dediler.] Zaten ayetin sibakında [Biz Rabbimizin bize vaat ettiğini gerçek bulduk] bilgisi verildikten sonra böyle bir soru varid olmuştur. Tabii ki cevabın evet olması beklenir. Hatta bizzat ayette ‘evet’ cevabı verilerek konu tasdik edilmekte/ettirilmektedir. Bazen de هل ile yapılan sorularda bilginin onayı değil de bilgisizliğin onayı vurgulanmaktadır. قَالَ هَلْ عَلِمْتُمْ مَا فَعَلْتُمْ بِيُوسُفَ وَاَخ۪يهِ اِذْ اَنْتُمْ جَاهِلُونَ [Siz, cahilliğiniz yüzünden Yusuf ve kardeşine yaptıklarınızı biliyor musunuz?] ayeti tefsirlerde belirtildiğine göre Hz. Yusuf’u kuyuya atan kardeşleri, bu en küçük kardeşlerine de daima hakaret ve eziyet ederlerdi. Dolayısıyla kendileri tarafından bilinen bir konunun yine o kişilere sorulması abesle iştigaldir. Allah da her türlü abesten beridir. O halde burada başka bir amaca yönelik olarak هل ile soru varid olmuştur. O da “Sakın unutmayın yaptıklarınızı, siz unutsanız da biz unutmayacağız’ gibi anlamlara gelmektedir. Zemahşeri, olayın çirkinliğine vurgu yapıldığını belirtir. (Doç. Dr. Musa Alp, Arap Dilinde هل / Hel ve أ / Hemze Soru Harflerinin Vaz’ı ve Kullanımı)
Bu ayette, anlatılacaklara kulak vermeye teşvik ve tahrik vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Zuhaylî’nin ifadesiyle buradaki istifham, istifhâm-ı takrîrî olup örnek alınması maksadıyla kıssayı dinlemeye teşvik için ve rağbet ettirmek içindir. İstifham ile başlanılması haberin (kalpte) iyice sabitleşmesini sağlamak ve muhatabın ruhunu etkilemesi içindir. Bu, Arap dilinde söz söylemede etkili bir üsluptur.
Râzî’ye göre, Allah Teâlâ surenin başında Kur’an’ı Kerim’in durumunun yüceliğine, Hz. Peygamber’in kendisine yüklenilen sorumluluk karşısındaki halinin büyüklüğüne dikkat çekti. Bunun ardından tebliğ hususunda Hz. Peygamber’in kalbini kuvvetlendirmek için diğer peygamberlerin durumlarını anlattı. Bunu da Hz. Peygamber’in kalbini yatıştırmak ve başına gelen zorluklara sabretmesini sağlamak için Musa (a.s)’ın hayatından başlayarak yaptı. Çünkü gerçekten o, çok büyük sıkıntılara ve fitnelere maruz kalmıştı. Dolayısıyla ifade cevabı muhatabın kalbine iyice yerleştirmek ve onu dinlemeye sevk etmek maksadıyla beliğ bir şekilde istifham üslubuyla gelmiştir. (Sinan Yıldız, Vehbe Ez-Zuhaylî’nin Et-Tefsîru’l-Münîr Adlı Tefsirinde Belâgat İlmi Uygulamaları)
Efendimiz (s.a.v)'in peygamberliğine giriş yaptıktan sonra arkasından Musa kıssası gelmiştir ki, peygamberliğin yüklerini taşımada, risaleti tebliğde ve zorluklara dayanmada ona uysun. Çünkü bu sure ilk inenlerdendir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Bu kelam, zikredilen hadiste de konu edilen tevhit hususunu izah etmekte ve bunun, peygamberler arasında da süregelen bir gelenek olduğunu beyan etmektedir. Nitekim [Şüphe yok ki, Ben, evet Ben, Allah'ım. Benden başka hiçbir ilâh yoktur.] ayetinde Hz. Musa'ya hitap edilirken de tevhit işlenmiş ve Hazret-i Musa, sözlerini de bununla tamamlamıştır. Nitekim şöyle demiştir: [Sizin ilâhınız, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayan yalnız Allah'tır.] Bazılarına göre, Hz Musa’nın hayatının Peygamberimize anlatılması, onun peygamberliğin ağır yükünü taşıması ve elçilik hükümlerinin tebliğinde karşılaştığı zorluklara sabretmesi ile teselli bulmak içindir. Ancak surenin başında, Peygamberimizin, aşırı derecede ağır meşakkatlere girmesinin men edilmesi, bu manaya müsait değildir.(Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)