Enbiyâ Sûresi 60. Ayet

قَالُوا سَمِعْنَا فَتًى يَذْكُرُهُمْ يُقَالُ لَـهُٓ اِبْرٰه۪يمُۜ  ٦٠

(İçlerinden bazıları), “İbrahim denilen bir gencin onları diline doladığını duyduk” dediler.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالُوا dediler ق و ل
2 سَمِعْنَا işittik س م ع
3 فَتًى bir genç ف ت ي
4 يَذْكُرُهُمْ onları diline dolayan ذ ك ر
5 يُقَالُ deniliyormuş ق و ل
6 لَهُ kendisine
7 إِبْرَاهِيمُ İbrahim
 

Tefsirlerde anlatıldığına göre Hz. İbrâhim’in kavminin dinî bir bayramı vardı; her sene kırda toplanarak bu bayramı kutlarlardı. Bir defasında yine bayram şenliğine giderken İbrâhim’i de götürmek istediler. İbrâhim hasta olduğunu ileri sürerek bayrama katılmadı ve halk kıra çıktıktan sonra puthaneye giderek büyük put hariç hepsini kırdı. 58. âyette bu açıkça ifade edilmektedir. Rivayete göre baltayı büyük putun boynuna astı ki (Kurtubî, XI, 296-297) kavmi ona başvurup putları kimin kırdığını sorsun da böylece putun acizliği ortaya çıksın. Halk bayram yerinden döndüklerinde tanrılarının başına gelenleri görünce bu işi kimin yaptığını araştırdılar. Daha önce Hz. İbrâhim’in putların aleyhindeki konuşmalarını işitmiş olanlar durumdan halkı haberdar ettiler. Halk, İbrâhim’in sorgulanmasını ve ona verilecek cezanın başkalarına da ibret olmasını istedi

 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 687

 

قَالُوا سَمِعْنَا فَتًى يَذْكُرُهُمْ يُقَالُ لَـهُٓ اِبْرٰه۪يمُۜ

 

Fiil cümlesidir. قَالُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli,  سَمِعْنَا ’dir.  قَالُوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

سَمِعْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. فَتًى  mef’ûlun bih olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Muzâf mahzuftur. Takdiri, كلام فتى

şeklindedir. يَذْكُرُهُمْ  cümlesi, فَتًى ’nın sıfatı olarak mahallen mansubdur. 

يَذْكُرُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. يُقَالُ  cümlesi, فَتًى ’nın ikinci sıfatı olarak mahallen mansubdur. 

يُقَالُ  damme ile merfû meçhul muzari fiildir.  لَـهُٓ  car mecruru  يُقَالُ  fiiline mütealliktir.  اِبْرٰه۪يمُ  naib-i faili olup damme ile merfûdur. Gayri munsarif olduğu için tenvin almamıştır. 

Veya mahzuf mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Takdiri, هو  şeklindedir.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette ikiside fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قَالُوا سَمِعْنَا فَتًى يَذْكُرُهُمْ يُقَالُ لَـهُٓ اِبْرٰه۪يمُۜ

 

Putlara tapanların sözlerinin devamı olan bu ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

Cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107) 

قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  سَمِعْنَا فَتًى  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mef’ûl olan  فَتًى ’deki nekrelik, muayyen olmayan cinse ve tahkire delalet eder.

يَذْكُرُهُمْ  cümlesi,  فَتًى  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidai kelamdır. 

 يُقَالُ لَـهُٓ اِبْرٰه۪يمُ  cümlesi, aynı kelimenin ikinci sıfatıdır. Müspet muzari fiil sıygasında gelen cümlede  اِبْرٰه۪يمُۜ , mahzuf bir mübtedanın haberi veya meçhul fiilin naib-i faili olarak merfudur.

يُقَالُ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

قَالُوا - يُقَالُ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.  

Muzari fiiller hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

يَذْكُرُ  fiil cümlesi,  سَمِعْنَا  ikinci mef'ûlüdür ya da  سَمِعْنَا 'nın ona taalluk etmesini temin için  فَتًى 'nın sıfatıdır, bu da onları diline dolama bakımından daha etkilidir. “Ona İbrahim deniyor” cümlesi mahzuf mübtedanın haberidir yani  هو إبراهيم  demektir. Meçhul fiille merfû' olması da caizdir, çünkü ondan isim murad edilmiştir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Onlardan bazıları, soranlara cevap olarak dediler ki bu ilâhlarımızı tahkir eden İbrahim adında bir genç varmış; herhalde onlara bunu yapan odur. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Ayetin zahiri bu sözü söyleyenlerin bir kişiden fazla olduğunu göstermektedir. Buna göre onlar sanki daha önce Hz. İbrahim’i (a.s) tanımış ve putları hakkında onun söylediği şeyleri duymuşlardı. Binaenaleyh Hz. İbrahim’in (a.s), “Sizin tapmakta olduğunuz bu heykeller nedir?” (Enbiya Suresi, 52) şeklindeki sözünden başka hiçbir sözü bulunmasaydı bile zannı gâlip ile putları kıranın o olduğuna hükmetmelerine yeterdi.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)