وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ اَنَّ الْاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ ١٠٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَلَقَدْ | ve andolsun |
|
| 2 | كَتَبْنَا | yazmıştık |
|
| 3 | فِي |
|
|
| 4 | الزَّبُورِ | Zebur’da |
|
| 5 | مِنْ |
|
|
| 6 | بَعْدِ | sonra |
|
| 7 | الذِّكْرِ | Zikir’den (Tevrat’tan) |
|
| 8 | أَنَّ | mutlaka |
|
| 9 | الْأَرْضَ | arza |
|
| 10 | يَرِثُهَا | varis olacak |
|
| 11 | عِبَادِيَ | kullarım |
|
| 12 | الصَّالِحُونَ | iyi |
|
وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ اَنَّ الْاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattie harfidir.
قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder.
كَتَبْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. فِي الزَّبُورِ car mecruru كَتَبْنَا fiiline mütealliktir. مِنْ بَعْدِ car mecruru كَتَبْنَا fiiline mütealliktir. الذِّكْرِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. اَنَّ ve masdar-ı müevvel, mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
الْاَرْضَ kelimesi اَنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. يَرِثُهَا cümlesi, اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
يَرِثُ damme ile merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
عِبَادِيَ fail olup, mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. الصَّالِحُونَ kelimesi عِبَادِيَ ’nin sıfatı olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الصَّالِحُونَ ; sülâsî mücerredi صلح olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ اَنَّ الْاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte terkip, kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. Mahzuf kasem ve قَدْ ile tekid edilmiş cevap cümlesi olan لَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ اَنَّ الْاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. كَتَبْنَا fiiline müteallik فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ car mecrurları, ihtimam için mef’ûl olan masdar-ı müevvele takdim edilmiştir.
فِي الزَّبُورِ ibaresinde istiare sanatı vardır. Zarfiye olan ف۪ٓي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü الزَّبُورِ hakiki manada içine girilmeye müsait değildir. Kitap, burada zarfa benzetilmiştir. Kitap ile muhtevası arasındaki ilişki, zarfla mazruf arasındaki irtibata benzetilmiştir. Câmi, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
كَتَبْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.
Masdar ve tekid harfi اَنَّ ’nin dahil olduğu اَنَّ الْاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ cümlesi, masdar teviliyle كَتَبْنَا fiilinin mef’ûlü konumundadır. Masdar-ı müevvel, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
اَنَّ ’nin haberi olan يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidai kelamdır. İsim cümlesinde müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
الصَّالِحُونَ kelimesi, عِبَادِيَ için sıfattır. ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin mevsuftaki istimrar ve istikrarına işaret etmiştir. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
Veciz ifade kastına matuf عِبَادِيَ izafeti, azamet zamirine muzâf olan عِبَاد۪ için tazim ifade etmiştir.
Ayetin başındaki azamet zamirinden عِبَادِيَ ile müfret mütekellim zamire geçişte iltifat sanatı vardır.
كَتَبْنَا - الزَّبُورِ - الذِّكْرِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
كَتَبَ fiili Allah’ın iradesi manasında kullanılmıştır. Bunun sabit oluşu bağlayıcılık açısından iradesine benzetilmiştir. Bu mana için كَتَبَ fiili istiare edilmiştir. Bu fiil aslında zorunluluk, yükümlülük ifade eder. Karine, makamın ilahi olması veya bunu kendisine gerekli kılmasıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr - Enam/12)
يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ sözündeki varis olmaktan murad onlara verilen ve geri alınmayan ihsanlardır. Varis için de miras böyledir. Miras, mirası veren kişiye geri dönmez. Bu lafızda tasrîhi ve tebeî istiare vardır. Çünkü varis olmak, baki kalmak anlamında kullanılmıştır. (Ruveynî, Teemülat fi Sureti Meryem Suresi, Meryem/63, s.243)
Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda vurgu kasem cevabına yapılır. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur'an’da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur'an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)
Davud’un (a.s) kitabında, مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ [zikirden sonra] yani Tevrat'tan sonra şöyle de denilmiştir: Zebur’dan maksat kitapların cinsidir, zikir de Levh-i Mahfûz'dur. (Beyzâvî,Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Ayet-i kerimede geçen “اَنَّ الْاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ [Yeryüzüne mutlaka salih kullarım varis olur.] ifadesindeki yeryüzünün, cennet veya dünya olduğu, salih kulların ise Allah'a ibadet eden her salih kul veya Muhammed ümmeti yahut da Hz. Musa dönemindeki İsrailoğulları olduğu söylenmiştir. (Taberi Tefsiri,Câmiu’l-Beyân fî Tefsîri’l-Kur’ân)