Enbiyâ Sûresi 15. Ayet

فَمَا زَالَتْ تِلْكَ دَعْوٰيهُمْ حَتّٰى جَعَلْنَاهُمْ حَص۪يداً خَامِد۪ينَ  ١٥

Biz onları biçilmiş ekin, sönmüş ateş gibi yapıncaya kadar bu feryatları devam etti.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَمَا
2 زَالَتْ kesilmedi ز ي ل
3 تِلْكَ bu
4 دَعْوَاهُمْ mırıldanmaları د ع و
5 حَتَّىٰ kadar
6 جَعَلْنَاهُمْ biz onları yapıncaya ج ع ل
7 حَصِيدًا biçilmiş (ekin gibi) ح ص د
8 خَامِدِينَ sönmüş ateş (gibi) خ م د
 

فَمَا زَالَتْ تِلْكَ دَعْوٰيهُمْ حَتّٰى جَعَلْنَاهُمْ حَص۪يداً خَامِد۪ينَ

 

İsim cümlesidir. فَ  istînâfiyyedir. مَا زَالَتْ  istimrar (devamlılık) fiillerinden olup nakıs fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref, haberini nasbeder. 

مَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. زَالَتْ  nakıs, fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. تِلْكَ  işaret ismi  مَا زَالَتْ ’in ismi olarak mahallen merfûdur.  دَعْوٰيهُمْ  kelimesi  مَا زَالَتْ ’in haberi olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

حَتّٰى  gaye bildiren cer harfidir. جَعَلْنَا  mazi fiili gizli  اَنْ ’le anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  دَعْوٰيهُمْ ‘e müteallik, mahallen mecrurdur.

جَعَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. حَص۪يداً  ikinci mef'ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  خَامِد۪ينَ  kelimesi  حَص۪يداً ’nin sıfatı olup nasb alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

Süreklilik (devamlılık) bildiren nakıs fiillerin isim ve haber alabilmeleri ve devamlılık manası ifade etmeleri için kendilerinden önce nefy (olumsuzluk), nehiy, dua, istifham-ı inkâri (kınama ve sitem amaçlı soru) edatlarından birinin bulunması gerekir. Başlarındaki  مَا  menfilik harfi olmasına rağmen fiile olumsuzluk değil devamlılık manası kazandırır.  مَا زَالَ  fiilinin muzarisi  لَا يَزَالُ  şeklinde gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

حَتّٰٓى  edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette harf-i cer şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek  3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

خَامِد۪ينَ  ; sülasi mücerredi  خمد  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

فَمَا زَالَتْ تِلْكَ دَعْوٰيهُمْ حَتّٰى جَعَلْنَاهُمْ حَص۪يداً خَامِد۪ينَ

 

فَ  istînâfiyedir. 

Mazi sıygada gelen nakıs fiil  مَا زَالَتْ ‘in dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.  مَا زَالَتْ  istimrar fiillerindendir. Devamlılık ifade eder.

مَا زَالَتْ ’in ismi, ismi işaret olan  تِلْكَ ’dir. Müsnedün ileyhin ismi işaretle marife olması, işaret edilen müsnedi, tahkir ve tevbih ifade eder.

İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna delalet eder.

Ayrıca uzağı işaret etmede kullanılan bu işaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  تِلْكَ  ile  دَعْوٰيهُمْ ‘a işaret edilmiştir. تِلْكَ  ile azap içinde olan kafirlerin feryadı, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)

Onların pişmanlık dolu sözlerini Allah Teâlâ'nın dualar olarak isimlendirmesi, onların ne kadar zelil ve zor durumda olduklarının işaretidir. Kasıtlı olarak seçilen bu kelime, ayetin anlamıyla kelimeler arasındaki uyum olan mürâât-ı nazîr sanatının güzel bir örneğidir. 

Gaye bildiren harf-i cer  حَتّٰى ‘nın  gizli  أن ’le masdar yaptığı  جَعَلْنَاهُمْ حَص۪يداً خَامِد۪ينَ  cümlesi masdar teviliyle  دَعْوٰيهُمْ ’a mütealliktir. Masdar-ı müevvel, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)  

جَعَلْنَاهُمْ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

حَص۪يداً ’deki nekrelik, nev ve teksir ifade eder.

Bu ayette ism-i mef’ûl yerine ism-i fail olan  حَص۪يداً  kelimesinin kullanılması hasebiyle mecâz-ı aklî vardır. Alakası mef’ûliyyedir. İsm-i fâil zikredilip ism-i mef‘ûl kastedilmiştir. 

İsm-i fail kalıbındaki  خَامِد۪ينَ, mef’ûl olan  حَص۪يداً  için sıfattır. Bunun manası bu durumun sabit olduğu, onlardan hiçbir şekilde ayrılmadığıdır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

جَعَلْنَاهُمْ حَص۪يداً خَامِد۪ينَ  ibaresinde istiare sanatı vardır. Azaba uğrayan kafirlerin hali, hasat edilmiş ekine benzetilmiştir. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır. 

Müstear toplanmış ekin lafzıdır. Müstearun minh ekindir. Müstearun leh azap edilenlerdir. Her ikisi de mahsustur. Câmi’ ise helak olmaktır ki aklîdir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

Bu ayeti teşbih olarak da değerlendiren alimlerimiz vardır. Bu durumda da teşbih-i cem’ söz konusudur. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir; Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

Bu sözleri niçin  دَعْوٰي  (dua-çağrı) diye adlandırılmıştır? Çünkü onlar, kendileri aleyhine  وَيْلَ ’i çağırmış ve  يَا وَيْلَنَٓا  demişlerdir ki bu, “Ey veyl gel, işte bu senin vaktindir.” demektir. تِلْكَ  ya isim ya haber olarak merfû veya mansubdur. دَعْوٰيهُمْ  kelimesi de böyledir. Müfessirler şöyle demişlerdir: “Bu kâfirler, bunu hep söyleyip durmuşlardır ama bu onlara fayda vermemiştir. Nitekim Cenab-ı Hakk,[Fakat hışmımızı gördükleri zaman, imanları fayda verecek değil. (Mümin Suresi, 85)] buyurmuştur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)