ثُمَّ نُكِسُوا عَلٰى رُؤُ۫سِهِمْۚ لَقَدْ عَلِمْتَ مَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ يَنْطِقُونَ ٦٥
ثُمَّ نُكِسُوا عَلٰى رُؤُ۫سِهِمْۚ
Fiil cümlesidir. ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. نُكِسُوا damme üzere mebni meçhul mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. عَلٰى رُؤُ۫سِهِمْ car mecruru نُكِسُوا ‘daki failin mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
ثُمَّ ; Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَقَدْ عَلِمْتَ مَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ يَنْطِقُونَ
لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. Fiil cümlesidir. عَلِمْتَ sükûn üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur.
Mahzuf kasem ve cevabı mukadder sözün mekulü’l kavlidir. Ve naib-i failin hali konumundadır. Takdiri, قائلين والله لقد علمت ..(Allah’a yemin olsun ki biliyorsun diyerek) şeklindedir. مَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ يَنْطِقُونَ cümlesi, عَلِمْتَ fiilinin mef’ûlu bihi olarak mahallen mansubdur.
مَا olumsuzluk harfi olup لَيْسَ gibi amel eder. İsmini ref, haberini nasb eder.
هٰٓؤُ۬لَٓاءِ işaret ismi مَا ’nın ismi olarak mahallen merfûdur. يَنْطِقُونَ cümlesi, مَا ’nın haberi olarak mahallen mansubdur.
يَنْطِقُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
ثُمَّ نُكِسُوا عَلٰى رُؤُ۫سِهِمْۚ
Ayet, tertip ve terahi ifade eden ثُمَّ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
نُكِسُوا fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
ثُمَّ نُكِسُوا عَلٰى رُؤُ۫سِهِمْ [Sonra tekrar eski inanç ve tartışmalarına döndüler.] cümlesinde hoş bir temsîli istiare vardır. Onların haktan batıla dönmeleri, istiare yoluyla kişinin başının aşağıya ayaklarının yukarıya gelecek şekilde dönmesine benzetilmiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Ayette müstearün leh (müşebbeh) olan “Hz. İbrahim’in muhataplarının eski düşüncelerine, haktan batıla dönmeleri”, müstearün minh (müşebbehün bih) olan “kişinin başı yere değecek şekilde tepetaklak gelme” durumuna benzetilmiştir. Yine müşebbeh hazf edilip müşebbeh bihin birden fazla mülazımı (özelliği) zikredilmiştir.
Onlar kendi kendilerine döndüklerinde (vicdanlarına danıştıklarında) doğru karar verdiler ve en uygun olanı buldular. Sonra da eski fikirlerine dönerek, bundan vazgeçtiler ve yine eski batıl delilleri ile mücadele etmeye başladılar. Bir de halleri konuşabilen bir canlıdan daha aşağı olduğu halde putların mabud olduklarını iddiaya devam ettiler. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
لَقَدْ عَلِمْتَ مَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ يَنْطِقُونَ
Ayetin ikinci cümlesine dahil olan لَ , mahzuf bir kasemin varlığına işaret eden muvattiedir. Kasem cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. Kasem cümlesi, öncesinde takdir edilen قالوا gibi mahzuf bir söz fiilinin mekulü’l-kavlidir. Cümle …قائلين والله لقد علمت (Allah’a yemin olsun ki biliyorsun diyerek) takdirindedir.
Kasemin cevabı olan عَلِمْتَ مَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ يَنْطِقُونَ cümlesi, mahzuf kasem ve قَدْ ile tekid edilmiş müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.
Nefy harfi مَا ‘nın dahil olduğu مَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ يَنْطِقُونَ cümlesi, عَلِمْتَ fiilinin iki mef’ûlü yerindedir.
مَا , nakıs fiil ليس gibi amel etmiştir. هٰٓؤُ۬لَٓاءِ kelimesi ismi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan يَنْطِقُونَ cümlesi haberidir.
Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İbni Cerir şöyle der: “Sonra onlar İbrahim (a.s) kendileri ile mücadele ettiğinde, ona karşı ileri sürdükleri her delilde, tersyüz oldular yani hüccet hususunda mağlup oldular ve İbrahim’e (a.s) karşı neticede İbrahim’in (a.s) lehine, kendilerinin aleyhine olan deliller getirdiler. ‘Bunların konuşamayacağını sen de bilirsin.’ dediler ve üzerlerindeki bu şaşkınlıktan ötürü bunun böyle olduğunu itiraf ettiler. Buna göre mana, ‘Onların delilleri geri tepti.’ şeklindedir. Böylece ayette bizzat onlardan bahsetme, onların delillerinden bahsetme yerine geçmiştir.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)